Fehim-i Kadim 17. asrın önemli şairlerindendir. Gerek asrında gerekse daha sonraları etkisi devam etmiştir. Genç yaşta vefat etmesine rağmen oldukça hacimli ve mürettep bir dîvân tertip etmesi, nazire yazılacak şiirler yazması, kıt’alar ve diğer şiirleri ile şairlik kudretini ispat etmesi Üzgör’ün tabiri ile “hârika çocuk” denecek derecede zeki olmasına bağlanabilir[1] Fehim-i Kadim, Sebk-i Hindi’nin edebiyatımızdaki ilk ve önemli temsilcilerindendir.[2] Onun ne kadar zeki olursa olsun bu kadar başarılı olmasında hiç şüphesizi ki sağlam, sistemli ve düzenli bir eğitimden geçmesinin gerekliliği düşünülmelidir. Zira eğitimi hakkında bugün itibariyle sağlam bilgimiz yok. Ailesinin Arap asıllı olması, Arapçayı Kur’an’dan ayetler iktibas edecek bilmesi ailede eğitim aldığını gösterir. Farsçayı ise daha on yaşlarında Örfî Dîvânı’nı istinsah etmek suretiyle öğrenmiştir.[3] Aşağıda ele alacağımız beyitte şair anasır-ı erbaayı kullanarak şiirini inşa ediyor. Beytin mazmunu olarak da anasır-i erbaayı söyleyebiliriz. Beyit şudur:
Ne hikmetdür ki dilber âteşî-hû dil hevâyîdür
Egerçi asl-ı fıtratde bir âb u hâkdendür hep
G 17/5
(Yaradılış cevherleri aynı su ve topraktan olmasına rağmen, sevgilinin ateşli huya, gönlün ise havaî bir huya sahip olmaları şaşılacak bir hikmettir.)[4]
Anasır-ı erbaa; toprak, hava, su ve ateşten oluşan eski telakkiye göre dört temel elementtir. Bunlar tenasüp yoluyla şiirde bolca kullanılır. Kullanım sebebi her insanda bu dört unsurdan birinin karakter ve mizacında baskın olmasından ötürüdür. Ateşin tabiatı sıcaklık, suyun yaşlık, havanın soğukluk ve toprağında kuruluktur.[5] Bu unsurlardan toprak aşağıya doğru, ateş yukarıya doğru, hava ve su ise bu ikisi arasında hareket eder. İbn-i Seb’în parlak olan ateşin cisimleri kendi tabiatına çevirdiğini, şeffaf ve hafif olan havanın ise suretleri kolayca benimsediğini, suyunda benimseyici özellikte ve toprağın ise yoğun bir cisim olduğunu söyler.[6] Böylece şairi beyitte neden sevgilinin mizacını ateş ile irtibatlandırdığı anlaşılıyor. Çünkü ateş hem yükselici hem de cisimleri kendi tabiatına çevirir. Kendisi havai olan şair de suretleri kolayca benimsediği için ateş tabiatına bürünecektir. İşte şair bu yüzden ne hikmettir ki diye istifham ile başlıyor. Hikmet ise Allah’ın insanlar tarafından anlaşılamayan amacı, bir şeyin oluşundaki akıl erdirilemeyen sebep gibi manalar geliyor.[7] Şair bunun hikmetini anlayamadığını ifade ediyor ve sebebini diğer mısrada şöyle veriyor: Fıtrat olarak ikisi de hep su ve topraktan yaratılmıştır. Bu mısrada “ Rabbinin meleklere şöyle dediğini hatırla: “ Ben kuru bir çamurdan şekillendirilmiş bir balçıktan bir insan yaratacağım.”(Hicr/28).[8] âyetine telmih yapılıyor.
Şair hava ve ateşin mizaçlarını bildiği için hikmet kelimesini tercih etmiş. Bunun bir diğer sebebi de su ve topraktan yaratılan iki varlığın dişi ve erkek olmasından ötürüdür. Böylece şair sevgiliye ateş mizacını verirken kendisine de havayı alıyor. Yani yaratılıştaki birliği cinsiyete göre farklılaşmasını ve bu durumu da diğer iki unsurun sağladığını ima ediyor. Bu farklılık da Allah’ın bir hikmetidir. Diğer taraftan ateş her varlığı kendine benzettiği için bu durum havai olup hemen çekime giren âşık için olumlu bir taraftır. Zira âşık sevgiliye benzeyecekse bu istene bir durumdur. Neticede vuslat gerçekleşecektir. Ayrıca şair dilber kelimesini sevgili için kullanırken kendisini ifade eden kelime olarak “dil” yani gönlü seçer. Gönül havai olması ile hercailik de düşünebilir belki. Fakat zannımca burada gönlün arayış içinde bulunması izah ediliyor. Gönül neyi arıyor? Onu ateşe salacak olan sevgiliyi ve sevgilinin de mizacında ateş var. Böylece gönülde aşk ateşi yanacaktır. Bu ateş ilerleye ilerleye artık âşığı bütünen saracak, âşık da ateş olacaktır. İşte bu da vuslattır.
[1] Tahir Üzgör, Fehîm-i Kadîm – Hayatı, Sanatı, Dîvân’ı ve Metnin Bugünkü Türkçesi-, Atatürk Kültür Merkezi Yayınları, Ankara, 1991, s.4.
[2] Mehmed Çavuşoğlu, Divanlar Arasında, Kitabevi Yayınları, İstanbul, 2006, s.92.
[3] Üzgör, age, s.4.
[4] Üzgör, age, s.326-327.
[5] İskender Pala, Akademik Divan Şiiri Sözlüğü, Kapı Yayınları, İstanbul, 2007, 23.
[6] H. Bekir Karlıağa, “Anâsır-ı Erbaa”, DİA, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul, 1991, s.149-151.
[8] Ayrıca:(A’raf/12), Hicr/ 33), (Sâd/71-72), (Sâd/76)’da da insanın çamurdan yaratıldığı geçmektedir.


Leave feedback about this