Refik Halid Karay’ın gazetelerin tozlu sayfalarında kalan yazıları “memleket yazıları” alt başlığı ile çeşitli konular etrafında toplanmak suretiyle –benim takip edebildiğim kadarıyla- on sekiz (18) ciltlik bir koleksiyon teşkil edilerek okuyucuya sunuldu. Biz bu yazıda dil bahsindeki yazılarının derlendiği Türkçenin Tadı ve Aheng’nden[1] bahsedeceğiz. Karay’ın edebiyatımızdaki yeri akademisyenler tarafından ortaya konmasına rağmen gazete yazıları üzerinde yeterince durulmaması yahut da bunların derlenmesi gibi bir fikrin geç oluşması hem Türkçe hem de Türk gazeteciliği bakımından büyük eksikliktir. Kitap isimlerine bir bakınız: Hep İstanbul, Kırk Yıl Evvel Kırk Yıl Sonra Anadolu’da, Edebiyatı Öldüren Rejim, Pek İyi Hatırlarım, Doğuştan Kadıncıl, Bu Gazeteciler, İnsanlık Halleri Huy Arabeskleri, Güzel Sanat Suçları, Cihangir Dalkavuğu Tarih, Bir Denizden Bir Denize, Ağaç ve Ahlak, Mutfak Zevkinin Son Günleri, Türkçenin Tadı ve Ahengi, Karga Bana Dedi ki: Mizah Yazıları, Elli Yıl Önceki, Taklitten Âdete Gündelik Hayat, Sulhte Cimri Harpte Müsrif, Atatürk’e Eğilen Bir Sürgün. Bu isimler dahi Karay’ın hayrete şayan ilgilerinin olduğunu göstermeye kâfidir.
Sadece hayatı ve yaşamayı seven bir yazardan da öteye gördüğü, düşündüğünü rahatça kâğıda aktarabilen yapısıyla Karay; edebiyatımız için epey eser bırakmıştı. Bu derlemeler ile Karay külliyatı hayli arttı. Bana kalırsa Karay için de hiç tereddüt etmeden Ahmed Mithat Efendi’nin şahsında andığımız “yazı makinesi” tabirini kullanabiliriz. Ben öyle sanıyorum ki Karay, sürgünde iken de üretmekten geri kalmamıştır ki hayatının bu devresine ait verilerin takip edilip edilmediği hususunun da iyice irdelenmesi gerekiyor. Karay gibi bir edibin her türlü yazısının kayıt altına alınması ve kitaplaşması gerektiği kanaatindeyim. Zira Karay’dan yapılan bu derlemelerin dili bütün incelikleriyle kullanmaya çalışan bir kalemin hassasiyetlerini göstermesi bakımından büyük önemi vardı. Gerek derlemeler gerekse diğer eserleri ile Karay; geçmişteki gibi bugünün ve geleceğin okuruna da hakiki bir öğretmen olmaya devam edecektir. Hakkı Süha Gezgin, Karay için şöyle diyor: “ Refik Hâlid’de çöplüğü cennet yapan büyülü bir sanat menşuru var. Ondan süzülen manzaralar, tabiat ve şahıslar altın suyuna batırılmış zincirler gibi ansızın kıvılcımlı bir parıltı ile göz alırlar. Sözler nota, cümleler batota olur. Oynak, berrak, cilveli satırlar sıralanır. Yazıya ilk bakışta göze çarpmayan gizli bir musiki, bir iç âhengi yayılır. Duygusunda çarpıcı derinlikler, düşünüşünde zihni durduracak genişlikler yoktur. Fakat kendi yolunda bir tanedir.”[2]
Bu kitapta; Karay’ın dil hassasiyetine ve ona yaklaşımına yer verdiği, dil devrimine bakışı, dilin değişimi, gramer ve üslup, yeni kelimelere ve kelime üretimine karşı yaklaşımı, bir kelimenin üretiminden çok kullanım alanları, deyim, atasözü, bilmece ve özlü sözler, imlâ, telaffuz ve hitabet, eğitim ile yabancı diller etrafındaki yazılarını okuyoruz. Eser Tuncay Birkan tarafından hazırlanmış ve yukarıda andığım konulara 13 alt başlık oluşturacak şekilde düzene sokulmuştur. Birkan’ın sunuş yazısı “Dolu Dizgin Değil; Eşkin Bir Yürüyüşle…” ismini taşıyor. Metinde eserin içeriği, yazıların derlenip düzenlenmesi, Karay’ın fikirleri ve TDK ile münasebetleri gibi konulara temas ediliyor. Karay’ın yeni türetilen kelimeye yaklaşımı ve devrindeki havaya yer veriliyor. Benim için asıl önemli kısım ise Karay’ın ahenk ile söyleyişe, bağlama verdiği kıymetin bilhassa irdelenmesidir. Zira benim de dil bahsinde en çok önemsediğim kısım ahenk ve bağlamdır. Kelimeyi bağlamdan çıkarıp da masaya yatırmak, onun zaman içindeki seyrine, bizim öz malımız kadar biz kılarken nasıl yonttuğumuza bakmadan sadece menşeine odaklanarak hareket etmek bana hep bir cinayet işlemek gibi gelmiştir. Bence dilde itidal önemlidir. Karay da bu noktada ki aslolan da budur. Çünkü tabii seyir içinde dil zaten yoluna devam edecektir.
Metinde Karay’a ait olmayan diğer yazı -yani ön öz- Savaş Kılıç’a ait. Kılıç’ın metni “ Sömürge’ye Yüz Müstemleke Feda!” başlığını taşıyor. Kılıç ise metinleri ele alırken Karay’ın asrındaki kalem erbabı arasındaki yerini ve dil bahsindeki tutumunu yerinde tespitleriyle ortaya koymaya çalışıyor. Yukarıda bahsettiğim ile beraber iki yazının uzunluğu 71 sayfa tutuyor ki bir kitap teşkil edebilecek kertedeki metinler bana biraz gereksiz gibi geldi. Çünkü benim Karay ile bir an evvel sohbete başlamama maniydiler. İtiraf edeyim ki diğer derlemelere bu şeklide başlamadım.
Türkçenin Tadı ve Âhengi’ndeki metinler içinde bilhassa üslup, kelimeler ve deyim, atasözleri, bilmece ve özlü sözler üzerine yazıların derlendiği 6 ile 10 bölümleri arasındaki yazılarda enfes metinler vardı. Bilhassa herhangi bir kelimenin etrafında dolaşarak onun menşei ve soyağacı hakkında yaptığı izahatlar kitabın en heyecan verici bölümleri. Su, can, yaş, yeşil ve yaşmak, göz, el, baş, renk isimleri, vücut organlarından türeyen kelimeler, kırk sayısı, vücut organları, içki ve içki kültürü, keyif, sayılar etrafındaki yazıları adeta bir iştikak gibi hem eğlenceli hem de öğretici. Bu bölümlerden notlar almaktan ziyade hemen hepsine işaret koymayı yeğledim. Zira o karar şümullü metinlerdi. İktibaslar yapmaya kalksam metnin hacmi ciddi ciddi kabaracaktır.
Karay’ın renkli üslûbu, yer yer yaptığı ince tarizler, metni deyim, atasözü ve kelam-i kibar ile süslemesi o kadar kıvamında ki insan yazıyı irdeledikçe dili kullanma inceliğine gıpta ediyor. Karay kelam-ı kibar kullanma bahsi üzerinde epey duruyor ve eskiden bun tür sözleri toplar, defterlere yazardık diye bir açıklama da yapıyordu. Bugün için kelam-ı kibarı bırakınız atasözü ve deyim kullanımı dahi o kadar azaldı, kanaati içindeyim.
Karay’ın kullandığı Türkçeden hareketle bir “Karay sözlüğü” yapıldığı mı bilemiyorum. Yoksa eğer mutlaka yapılmalı diye düşünüyorum. Çünkü kelime dağarcığı çok gelişmiş ve onları yerli yerinde çok farklı nüanslarla kullanıyor. Bu hususa çok önem veriyor, dikkat edilmesi gerektiğini de ekliyor. Hatta bir yazısında hataları gayet hoş bir şekilde düzeltiyor. Karay’ın hayat hikâyesi (1888-1965) düşünüldüğünde bunun ne kadar elzem olduğu ortaya çıkıyor. Düşünüz Karay; Türk edebiyatının, düşünce ve dilinin en hareketli devrinde yaşamış bir muharrirdir.
Karay, Türkçenin ruhunu hissetmiş bir yazar. Dil konusunda pek çok âlimden daha âlim. Onu incitmeme gibi bir hassasiyeti var. Yazıları ve fikirleri bana bugün için dahi mühim geldi. Zira o dile 2.2: 4 eder diye bakmıyor. O sese ve ahenge de odaklanıyor. Âlimler için şekil yani fizik önemli iken o içe yani ruha bakıyor. Bence kıymeti de burada. Kitabı sevdim ve uzun süre sonra araya kitap eklemeden ve kendimi Türkçe’nin doruklarında hissederek okuduğum bir eser oldu.
Hamiş: Eseri hazırlayan bazı noktalarda Karay’a uymuyor. Karay, mezarından çıksa hiç şüphesiz çok ince tarizlerle bir yazı döşenirdi, diyorum.
[1] Refik Halid Karay, Türkçenin Tadı ve Âhengi, -Memleket Yazıları 9- (Hzl.: Tuncay Birkan), İnkılâp Kitabevi, İstanbul, 2021.
[2] Hakkı Süha Gezgin, Edebî Portreler, (Hzl: Beşir Ayvazoğlu), Kapı Yayınları, İstanbul, 2013, s.256.


Leave feedback about this