PAZATRESİ YAZILARI
Kaçışlar ve Keşkeler
Bazen umutsuz bir vak’a gibi meçhule akmak ister insan; geçmişin, geleceğin ve ânın yükü omuzlarına ağır gelir. Bu bir kaçıştır. Hemen her şeyi terk etme arzusunun perçinlediği, rüyaları sarıp sarmalamış bir evrene yolculuk hissinin doruk noktasına ulaştığı anlar gecelerinizi kovalar. Ipıssız gecenin karanlığı ve sessizliğin ortasında ruhunuzdan yükselen kendine ait hakiki sesi dinlemek farklı bir mana taşır. Benim için gece; dinginliktir, saklanmadır, kaçıştır ve biraz da huzur arayışıdır.
Nedense bana; gece, karanlık ve sessizlik birbirini bütünleyen üç kavram gibi gelir. Gün batımı ile beraber bu üç kelime gözlerinin önüne dikiliverir. Mazinin girdapları açılır. Zamanın akışı maziye doğru döner. Böyle durumlarda insanın daha çok kendisi ile hesaplaştığını düşünürüm.
Maziyi düşünmek veya geçmişe dönüş yükü ağır bir uğraştır. Bu yüzden çoğu insan düşünmekten kaçar. Düşünen insan bedenin dışında farklı bir evrenlere yolculuk yapar. Bunlardan biri pişmanlıkları içine alan “Keşkeler Evreni”dir. Keşke kelimesinin başını çektiği binlerce kelime etrafınızı hızla sarıverir. Ne zaman ne insan kalır meydanda… Sadece ” Samim’in Simeranya”sı gibi Simeranyanız ve siz kalırsınız… Bu ise yeniden başlayan ve sonunu tahmin edemediğin bir kaçıştır.
Aslında dönmek ister ama bir türlü dönemezsiniz. Ruhunuzu, Yahya Kemal’in “Dönülmez akşamın ufkundayız vakit çok geç.” dediği noktada gezinir gibi hissedersiniz. Ruh ve zihin hesaplaşmak ister. Keşkeleri bir bir sıralar ve sırasını unutursunuz. Sonra bir defter, bir kâğıt akla gelir… Var olduğunuzu anladığınız ve şuurlu kararlar verebildiğiniz andan itibaren yapmak istemeyip de yaptığınız bütün hataları “Keşkelerim” başlığı altında deftere derç etmeye başlarsınız. Bunu yapınca en büyük işin en büyük hamlesini yapmışsınız demektir.
İnsanın kendisi ile hesaplaşması en zor iştir. Nefsi ona daima mükemmel olduğunu düşündürür. Gözleri dışarıdadır da bir türlü kendine bakmasını beceremez. Çünkü kendin ile hesaplaşabilmek ciddiyet ister. Başkasında görüp de eleştirdiğin birçok huyun kendinde de var olduğunu görmek, keşkelerine sebep olan huylarını tespit etmek; insanı Âdem ile Havva’nın cennette yasak meyveyi yedikleri anda yaşadığı duygu haline sevk eder. Bundan sonra giyinmek istersiniz. Giyinmek ve eski halinize geri dönmek. Çünkü çıplaksınızdır. Artı ve eksileriniz, öfke ve nefretleriniz, hırslarınız ve elde etmek için yaptığınız onca şey bir bir karşınıza dikiliverir. İşte bu nokta çok önemlidir. Geri döndüğünüz an siz yine eski sizsinizdir. Ancak o eşiği atlarsanız felaha erme yolunda büyük bir engeli aşmış olacaksınız. İlk adımdan sonrası çorap söküğü gibi gelir. Aradaki sekteleri attıkça iç huzurunuz artacaktır. Atamazsan karmaşa içinde kalır ve eski hâle dönmeyi arzularsınız. Neden eski hâle dönmek isteriz?
İnsan daima huzur arar, sükun arar. Karmaşalar bize göre değildir. Zira karmaşa beraberinde çatışmayı getirir. Çatışma kişinin kendisi veya çevresi ile meydana gelen depreşmeleridir. Bu haldeki insan dönmek ve kaçmak ister. Çünkü dönmek ve kaçmak en kolay iştir. Bir de unutmak. Unutabilir, dönebilir veya kaçabilir misiniz? Veya bir yere sığınma arzusu duyarsınız. Ya da uyuma ihtiyacı. İzlediğimiz pek çok filmdeki kötü sahnenin ardından, özünde iyi olan fail büyük bir şok geçirerek ortadan kaybolmayı veya uyumayı arzular. Olay kahramanın evine gelip titrer bir vaziyette “Örtün, üstümü örtün.” dediği onlarca sahne hatırlarız. Bu sahnelerde kahraman ana rahmindeki hâle benzer bir pozisyon alır. Bu pişmanlığın ete kemiğe bürünüşüdür. Boşuna Necip Fazıl “Yatak Allahsıza bile sığınak” dememiştir. Peki kaçabilir, kurtulabilir misiniz? Asla… Sadece üstünü örttüğünüz ve ertelediğiniz şeylerin ağırlığı, üzerine biraz daha keşkeler ekleyerek tekrar karşınıza dikilip duracaktır. Siz ise zaman karşısında mağlup edilerek sessiz, belki de kimsesiz ve sessiz, kalmanın ağırlığı ile bir köşeye çöküvereceksiniz. Ama ileride bir gün zaman, yine galip olduğunu size gösterir ve siz keşkeler defterine birkaç keşkeli bir cümle daha ekleyerek ertelemeye devam edersiniz.
Böyledir insan, her zaman erteler. Hesaplaşmak zordur. Zihin işi ister. Oysa insanoğlu belirsizliklerden hoşlanmaz. Hemen bitsin ister. Belirsizlik karmaşa demektir, karmaşa dengesizlik getirir. Turgut Uyar’ın gibi “Benim dengemi bozmayınız.” demek istersiniz. Aslında bu kaçışların başıdır. Kaçmak, rahatlık verir, çünkü eski ve bildik halinize, standart hayatınıza dönersiniz. Böylece ferahlar, bildiğiniz doğru yanlışların üzerine gitmeden evinizin en sevdiğiniz yerinde ve saatlerde, sevdiğiniz müzikleri dinleyerek keyifli bir fincan kahve veya bir bardak sıcak çay içmenin verdiği huzura ermenin saadetini iliklerinize kadar duya duya, zamana hakimmişsiniz gibi, kimselerle ilgilenmeden öylece oturursunuz. Unutmayın ki ileride keşkeler defterine yazacak bir keşkeniz daha oluşmaktadır.
Ersin BAYRAM



Leave feedback about this