Ersin Bayram Yazarlar

Pazartesi Yazıları – Başlarken

PAZARTESİ YAZILARI

Başlarken

Merhabalar Aziz Dostlar,

Edebice’miz malumunuz üzre yayın hayatına ekonomik sebepler yüzünden ara vermek durumunda kaldı. Gönlüm bir türlü kapandı, basımını durdurdu, demek istemiyor. Ara vermek diyorum zira güzel olan hiçbir şeyin bitmesini istemem. Hele hele bizleri halis edebiyatla buluşturma gayesi içinde olan ve bu işe taşradan talip çıkıp da güzel işlere imza atan bir derginin kapanması yürek burkan bir hadisedir. Hoş edebiyatımız kapanan dergiler ile doludur. Bunların çoğunun ise kapanma nedeni ekonomiktir. Bu durum Türk toplumunun hâlen bir edebiyat okuru yetiştiremediğinin, dergi okuyuculuğu ve takibinin bilinmediği veya yapılmadığına dair sağlam verilerdir. Okurun dergiler ile edebî bir bağ kuramadığının da yansımasıdır. Bizim dergimizin kapanması da yukarıda saydığım nedenlerin geçerliliğini izah edecek delillerden biridir. Nerede okudum tam hatırlayamıyorum ama “Türk edebiyatı bir dergiler mezarlığıdır.” cinsinden bir cümle hatırlıyorum.

Daha evvel yazdığım bir metinde “İnternet üzerinden yayın yapan dergilerin artması, sosyal hesaplar üzerinden dahi metin neşrinin gerçekleştirilmesi… gibi sebepler hikâye yazım ve yayımının hayli artmasına da katkı sağlamıştır.” demiştim. Bu tespiti sadece hikâye için değil her türlü neşriyat için düşünmek kâfidir. Artık insanların koca romanları bile bilgisayar ortamında yazdığını, bunların sonradan neşredildiğini okuyor, işitiyoruz. Bu açıdan bakınca edebî eserler için internet neşriyatını bir nevi tefrika sistemi gibi görebiliriz. Gazetelerdeki tefrika roman yayını internet ortamına taşınmıştır vesselam. Yani insanoğlu yazılı iletişim için kullandığı edebiyat ve sanatı artık sosyal medya veya internet siteleri aracığıyla da gerçekleştiriyor. Bu durumu bir türlü tasvip edemiyorum. Ruhum ve bedenim halen kitaplara temas noktasında. Zira kitap ile kurulan ve kişiden kişiye değişen o harikulade bağların zamanla kopacak olması beni ciddi manada endişelendiriyor.

Diğer taraftan yazma eyleminin gereğini sorguladığım vakit bu yolun da ihtiyaç olduğuna kanaat getirmiyor değilim. Yazmak bir ihtiyaçtır. Ne ihtiyacı? Derdini anlatma, fikrini söyleme, kendin ile aynı fikirde olanlara ulaşma, belki insanlara bir şey öğretme, bir fikre katılma veya onun reddetme gibi süreçlerin insanı kamçılamasının ihtiyacı. Bütün bu ihtiyaçların yazma eylemini tetiklediğini düşünüyorum. İnsan ne olursa olsun yazıyorsa derdi vardır. Derdini anlatmak ister. Ne diyordu Sait Faik: “Yazı yazmak da, bir hırstan başka neydi? Burada namuslu insanlar arasında sakin, ölümü bekleyecektim. Hırs, hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye, kalem kâğıt aldım. Oturdum….Yazmasam deli olacaktım.”

İşte bu noktadan bakınca sadece yazılı basın yoluyla yazma eylemini gerçekleştirmenin yanına sosyal medya veya internet siteleri aracılığıyla da yazabiliriz türünde bir madde eklenebiliyor. Kaldı ki pek çok gazetenin okur ve abone sayısındaki azalmanın sebeplerinden bir gazetelerin internet dünyasına açılmasıdır.

Biz de Edebice’mizin basılı yayından kopmasına rağmen edebiyat dünyasından tam manasıyla ayrılmasını istemediğimiz için sitemiz üzerinden sizlerle iletişimde olmayı murat edindik. Bu minval üzerine elimizden geldiği ve kalemimiz el verdiği müddetçe her pazartesi köşe yazısının andıran fakat sanat olayları hariç günlük meselelerle irtibatı olmayan metinler yazmayı hedefledik. Amacımız sizlere ilgi alanlarımız doğrultusunda okuduğumuz metinler vasıtasıyla şekillenen dünyamızda hayat bulan fikirlerin yansımasını sunmaktır. Bu yazıların özünde daima edebiyat olacak. Bir Mevlevî gibi bir ayağımız edebiyatta sabit iken diğer ayağımızla sema edeceğiz. Bu sema içinde bazen bir eserin dünyasına dalacak, bazen bir kelimenin tedailerine bakacak, bazen bir şiirden hareket edecek, bazen ise bir hayal veya fikrin atına binip doludizgin at süreceğiz.

İşimiz edebiyat olduğuna göre her konuya girme hakkına da tabiatiyle sahibiz. Çünkü edebiyatın sınırları yoktur ve edebiyat her bilim alanı ile irtibatlıdır. Onların verilerini alıp kendi potası içinde erittiği sürece edebiyat edebiyat olma vasfını sağlar. Şöyle diyelim:

“Dünya Güneş’in etrafında döner.” cümlesi kurallı bir fiil cümlesidir. Nesneldir ve bilimsel bilgiyi anlatır fakat edebiyat değil. Bu cümleyi şöyle yazarsak edebiyat yapmış oluruz:

“İnsanoğlu olarak hayatımızı devam ettirmek için her durumda kendisine muhtaç olduğumuz dünyamız, asırlardan beri bıkıp usanmadan ve kendisine zulmeden bizleri – hatta “karnını kazmayınan belinen” değil de dinamit ilen bomba ilen yaran bizleri- düşünerek bir ateş topu olan güneşin çevresinde milim oymadan dönüp duruyor; bir milim oynasa halimiz nice olurdu?  İşte bu cümle edebiyattır ve deneme metni için güzel bir giriş cümlesi olur. Bunun üzerine insan-dünya ve dünya -güneş ilişkisi üzerine çeşitli tedailer yazılabilir. Başka yazar ve şairlerden iktibaslar yapılarak düşüncelerimizi güçlendirir ve metni besleriz. Bu ve buna benzer çalışmaları edebiyat yahut yazarlık atölyelerinde yaptırdıklarını düşünüyorum. En azından ben yaptırıyorum.

Yazılarımızın ana ismini “Pazartesi Yazıları” şeklinde düşündüm. Bu ilhamda iki şairden istifade ettim. İlk kelime İsmet Özel’in “Cuma Mektupları” serisindeki cumadan gününe, ikincisi ise Sezai Karakoç’un “Oruç Yazıları” kitabındaki başlıktan ilhamla alınmıştır. Yalnız metinlerin ilhamı onlarla irtibatlı olmayacaktır. Bu sebepten Seyh Galib gibi

“Esrârını Mesnevîden aldım

Çaldımsa da mîrî mâlı çaldım.” demiyoruz.

Hâsılı azizler! Her pazartesi bir metin yazmak ve burada yayınlamak için bismillah diyoruz. Bakalım ayine-i devran neler gösterecek.

 

Leave feedback about this

  • Rating

PROS

+
Add Field

CONS

+
Add Field