Ersin Bayram

PAZARTESİ YAZILARI/Alberto Manguel’in “Kütüphanemi Toplarken” İsimli Eseri Üzerine

“Tanpınar’ın İzinde Beş Şehir” isimli kitabı –ki buna risale desek daha isabetli olur- hakkında okuduğum tenkitlerden kendisini ismen biliyordum. Haklı ve isabetli tenkitlerde Manguel’deki oryantalist bakış açısı gösteriliyordu.  Her ne hali ise… Esasen kitabın teşekkülü, kitap kültürü, kitap müptelaları, kütüphanelere dair alakam beni bu tür eserleri görür görmez alıp okumaya sevk ediyor. Bu konuda tam bir toplayıcı değilim ve onları iştiyakla aradığım da söylenemez fakat karşılaşınca da almadan edemiyorum.  “Kütüphanemi Toplarken” isimli eserle de ismi vasıtasıyla tanıştık. Tabii Alberto Manguel ile de. Zira andığım ilk eserini daha sonra okudum.

Manguel tam manasıyla bir kitap âşıkı. Kitabın kapağındaki müthiş fotoğraf da bunu aşikâr kılıyor. İmrenilecek bir görüntü. Kitap, kütüphane toplamaktan çok kitap ve kitap kültürü üzerine Manguel’in düşüncelerini içeriyor. Eserde; yazarın kitaba karşı hissettiği sevgi ve oluşturduğu ilgiyi, onu sahiplenme ve onun hakkında düşünme gibi konulardaki görüşlerini okuyoruz. Kendi kütüphanesini şöyle tanımlıyor: “ Benim kütüphanem ise ana çalışma konum olan Okumanın Tarihi üzerine iyi araştırma materyalleri sunmanın yanı sıra diğer birkaç Avrupa dilini de temsil eder niteliktedir.”[1] Görüldüğü gibi okumak sadece yazar için bir tutku değil aynı zamanda üzerinde çalışılan bir konu. Okuma üzerine kafa yoruyor. “Her okuma deneyimi kendi mekân ve zamanıyla biriciktir ve bir eşinin daha oluşturulması mümkün değildir. Tüm umutlarıma rağmen, hiçbir kütüphanenin tam anlamıyla yeniden diriltilemeyeceğini biliyorum.”[2]

Okuma kültürü etrafında üretilen en ciddi fikirler arasında sağlam okur yetiştirmeye dair olanlar hep ilk sıralardadır. Bu durum ülke ve toplumların asıl uğraşlarındandır. Fakat nitelikli okur yetiştirmekte genellikle çuvallanır. Bunun farklı sebepleri olabilir ki sosyolojik araştırmalar da yapılsa yeridir. Bana da çoğunlukla ne yapalım? Neler okuyalım? Liste oluşturur musunuz? kabilinden sorular gelir. İşte o zaman epey gerilirim. Çünkü bu işin formülü veya sihirli değneği yok. Kişi ona aşkla sarılacak. Manguel’in çıkarımı ise şu: “Bir okurun doğmasını sağlayan yegâne kanıtlanmış yöntem benim bildiğim kadarıyla henüz keşfedilmiş değildir. Deneyimlerime göre (her zaman olmasa da) arada bir işe yarayan yöntem tutkulu bir okur örneği sunmaktır.”[3]

Manguel, entelektüel bir kişilik. Ciddi kültürünü kütüphaneli bir evde doğmuş. Babasının da kütüphane kurma faaliyeti enteresan. Bakıcısı kendisine kitap okuduğu için üç yaşında kitaplarla tanışıyor, böylece kitaplarla bağının bilfiil başladığını söylüyor.[4] Yerleştiği her yerde de zamanla bir kütüphanesinin teşekkül ettiğini söyleyen Manguel şöyle diyor:

“Hayatımda şu veya bu şekilde bir kütüphanemin olmadığı hiçbir zaman dilimi aklıma gelmiyor. Kütüphanelerimin her biri bir nevi çok katmanlı otobiyografidir; her kitap onu ilk kez okumuş olduğum ânı içerisinde muhafaza eder. Sayfa kenarlarındaki karalamalar, kitabın başındaki boş sayfaya atılmış muayyen bir tarih, bugün esrarını koruyan bir sebepten dolayı sayfanın tekini işaretleyen sararmış bir otobüs bileti –bunların hepsi de bana o zamanlar kim olduğumu hatırlatma çabası içindedirler. Çoğu zaman bu yolda başarısız olurlar. Belleğimin şahsıma olan ilgisi kitaplara görelik ilgisinden daha azdır ve uzun zaman önce tek bir kez okunmuş olan öyküyü anımsamak onun okuru durumundaki genç adamı hatırlamaktan daha kolay gelir bana.”[5]

Her şahsi kütüphanenin yazarın bir nevi otobiyografisi olduğu fikrine katılmamak kiminin elindedir. Aldığımız her kitap bizim ilgilerimizi, dünyaya bakışımızı ve onu değerlendirme şeklimizi de ele verdiğinden ötürü kütüphanelerimiz kimliğimizin bir yansımasıdır. Bir şahsi kütüphane eğer dağıtılmamışsa yazar için biyografisi hakkında çalışılan şahsa dair epey bilgi verir.  Manguel’in eserine aldığı Richard Ovender’in şu cümlesi bu durumu izah ediyor: “Bir kütüphane tepeden tırnağa kanıt demektir.” Bu yüzden önemli şahısların kütüphanesinin evladın insafına bırakılmaması gerektiğini düşünüyorum ki bizdeki durum maalesef içler acısıdır. Fakat bu durumun artık değişmeye başladığını sevinçle belirtmek istiyorum.

Manguel’den iktibas ettiğim cümleler ile benim kitap kültürüm arasında da birtakım benzerlikler var. O da samimi bir kitapsever. Bibliyoman diyemiyorum. Fakat kitap tıpkı bende olduğu gibi onda da elle tutulan, bir yer ayrılan ve sevilen bir şey. Dijital kitap ile ünsiyeti çok zayıf. Hafiften de, ne hafifteni bayağı, onları yadırgıyor. Hatta sarakaya da alıyor. Onun için kitaba temas önemli bir şey. Hatta ödünç almaktan ziyade temin etmeyi isteyen bir mizaç. Şöyle diyor:

“Ödünç aldığım kitapların sayfa kenarlarına yazı yazmanını ( mütercimin burada derkenarlar serpiştirmenin demesi daha isabetli olurdu. E.B.) yasak edilmiş olması hoşuma gitmez. İçlerinde hayrete şayan yahut değerli bir şey keşfetmiş olmam durumunda kitapları geri verme zorunluluğuna tabi olmak hoşuma gitmez. Doymak bilmez bir yağmacı misali okuduğum kitapların kendime ait olmasını isterim.”[6]

Bu cümleleri kuran yazarın kendini en rahat hissettiği yer kütüphanesi olmalıdır. Bir an Manguel’i kitaplardan mahrum kalmış tahayyül ettim. Hiç şüpheniz yok ki asabiyeti an-be-an artarak öfke nöbeti geçirebilir. Çünkü o kütüphanesini ve kitaplarını konfor alanı olarak görüyor. Kitapları aydınlatıcı sohbet arkadaşlarıdır. Onları eline her alışında hiçbir takdim, nezaket, yapmacıklık yahut da gizli saklı duygu içermeyen dostluklarını sitayişle anar.[7] Kendini kütüphanesinde şöyle hissediyor:

“Kütüphanemdeyken kendimi ( Homeros’un ölüler için dediği gibi) bu “sessiz çoğunluk” tarafından kuşatılmış hissederim; hem geçmişimin anahtarlarını, hem de şimdiki zamana dair talimarları ve aynı zamanda gündelik ritüellerimle ilgili kullanışlı hoşlukları da ellerinde bulunduran ucuz bucaksız bir sayfalar kalabalığıdır bu.”[8]

Mangule, kütüphanesinden kitap çıkarma konusunda oldukça ketum. Bu konuda Borges ile ters düşüyor. Zira Borges’in sadece birkaç yüz kitabı elinde bulundurduğunu hatta bunları bile ziyaretçilerine dağıttığını kaydediyor.[9] O ise kitabı vermek istemiyor. Kitap vermeyi bir kenara bırakalım şahsi kütüphanelerin başka şahısların kullanımına açılmasını da tehlikeli buluyor. Bu durumun yabancıların zihnimize girmesine, en gizli tutku, arzu ve korkularımıza onların da şahit olmasına vesile olacağını düşünüyor.[10]

Anlaşıldığı üzre müellif, kitabı biliyor ve tanıyor.  Fakat İslam dünyasının birikimi ile bağı zayıf. Onca kitap malumatı içinde İslam dünyası çok güdük kalıyor ve Osmanlı’ya dair malumatı ise yok gibi. Yazarın İskenderiye’den itibaren kitabin serüvenine atıfları var ve İskenderiye Kütüphanesi hakkında bilgilerimizin sığ olduğunu, faraziyeler üzerine bina edildiğini söylüyor.

 

Ez-cümle: Okuma şekli, münzevi hayatı, çeviri sanatı ve kültür üzerine fikirleri de dikkate değer. Hâsılı yazar kütüphanesi toplama fikrinden hareket etse de kitap ve kütüphane kültürü için okunacak denemelerini okuyucuya sunuyor.

 

Bir de tenkit:

Ara söz diye verilen kısımlar ile kütüphane ekseninde yazdıkları uyumlu olsa da bütünlüklü bir bağ her zaman yok. En uyumlusu sekizinci arasöz gibi. O da sözlük kültürü etrafında. İşin ilginç tarafı ise ara sözlerin ve kütüphane yazılarının birleştirilip de kitap yapma fikrinin oluşması gibi bir düşünce bende uyandı. Hadi bunları da burada değerlendirelim

[1] Alberto Mangule, Kütüphanemi Toplarken, (Çev. Yeşim Seber), YKY Yayınları, İstanbul, 2021, s.122.

[2] Manguel, age. s.68.

[3] Mangule, age. s. 116.

[4] Mangulel, age. s.16.

[5] Mangule, age, s.18.

[6] Mangule, age. s.19.

[7] Manguel, age. s.48.

[8] Manguel, age. s.57.

[9] Manguel, age. . 47.

[10] Manguel, age. s.123.

Leave feedback about this

  • Rating

PROS

+
Add Field

CONS

+
Add Field