“ŞEYH DEDE ŞAİR TORUN DEVREKLİ RÜŞTÜ ONUR” KİTABI ÜZERİNE

27 Nisan 2013 0 yorum Söyleşi 360 Görüntüleme

 

Zonguldaklı Yazar Kadir Tuncer ile geçen ay, 2002 yılında yayımladığı “Şeyh Dede Şair Torun Devrekli Rüştü Onur” adlı kitabı üzerine bir söyleşi yapmıştık. Zonguldak, kömür ve işçi sorunları üzerine araştırmalar yapan yazar Zonguldaklı şair Rüştü Onur hakkında da araştırmalar yapmış ve şairin bilinmeyen yönlerinin aydınlatılmasında önemli bilgi ve belgelere ulaşmış. Bu bilgi ve belgeleri kitabında paylaşan Kadir Tuncer’in kitabı ile ilgili değerlendirmemiz aşağıdadır.

 

 

“ŞEYH DEDE ŞAİR TORUN DEVREKLİ RÜŞTÜ ONUR” KİTABI ÜZERİNE

Her şey aslında birkaç yıl önce Rüştü Onur büstünü Devrek şehir meydanında görmemle başladı. Büstün altında şöyle yazıyordu: “Rüştü Onur (1920-1942) şair”. Bir edebiyat öğretmeni olarak böyle bir şairin varlığından habersiz olmam dolayısıyla, kendime çok kızdım. Sonra doğum ve ölüm tarihleri arasındaki zamanın çok yakın olması dikkatimi çekti. 1920’de doğmuş, sadece 22 yıl sonra 1942’de ölmüş. Peki 22 yaşında, büstü şehir meydanlarına dikilecek kadar önemli birini biz nasıl tanımıyorduk? Rüştü Onur’u derhal araştırmalı ve kim olduğunu öğrenmeliydim.

Hakkında internette fazla malumat bulamadım. Ansiklopedilerde de insanın merakını giderecek bilgi mevcut değildi. Bir iki şiir örneği ve kısacık hayat hikâyesi… Salah Birsel’in 1956 yılında “Rüştü Onur” isimli bir kitap çıkardığını öğrendim, ancak çok az sayıda basılan bu kitaba günümüzde ulaşmak pek mümkün değil. Yine bu araştırmalarım esnasında Devrek’te Rüştü Onur sanat Vakfı kurulduğunu ve bu vakfın da yazarlığını İbrahim Tığ’ın yaptığı “Rüştü Onur” isimli bir kitap çıkardığını öğrendim. Bunu öğrendiğimin ertesi günlerinde Devrek’e İbrahim Tığ’ın ofisine gittim. İbrahim Tığ’dan hem kitabını temin ettim, hem de onunla Rüştü Onur ve Rüştü Onur ile ilgili çıkardığı kitap hakkında röportaj yaptım. İbrahim Tığ, telif bir eser yazmak yerine Rüştü Onur hakkında bugüne kadar yazılanları, onun yazdığı ve ona yazılan mektupları, şiirlerini derlemiş. Bu kitabın 1956 yılında Salah Birsel’in yazdığı “Rüştü Onur” isimli kitabın genişletilmiş bir baskısı olduğunu da söylemek mümkün. İbrahim Tığ, kendisiyle yaptığım röportajın bir yerinde, Zonguldak’ta Kadir Tuncer isminde birinin Rüştü Onur hakkında 2002 yılında bir kitap yazdığını ancak bu kitapta Rüştü Onur’u bulmanın mümkün olmadığını söylemişti. Bu bilgi üzerine Kadir Tuncer’e ulaştım. Onunla Rüştü Onur ve Rüştü Onur’u konu edinen kitabı ile ilgili bir sohbet yaptım. Gayet sıcak bir ortamda geçen sohbetimizde kendisinden Rüştü Onur ile ilgili çok şey öğrendim. Kitabını kendisinden temin ettikten hemen sonra okudum. 63 sayfalık “Şeyh Dede ve Şair Torun Devrekli Rüştü Onur” kitabı ile ilgili değerlendirmelerimize gelince:

Kitap iki paragraflık bir açıklama ile başlıyor. Bu açıklamada 60. Ölüm yıl dönümü sebebiyle kitabın hazırlandığı belirtilmektedir. Bir buçuk sayfalık (8. ve 9. Sayfalar) aile bağları açıklamasından sonra 6 sayfalık (9. ve 16. sayfalar) Rüştü Onur’un doğduğu yıllarda bölgedeki durumu ve bölgenin tarihini anlamak için uzunca bir Zonguldak ve çevresinde yaşananlar kronolojisi verilmiş. 16. ve 17. sayfanın başında “Emperyalizm Ülkeden Kovuldu mu?” başlığı altında kişisel bir yoruma yer verildikten sonra Rüştü Onur’un Kastamonu Lisesi’ne niçin gittiğine dair yorumlarda bulunulmuş. Bu gidişin sebebi olarak da, Rüştü Onur’un Dedesi Abdullah Sabri Efendi’nin Rüştü Onur’u aile içi sorunlardan etkilenmemesi için Kastamonu’ya göndermesi gösterilmiştir. Yazara göre Rüştü Onur’un Kastamonu’ya gönderilmesinin sebeplerinden biri de dedesinin bağlı bulunduğu Halvetî tarikatinin bir kolu olan Şabaniye tarikatinin orada olmasıdır.

Rüştü Onur’un Kastamonu’da olması sebebiyle anneannesine ve annesine hasret duyduğu ve bu sebeple şiirlerinde hasret temasının sıkça geçtiği belirtilmiştir. Verilen örneklerle de bu düşünce pekiştirilmeye çalışılmıştır. Ancak verdiği örnekler arasında yer alan “Hülasa” şiirinin böyle bir duyguyu yansıttığını söylemek oldukça zordur. Çünkü bu şiirin teması özlemden ziyade ümitsizlik ve ölümdür. Yazar, Rüştü Onur’un Kastamonu’dan ayrılmasını da hasrete bağlar. Kastamonu’dan dönen Rüştü Onur’un Zonguldak Çelikel Lisesi’ne kayıt yaptırdığını ve burada kendisiyle aynı kaderi paylaşan arkadaşları Muzaffer Tayyip ve Kemal Uluser ile tanıştığını belirtir.

Sayfa 19’da “Rüştü Çelikel Lisesi’nde ve Madenler Devletleştiriliyor” başlığıyla beraber tekrar kronoloji verilmiş. Bu kronoloji 21. sayfaya kadar sürmektedir. Bu arada Zonguldak bölge köylüsünün madenlerde zorunlu çalışma yükümlülüğü altında ezildiğinden bahsedilmiştir. Sıklıkla Rüştü Onur’un biyografisinden kopan yazar, 21. Sayfada “Yaşamının Şiirlerine Etkisi” başlığıyla geri dönmüştür. Buradan hareketle kitabı bir “kopuş” ve “dönüş” olarak nitelendirebiliriz. Aynı kopuşu sayfa 26’dan başlayıp sayfa 30’a kadar süren “Rüştü Onur Halk Müziği ve Halk Şiiri” başlığı altındaki değerlendirmesinde de görmekteyiz. Zira bu değerlendirmede Rüştü Onur’un halk şiiri ile olan ilgisini ortaya koyabilecek tek satır yoktur. 1960’lı yıllardaki solun halk şiirine ilgisizliğinden tutun da, 17. yüzyıl divan şairi Nef-î’nin hiciv ustası oluşuna değin bir dizi bilgi ve yoruma yer verilmiş. Hatta yazar 20. yüzyıl Fransız sanatçısı Aragon’un Fransız burjuvasına karşı direnişi ve sosyalist sanatla ilişkisini açıklar. Bölümün başlığı ile içeriği arasındaki uyuşmazlığın benzerlerini kitabın başka bölümlerinde de bulmak mümkündür. Mesela Rüştü Onur’un Çelikel Lisesi’ne gelişi büyük bir başlıkla verilmekle birlikte, bölümün içeriği madenlerin devletleştirilmesiyle ilgilidir.

Bir biyografi kitabı olarak ele aldığımızda, kitabın biyografiye en uygun kısımlarından biri de sayfa 31’deki “Dünyaya Bakışı” bölümüdür. Zira bir sayfayı aşan bölümde, baştan sona Rüştü Onur’un şiir sanatı ve kişiliği ele alınmıştır. Bu bölümle ilgili söyleyebileceğimiz tek olumsuz şey, yazarın Rüştü Onur’un şiirlerindeki tema ve dil özelliklerini anlatırken örneklemelere başvurmamış oluşudur. Yazar bir edebiyatçı olmamasına rağmen isabetli ve iddialı değerlendirmelerde bulunmuş ancak bu değerlendirmeleri örneklendirerek taçlandıramamıştır. Mesela, “Şiirlerinde; akıl, aşk ve yaratı vardır. Hüzün ve gülümseme birbirinden ayrı ama yan yanadır. Kimi zaman düşler, gerçeküstülükler kimi zaman da somutluklar, insanlar, kadınlar, yaşananlar vardır.” paragrafının her bir cümlesi Rüştü Onur’un şiirlerinden ilgili olanlarla ilişkilendirilerek verilebilirdi.

Sayfa 32’den sonra mektuplarından ve şiirlerinden örnekler verilerek kitabın sonuna “Ekler” yerleştirilmiş. Eklerde Rüştü Onur’un aile kayıt örneği, mezarının bulunuşu ile ilgili haber, Çelikel Lisesi yıllığından Rüştü Onur’un içinde bulunduğu fotoğraf ve sınıf listesi yer almaktadır. Rüştü Onur ile ilgili bilgilerin çok sınırlı olduğu düşünüldüğünde yazarın kitabının sonuna eklediği bu belgeler şair hakkındaki bazı bilinmeyenleri gün yüzüne çıkarması bakımından önemlidir.

Sonuç olarak; Yazarın Zonguldak’ta kömür havzası ve madenci sorunları ile ilgili araştırmaları ve görüşleri şüphesiz değerlidir. Ancak bunlar başka bir araştırmanın konusu olmalıdır. Kitabın adı “şeyh Dede Şair Torun Devrekli Rüştü Onur”dur. Kitapta Rüştü Onur’dan çok dedesi ve dedesinden daha fazla maden ve madenci sorunları işlenmiştir. Yazar, bu bilgileri şüphesiz bir amaç doğrultusunda verdiğini yani bölgeyi ve bölgenin tarihini anlamadan Rüştü Onur’un ve onun sanatının anlaşılamayacağı mesajını vermeye çalıştığını belirtiyor. Ancak kanaatimizce, bir sanatçının biyografisini ele almayı hedefleyen bir kitapta sanatçı ile doğrudan ilişkili konular ele alınmalıdır. Okuyucunun sanatçı hakkındaki her türlü merakını giderecek bilgi ve belgelere yer vermek gerekmektedir. Dolayısıyla Kadir Tuncer’in kitabında birbiriyle ilişkili ya da ilişkisiz bir çok konu birbirine karışmış. Okuyucu bunların içinden Rüştü Onur’u seçip bulmak zorunda bırakılmış. Rüştü Onur ile doğrudan ilişkisi olmayan konuları (hatta bazen hiç ilişkisi olmayan konuları) çıkardığınızda, geriye birkaç sayfalık bilgi ve yorum kalıyor. Kitabı bu birkaç sayfalık haliyle okumak, diğer haliyle okumaktan çok daha zevkli ve faydalıdır. Yazarın Rüştü Onur’un aile köklerini, evliliğini ve Çelikel Lisesindeki yıllığını ortaya koyması, Rüştü Onur’u yakından tanımak isteyenler için çok önemli ve kıymetli olmuştur. Kitap için harcanan çaba, yapılan araştırmalar bir yığın gereksiz ve konuyla alakasız bölümlerin gölgesinde kalmış dersek eğer, acaba haksızlık yapmış olur muyuz?

Yaşar Vural (17/02/2011)

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum