SAMİ PAŞAZADE SEZAİ

27 Nisan 2013 0 yorum Tanzimat Edebiyatı 1781 Görüntüleme

 “Modern Kısa Hikâyeciliğimizin Kurucusu”

 samipasazadesezai

                           HAYATI

        Tanzimat’tan sonra yetişen ikinci edebi nesle mensuptur. III.Ahmet devrinde ordu ile Mora’ya giden, Tripoliçe’de tekke kuran bir ailenin çocuğudur. Dedesi Halveti şeyhlerinden müderris ve şair Elhac Ahmet Necip Efendi’dir. Aile ilmiyeyle ilgilenmekle beraber askerlikten de uzaklasmamıştır. Dedesi,Mora Rumları’nın isyan ederek altı ay boyunca Tripoliçeyi kuşatmaları esnasısında, maddi ve manevi olarak askerler arasında bulunur; üç oğlu ve kendisi esir düşerler; bütün mallarına el konulur. Ahmet Necip Efendi’nin şehit edilmesi ailenin tarihinde bir dönüm noktası olur. Ailenin geçimini bir süre evlerindeki Rum hizmetçi calışarak temin eder.Bu Rum hizmetçinin gayretleri; İngiliz Konsolosluğunun kefil olması ve rehin bırakmak şartıyla ailenin Mısır’a göç etmesine izin verilir. İskenderiye’de aile Mehmet Ali Paşa’nın büyük ilgisi ile karşılanır bu ilgiden dolayı da yirmi beş yıl kadar Mısır’dan İstanbul’a geldiğinde Taşkasap’da bir konak satın alır. Sezai’nin babası ile birlikte pek çok Mısırlı zengin aile İstanbul’a yerleşmek zorunda kalır. Bu göç hadisesi İstanbul’un sosyal hayatında büyük bir değişiklik ve yeni bir moda başlatır. Ahmet Cevdet Paşa Maruzat’ında, bu durumu tenkit ederek, “Elhasıl Mısır döküntüleri İstanbul ahalisinin ahlakını bozmakla ahalisinin ahlakını bozmakla devlet ve millete azim zararları dokundu” der.

     Sami Paşazade Sezai, işte Taşkasap’taki bu konakta, Paşa’nın ikinci hanımı Gülarayiş Hanım’dan 1859 Temmuzunda dünyaya gelir. Çocukluk ve ilk gençlik yılları bu muhteşem ve müreffeh konakta geçer. Görkemli bir hayat içinde büyüyen Sezai, babasından dolayı, Yusuf Kamil Paşa, Namık Kemal, Ebbüzziya Tevfik, Kazım Paşa, Recaizade Ekrem ve Abdülhak Hamit gibi şahsiyetlerle konakta gerçekleşen sanat fikir hareketleri üzerine yapılan sohbet ve atışmalardan yararlanma imkanı bulur. Baba ocağında maddi ve manevi yönden zengin bir ortamda yetişir. Özel bir öğrenim görür.Arapça ve Farsça bunun yanında yabancı öğretmenlerden Fransızca ve Almanca dersleri alır. On dört, on beş yaşlarında Namık Kemal’i eserleriyle tanıyan Sezai, heyecan ve cesaret kazanmaya başlar. Hamid’in etkisinde kalır, onun aracılığıyla İran şairi Sadi’yi tanır ve sever.  Sanatçılar çevresinde büyüyen yazar, kendisini bu hazır ortamda bulur ve 1872’den sonra basın hayatına adım atar. Kamer ve İttihat gazetelerinde ilk denemelerini yapar. N. Kemal’le onu ziyarete eder. Daha sonra mektuplaşmaları başlar.Hayatı boyunca ona sevgi ve saygıyla bağlı kalır.

Sezai’nin ilk resmi göreve ,ağabeyi Suphi Paşa’nın Evkaf Nazırlığı sırasında Evkaf-ı Hümayum Mektubi Kaleminde başlar (1879). 1880’de Londra’ya gider. Londra’da dört yıl Londra Sefaret-i Katip-i Sanisi olarak çalışır.Bu yıllarda Avrupa edebiyatını tanıma imkanı bulur.Victor Hugo,Lomartine,Musset,Alphonse,Doudet ve Pieme Lati’den birçok eser okur. Daha sonra İngiliz edebiyatında Shakespeare’i tanır; Onun Hamlet,Makbet,Romeo ve Jüliyet,Otelle adlı eserlerı okur. İstanbul’a dönünce ,Hariciye Nezareti İstişare Odası Muavini olarak işe başlar(1886).Bu sırada aynı yıl Latıfe Hanım’la kısa süren  bir evlilik yapar. 1894’de çıkardığı ikdam gazetesinde makale ve hikâyeler yazar. 1886-1901 yıllarını İstanbul’da geçirir.

Sezai Bey, hürriyet fikirleri sebebiyle hükûmetle anlaşamaz ve 1901’de Paris’e geçer. Paris’te İttihat ve Terakki’ye katılır, Jön Türkler gazetesinde yazılar yazar. Paris yıllarında siyasi ve edebî şahsiyetlerle tanışma fırsatı bulur. Samipaşa Sezaî, Paris’te geçirdiği yılları “1901’den itibaren Paris’te Geçen Senler”, “Paris Hatırâtından”, “Paris’te Yedi Sene” adlı hatıra yazılarında sanatkârane bir üslûpla dile getirmiştir.

1908’deki Meşrutiyetin ardından İstanbul’a döner, 1909’da Selanik’te İttihat ve Terakki’nin toplantılarına katılır ve Mustafa Kemal ile burada tanışır. Abdülhamit’in baskıcı yönetimine karşı mücadele eder. Sağlık sorunları sebebiyle 1916-1918 yıllarını İsviçre’de geçirir. “İsviçre Hatıraları” adlı yazıları bu devrin ürünleridir.

Trablusgarp, Balkan, Birinci Dünya Savaşı ve Milli Mücadele dönemlerini yurt dışında geçiren Sezaî, derin bir ıstırap içinde vatanının uğradığı haksız saldırı ve işgaller karşısında, o zamana kadar savunduğu ve örnek aldığı Batı medeniyeti hakkındaki fikirlerini de değiştirdi. “Çanakkale’ye Dair, Kahraman Türk Zabiti, Yaralı Bir Asker” başlıklı yazılarında ve Süleyman Nazif’in kitapları dolayısıyla yazdığı “Malta Geceleri” ve “Çalınmış Ülkeler” başlıklı yazılarında bu fikir değişikliği ve hayal kırıklığı açıkça görülür.

Bir süre Süleymaniye Kız Lisesi’nde Türkçe öğretmenliği yapan Sami Paşazade, emekliye ayrıldıktan sonra hastalanır ve yakalandığı zatürreden kurtulamayarak 1936’da İstanbul’da ölür. Küçüksu Mezarlığı’nda Recaizade Mahmud Ekrem’in yanına gömülmüştür.

SANATI

Sami Paşazade, Tanzimat döneminin siyaset ve fikir alanında isim yapmış bir şahsiyettir. Namık Kemal’e hayranlığı, nesirde onun üslûbunu benimsemesine neden olmuştur. Zamanla bu nesirden uzaklaşan Sezaî, eskileri okur; Nef’i’de ahenk, Fuzûlî’de lirizm, Nedim’de zariflik ve büyüleyici özelliği bulur. Edebiyatın ruhunu çok anladığı gerekçesiyle Recaizade M. Ekrem’i çok beğenir. Kendisine Sadi’yi göstermiş olması sebebiyle de Abdülhak Hamid’e saygı duyar. Türk edebiyatını eski ve yeni olarak ikiye ayırır. Eski edebiyatı millî, samimi ve içtimaî olmadığı için beğenmez. Yeni edebiyatı ve mensuplarını takdir eder. Abdülhak Hamid ve Recaizade ile Tanzimat’tan sonra yetişen nesle mensup olan Sezaî; roman, hikâye, hatıra, sohbet, makale ve şiir yazmıştır. Kısa hikâye türünü, tekniğe uygun olarak edebiyatımıza sokmuştur. Sadık K. Tural’a göre Sezaî “modern hikâyeye vücut veren ilk kişi”dir.

Sezaî’ye göre en küçük şeyler hikâyenin konusu olabilir. Üslûbun, ele alınan konuya göre değişebileceğini belirtir. Sezaî’ye göre önemsiz bir olay bile, güzel yazılırsa hikâye haline getirilebilir. O, eserlerini sanatlı bir dille ifade etmekten ayrı bir haz duyar. Nesirlerinde bir heyecan lisanı, bir edebiyat dili kullanır. Tasvir ve tahlillerde Türkçeden iyice uzaklaşır. Benzetmelerde bütünleşen ve süslülük gösteren uzun cümleler kullanır. Yazılarında romantizm ve realizmi birleştirmiş olarak karşımıza çıkar.

Roman, hikâye, tiyatro, edebî tenkit, çok sayıda sosyal ve politik makale yazmasına rağmen Sezaî, edebiyatımızda genellikle Sergüzeşt yazarı olarak değerlendirilmiş; romanın getirdiği şöhret onun hikâyeci ve denemeci yönünü gölgede bırakmıştır. Oysa onun Servet-i Fünûnculara asıl tesir eden eseri “Küçük Şeyler”dir.  Halid Ziay küçük hikâye sahasında kendisine asıl tesir eden ve yol gösterenin Sezai olduğunu açıkça şöyle belirtir:

“ Küçük Şeyler beni çıldırttı.(…) Bu, bana yeni bir ufuk, memleketin nesir ve sanat semasında vaatlerle dolu parlak bir maşrık göstermiş oldu”

ESERLERİ

Roman: Sergüzeşt (1888) Edebiyatımızda bütünüyle esaret temasını işleyen ilk romandır.

Hikâye: Küçük Şeyler (İki mensure, beş hikâye ve iki çeviri hikâyeden oluşur, 1891), Rumuzu’l- Edeb (hikâye hatırat ve makaleler-1900), İclâl (1923)

Tiyatro: Şir (1879, Sezaâi’nin en zayıf ve acemi mensur bir tiyatro eseridir.)

Sezaî, bunların dışında Şura-yı Ümmet, İkdâm, Servet-i Fünûn, Gayret, Hazine-i Evrâk, Edebiyat-ı umumiye gibi gazete ve dergilerde siyaset, sosyoloji ve edebiyat alanında çok sayıda yazılar yazmıştır.

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum