‘‘BİLİM TARİHİ SOHBETLERİ’’ ÜZERİNE NOTLAR
Fuat Sezgin, Bitlis’te başlayan hayatını bilime, öğrenmeye ve bu uğurda çalışmaya adayan büyük bir bilim insanımızdır. Bilim ve teknoloji tarihi çalışmaları ile uluslararası ölçekte adını duyuran Prof. Dr. Fuat Sezgin, akademik hayatında pek çok ödüle layık görülmüştür. Bunların yanı sıra, 2019 yılı ülkemizce alınan bir karar ile ‘‘Prof. Dr. Fuat Sezgin Yılı’’ olarak ilan edilmişti. 1960 darbesi neticesinde Almanya’ya gitmek durumunda kalan Sezgin, ilmi çalışmalarını bu ülkede sürdürmüş ve eserlerini Almanca kaleme almıştı. Kaynak eser niteliğini taşıyan kitapları kaleme alan Fuat Sezgin’in bizlere miras bıraktığı bu eserleri birçok dile çevrilmiş durumdadır. 1983 yılında Arap İslam Bilimler Tarihi Enstitüsü Müzesi’ni kuran Fuat Sezgin, bu müzenin bir benzerinin de İstanbul’da kurulmasını sağlayarak Ülkemize önemli eser kazandırmıştır.
Şimdi gelelim bu yazının kaleme alınma vesilesine. Ülkemizde yetişen ve yaptığı çalışmalar ile dünyada adından söz edilen böyle büyük bir şahsiyet olan Prof. Dr. Fuat Sezgin ile yapılan söyleşilerin yer aldığı bir kitap, bir dostumuzun hediyesi olarak elimize geçmişti. Bu, adı Bilim Tarihi Sohbetleri olan, Timaş Yayınları tarafından 2010 yılında ilk baskısı yapılan, Sefer Turan ile Fuat Sezgin arasında gerçekleşen söyleşiden ortaya çıkan bir kitaptı. Eseri okuyunca gerek Fuat Sezgin’in hayat hikâyesini ve bilimsel çalışmalarını gerek ise Müslümanların yaptığı çalışmaların bilim tarihinde ne kadar önemli bir yer oluşturduğunu öğreniyoruz.
Söyleşi tarzındaki eserlerde iki önemli noktaya dikkat çekmek gerekir. Bunların birincisi soruların kalitesi ve soru soran kişinin yönlendiriciliğidir. Diğeri ise söyleşi yapılan kişinin bu sorulara verdiği cevapların niteliğidir. Bu tarz eserlerde konuşulan konularda derinliğin olmadığı ve sürekli tekrara düşüldüğü yönünde eleştiriler yapılır. Bu eser için de tekrara düşme konusunda aynı eleştiri yöneltilebilir. Bu hususta söyleşiyi yapan Sefer Turan’ın kitabın önsöz bölümünde gerekli açıklamayı yaptığını görüyoruz. Fuat Sezgin’in sorulan sorulara verdiği cevaplarına baktığımızda, bilim tarihinden üniversitelerimizin sorunlarına kadar pek çok konuya değindiğini ve bu alanlarda özelliklede genç okurlara önemli mesajlar verdiğini söyleyebiliriz.

Bu eseri tavsiye etmeden önce, okurken notlarını aldığımız, dikkatimizi çeken ve ilk kez duyduğumuz konuları, başlıklar altında burada paylaşmak istiyorum. Öncelikle ifade etmeliyim ki, Fuat Sezgin, Müslümanların bilim alanında çok önemli çalışmalar yaptığını ve büyük buluşlara imza attığını özellikle ifade ediyor. Ancak, o, bunu yaparken mensup olduğu medeniyeti tutmak adına bilim dışı yöntemlere başvurmuyor. Her iddiasını belgelerle destekliyor. Ayrıca tarafgirlik yaptığını da söyleyemeyiz. Çünkü diğer medeniyetlere mensup bilim insanlarının bu alandaki çalışmalarını ve onların Müslüman bilim adamlarına olan katkılarını da vurgulamadan geçmiyor. Aşağıda sunacağım başlıklarla, kitapta yer alan dikkat çekici konuları sizlerle paylaşmak istiyorum:
- Fuat Sezgin’e göre, bilimler bir anda sıçrama yapmaz. Yavaş yavaş tekâmül eder. Bir medeniyetin gelişmesinde başka bir medeniyetin katkısı bulunur. O, bilimler tarihinin insanların ortak mirası olduğuna inanır.
- Kitapta en çok tekrar edilen ve Sezgin’in çokça vurguladığı konu bilimlerin geçirdiği tarihi serüvendir. Şöyle ki; Müslümanlar bilimleri M. 7. yüzyıldan itibaren öncelikle Yunanlılardan ve Hintlilerden aldılar. İki asır sonra Müslümanlar kendi bilimlerini oluşturacak seviyeye geldiler. Bu durum 16. Yüzyılın ortalarına kadar sürdü. Bu döneme kadar, yaklaşık 500 yıl boyunca Avrupalılar Müslümanlardan bilgi aldılar. 17. Yüzyıl itibariyle ise bu alışveriş tersine dönüyor. Avrupalıların devri başlıyor. Bu durumun pek çok sebebi bulunuyor. Eserin ilerleyen bölümlerinde bu konuya açıklık getiriliyor.
- Dünya’da astronomi tarihine geçecek anlamda ilk gözlemevinin Müslümanlar tarafından yapıldığını öğreniyoruz. (Halife Me’mun Dönemi, Bağdat)
- Fuat Sezgin’e göre matematik coğrafyayı müstakil bir bilim haline sokan kişi Biruni’dir. Sezgin’e göre Evliya Çelebi, dünyanın en büyük coğrafyacılarından birisidir. Yine ona göre Hicri 2. yüzyılda kimya ilmini bir tecrübi ilim olarak Müslümanlar kurmuştur. (Cabir İbn-i Hayyan tarafından)
- Müslümanların yapmış olduğu haritaların ilerleyen zamanlarda Avrupalılar tarafından kullanıldığını ifade eden Sezgin’e göre, İspanyollar yüzlerce yıl boyunca Müslümanlardan (Endülüs Emevileri) öğrendikleri denizcilik, astronomi ve teknik bilgiler sayesinde Amerika’nın keşfini gerçekleştirmiştir.
- Sezgin’e göre Türkiye’de üniversitelerin sayısının çoğalması önemlidir, ancak derinliğe ve niteliğe dikkat edilmesi gerekmektedir. Sezgin, Türklerin yabancı bir dil öğrenmeye karşı kompleksi olduğunu ve bunu bertaraf etmemiz gerektiğini ifade ediyor.
- Söyleşide dikkat çeken konulardan birisi de hadislerin şifahi değil yazılı olduğu meselesidir. Fuat Sezgin burada ciddi bir iddia ortaya atıyor. Hatta bu iddiayı kanıtladığını söylüyor. Şöyle ki, Buhari’den gelen hadis kaynaklarının 1. yy.’a kadar yazılı olduğunu ispat ettiğini ifade ediyor.
- Kitapta tartışma yaratacak konulardan biri de Oryantalizm konusudur. 1961 yılından itibaren Almanya’da yaşamaya başlayan Fuat Sezgin’in ifadesinden, eşinin oryantalist bir Alman olduğunu anlıyoruz. Oryantalizm konusunun çok tartışmalı bir konu olduğunu ifade etmek gerekiyor. Fuat Sezgin burada açıklama yapmak durumunda kalıyor. Ona göre, bütün oryantalistlere aynı gözle bakılmamalı; içlerinde geceli gündüzlü çalışarak, İslam’ın bilimler tarihindeki yerini ortaya koymaya çalışan oryantalistler vardır.
- Avrupa’nın 18. yy’da vardığı neticelere Müslümanların 9. yy.’da vardığını öğreniyoruz. (Misal: Rüzgârlar nasıl ortaya çıkar, med ve cezir nasıl olur, Dolu nasıl oluşur? Gibi konularda)
- Sezgin’e göre, Müslümanlar için bilim her ne olursa ve hangi kaynaktan olursa olsun alınması gereken bir şeydi. Doğa bilimleri, felsefe, edebiyat ve filoloji gibi ilimler teolojik değil dünyevi bir anlayışla yapılmıştı. Ona göre, Müslüman devlet adamları bilim insanlarını desteklediler. Yine Sezgin’e göre bilim sadece belli grupların uğraşısı değil her meslekten kişilerin faaliyet alanı idi.
- Türkiye özelinde de önemli tespitlerde bulunan Fuat Sezgin, Türklerin zamanı değerlendirmede daha çok dikkat etmeleri gerektiğini, boş şeylere zaman harcadığımızı, çok az kitap okuduğumuzu ve bilim adamlarımızın daha çok çalışması gerektiğini savunur.
- Eseri okuyunca pek çok yeni bilgi ile karşılaşacağınızı şimdiden belirtmek isterim. Bunlardan en çok dikkatimi çekenlerden birisi de camilerdeki kürsü konusudur. Eserden öğrendiğimize göre, Hicri 2. yy.’da camilerde kürsüler ortaya çıkıyor. Bu kürsülerde ilmi konuşmalar yapılıyor, hatta dersler veriliyor. Fuat Sezgin ise camilerin bir ilim merkezi haline geldiğini hatta üniversite statüsüne büründüğünü ifade ediyor. Yine bu eserde, ilk devlet üniversitesinin Nizamiye olduğunu ve Bağdat’ta kurulduğunu öğreniyoruz.
- Sezgin’e göre din, bir kültür dairesinde, bilimlerin ilerlemesini ciddi anlamda tehdit etmez.
- Yine eserden öğrendiğimize göre, Müslümanlar kâğıdı diğer kültür çevrelerinden almışlar ve kâğıdı geliştirmişler. Bu gelişmeyi daha sonra Avrupalılara aktarmışlar. Ancak ilerleyen süreçte Müslümanlar, kâğıdı Avrupa’dan ithal etmek durumunda kalmışlar.
- Kitapta, Müslümanların bilimde Avrupa karşısında gerilemesinin en önemli sebepleri olarak yeni deniz yollarının keşfedilmesi ve yaşanan savaşlar neticesinde İslam dünyasında oluşan ekonomik ve politik zayıflık gösterilmektedir.
Yukarıda, eserde dikkatimizi çeken noktaları başlıklar halinde sunmaya çalıştık. Elbette ki eser, sadece bu başlıklardaki konulardan oluşmuyor. Kitabı okuyunca daha farklı dikkat çeken konularla karşılaşmanız muhtemeldir. Kitabın söyleşi kısmının haricinde kitaba ilave edilen başka bölümler de bulunmaktadır. Bu bölümler, yapılan söyleşiyi destekler ve zenginleştirir niteliktedir. Fuat Sezgin’in hayatını ve çalışmalarını daha iyi tanımak; Müslümanların bilim tarihindeki yoluculuğunu görebilmek istiyorsanız bu kitabı okuyabilirsiniz.
Sabit BAYAR


Leave feedback about this