Ersin Bayram

Mutluluk da İçimizde

Mutluluk da İçimizde-Pazartesi Yazıları

Sözlüklerdeki bazı kelimelere verilen manalar bazen netamelidir. Bunlar bilhassa hisler için kullanılanlarda daha belirgindir. Genel olarak bütün mücerret kelimeler için netamelidir, diyebiliriz. Çünkü her insanın o mücerret kelimeyi kavrayışı farklı oluyor. Bana göre bu kelimelerden biri mutluluk. TDK, bendeki 2005 baskılı sözlüğünde kelimeyi şöyle tanımlamış: “1. Bütün özlemlere eksiksiz ve sürekli olarak ulaşılmaktan duyulan kıvanç durumu, ongunluk, kut, saadet, bahtiyarlık.”[1] Fakat Kurum’un Güncel Türkçe Sözlük adıyla sitesinde yayınladığı sözlükteki tanım ise şöyle: 1. Mutlu olma durumu; mut (I), ongunluk, kut, saadet, bahtiyarlık, saadetlilik. 2. Anlık bir duruma bağlı olarak duyulan sevinç veya alınan zevk.[2] Bu tanımlama dahi kelimenin anlam bakımından farklı kavrandığını göstermeye kâfidir. Demek oluyor ki tezimiz doğrudur.

Yaşar Çağbayır da Ötüken Türkçe Sözlük’te aynı manaları vermiş. “1. Bütün özlemlere, isteklere eksiksiz ve sürekli olarak ulaşılmış olmanın verdiği hiç huzuru; bilinci dolduran tam bir doygunluk durumu; mutlak iç huzuru ve hoşnutluk durumu; kut; saadet; ongun. 2. Anlık bir duruma bağlı olarak duyulan sevinç veya alınan zevk.[3] Görüldüğü gibi Çağbayır’ın verdiği tanımlardan ilki TDK’nin basılı sözlüğündeki tanım ile ikincisi de TDK’nin “Güncel Türkçe Sözlük”ündekiyle aynılık gösteriyor.

Bizim için en genel geçer tanımı ise Kubbealtı Lugatı vermiş: Mutlu, huzurlu, mesut olma durumu, saâdet.[4]

Şimdi düşüncelerimize adım atabiliriz. Birinci maddedeki izahı karşılayan tam var mıdır? Yahut mutluluk tam manası ile nedir? İnsanın hayattan beklentilerine ulaşması mıdır? Ama nefis hep bir şeyler ister. Yani biri biter diğeri başlar. O halde bir işi halletmenin sağladığı gurur mutluluk içine alınabilir. Diğer taraftan hedefin hacmi geniş ve menzili çok uzaksa mutluluk için yoğun mesai var demek. Ha babam çalış bakalım. Bu noktada Mandıra Filozofu’ndaki çalışmak üzerine yapılan felsefî göndermeleri düşünmek gerekiyor. Netice uzun menzilli hedefe ulaşmak için harcanan yoğun enerjiyle beraber hırpalanan vücut. Çünkü vücut sistemimiz de dengesi bozulmasın istiyor.

Tanımdaki “Bütün özlemlere eksiksiz ve sürekli olarak ulaşılmak…” ifadesi çağdaş dünyanın, kapitalist düzenin mutluluk aşıları; yani hırslan ve üret, hedef belirle, ulaş mutlu ol. Ulaşamazsan vay hâline. Bu ifadeye göre azıcık aşım ağrısız başım, atasözündeki mutluluk hissi tanımsız kalıyor.

“Bütün özlemlere” ulaşma belgisiz sıfat olan bütün ile hudutsuz bir arzular topluluğu düşüncesi meydana getiriyor. Bunun neticesi hudutsuz arzulara ulaşamamanın verdiği gerginlik. Yani “Arkası gelmez” istek ve arzular. Eski tabirle kendimizi kaptırdığımız “heva vü hevesler”. Gelinen nokta daimi mutsuzluk modern tabirle depresyon. Ya yolculuk esnasında öğrenilenler, ya tecrübeler,  onlar neticeye ulaşılamadığı için hiç hükmünde. Vah ki ne vah. Yani insan kendini hırslarına bağlı bir mutluluğa mahkûm ediyor. Şişkin egonun tatmini mutluluk.  Hâlbuki mutluluk Üstün Dökmen’in bir eserine başlık da olan ” Küçük Şeyler”dedir. İşte bu noktada Kubbealtı Lugatı’nın verdiği mana ortaya çıkıyor. Çünkü sözlük “Mutlu, huzurlu, mesut olma durumu, saâdet.” derken kelimelere sıfat eklemiyor. Böylece herkesin mutluluk algısındaki farklılığı gözetmiş oluyor.  Aslında mutluluk bizim kendi içimizde ve hayata bakış yahut ondan beklentimizde gizlidir. Meselâ:

Güneşli bir güne uyanıp pencereyi açarak içeriye sızan ışık huzmeleri arasında bir an kaybolmak mutluluktur.

Ailenle bir arada olup keyfince iş yapabilmek, güzel ve keyifli bir kahvaltı yapmak, yorucu bir işin ardından hayattan kendini soyutlayıp bencileyin iç benliğin ile baş başa kalıp keyfince demlediğin çayı içmek, yorucu geçen günün veya bir iki dersin ardından orta şekerli bir kahve içmek mutluluk.

Şahane bir kitabı alıp her şeyden uzaklaşarak okuma koltuğuna gömülmek, zamanın içinde dolaşmak ve tarihin sayfalarında kaybolarak bir yerde durup eski insanlar ile demli bir çay içmek, ( Bunların çoğu çayı sizden öğrenecektir). Tabi onların size binlerce ikramına karşılık sizden de hepi topu bir çay. Her neyse.

Bütün hayattan soyutlanıp her şeye çok uzaktan bakabilmek, dağ başında yaşayan ulu bir ağaç gibi asırları görmeye çalışmak ve azade olmak mutluluk.

Bir satır yazabilmek, her gün okuyabilmek ise benim için tarifsiz bir mutluluk. Bir çiçekte, bir böcekte; biten bir otta, yeşeren ağaçta, yağan yağmurda hikmetler bulmak mutluluk…  Ne diyor Yunus “Benim bir karıncaya ulu nazarım vardır.” Bu bakış açısını kazanabilen biri acaba mutluluğu nasıl tarif edecektir… Bence o mutluluğu müşahede neticesinde yaşanan suskunluk olarak tanımlardı. Zira Yunus parçadan bütüne yani zerreden kürreye varıyor.

Mutluluk…. Mutluluk… Mutluluk…

Küçük hayatın içine serpiştirdiğimiz küçük dokunuşlarda gizli. Minik ritüellerde…. Mustafa Kutlu “Yoksulluk İçimizde” diyordu. Biz de “Mutluluk da İçimizde” diyoruz… Mutluluk çoklukta değil azlıkta… Ne diyordu bir şarkıda: “Avuç içi kadar mutluluk yeter…”

[1] TDK, Türkçe Sözlük, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 2005,  s.1425.

[2] sozluk.gov.tr.  erişim tarihi: 18.05.2024.

[3] Yaşar Çağbayır, Ötüken Türkçe Sözlük, Cilt 3, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2007, s. 3329

[4] İlhan Ayverdi, Misalli Büyük Türkçe Sözlük, Kubbealtı Neşriyat, İstanbul, 2011, s. 859.

Leave feedback about this

  • Rating

PROS

+
Add Field

CONS

+
Add Field