Tarafımız Belli

2 Mayıs 2017 0 yorum Denemeler-Makaleler 369 Görüntüleme

TARAFIMIZ BELLİ

ba

Hz. Adem’le başladı bu kavga, Hak’la batılın kavgasıydı. Şeytanla, Hakk’ın kavgasıydı.
Bize; eşrefi mâhlukata, secde etmedi şeytan, bize düşmandı artık.
Bu kavga, iyiyle kötü arasındaydı, durmak bilmeyecekti. Var olan dünyada devam edip, ahirette sonuçlanacak kavga, başlamıştı artık.
Evet biz; Ademoğlu Adem’dik, eşrefi mahlûkattık. Adem tarafındaydık: alnımız secdede, dizlerimiz seccadedeydi.
Buna iman ettik. Birbirini kovalayan asırlarda.
Hz. Nuh’la devam etti mücadelemiz. 1000 yıl, doğruyu ve güzeli anlatan Hz. Nuh’un yanındaydık bu sefer .
Her gün anlattı, hırpalandı, hor görüldü, küçümsendi. Ama bir gün olsun dönmedik davamızdan. Zulme, yalana, dolana baş eğmedik. Sabırla anlattık. Fakat olmadı, inanmadılar.
Sonunda açtı yücelerin yücesine ellerini istedi gazabını. Gemide atamızla inandığımız yoldaydık, beraberdik inanmıştık dönmedik yılmadık. Ceddimiz YAFES’le geliştik tekrar serpildik yeryüzüne.
Gün geldi Nemrud kudurdu.
Biz yine Nemrud’un karşısına korkmadan dikilen, Hz. İbrahim’in yanındaydık. Bugünkü Nemrudların atasıydı o Nemrud. Sen zalimsin, dedik isyandaydı, ne Hak ne ALLAH tanırdı.
Hz. İbrahim gözünü kırpmadı, ateşe atılırken. Ateş yakmadı İbrahim’i, 7 gün içinde yaşadı güllük gülistanlık oldu o kor, o ateş.
Ateş su oldu, odunlar balık. ALLAH yarı yolda bırakmadı sevdiğini.
Biz nerede miydik?
Biz; karıncayla beraber İbrahim’ in peşinde, tarafındaydık. Ağzımızda su, ateş karşımızdaydı. Tarafımız belliydi.
Her yük yükleyene aldırış etmedik. Ne taşıdığımızı ne olduğumuzu biliyorduk. Ateşe odun taşıyan katır olmadık, olmazdık, olmayız da…
Bugünde karınca kadar da olsak tarafımız belli. HAK ’tan yana HAKK ’ın tarafındayız .
Katır gibi zulmün işçisi olmadık.
Kendini yenilmez zanneden Nemrud’a bir sivrisinek yetti.
Bugün kendini yenilmez zannedenler her ne kadar Nemrud’dan ders almasalar da, kulağına vızıltısı gelen, her sivrisinekten korkmakta haklılar ve korksunlar da.
Hz İsmail’i örnek almıştı: Mustafa Pehlivanoğlu, Selçuk Duracık, Halil Esendağ’larımız. Daha nice koç yiğitlerimiz. HAKK sevdalılarımız.
Tam teslimiyet içindeydiler. kime ve kimin için asılacaklarını kesileceklerini biliyorlardı. Her şeyin farkındaydılar. İlmek ilmek örülen kaderlerine razıydılar.
Onlar Hakk’ın, Yaradanın tarafındaydılar… Evet dün İsmail bugün, onlardı kurban.
İsmail’in damarlarında akan kandı onların kanı. Uğruna can verdikleri Allah yoluydu, hak yoluydu.
Hz.Yakub’un sabrıyla sınandı, yol gözleyen analarımız, babalarımız, kardeşlerimiz, yavuklularımız.
Bir gün olsun of demediler. Kanlı gözyaşlarını içlerine akıttılar. Güldürmediler düşmanı. Toprağa verdikleri boş yere ölmemişti. Şehit’ti artık onlar Peygamber Efendimiz’le beraberdi. Aynı taraftaydılar.
Şehitlerin efendisi; Hz. Hamza, alınlarından öpüyordu onları, başlarını okşuyordu Hz. Osman.
Şehid olamayan sahabiler, “keşke” diyordu, keşke biz de onlar gibi olabilseydik…
Ah o tabutluklar. Hz. Yusuf’un kuyusu gibiydi.
Kardeşim dediğimiz, kardeşlerimiz dediğimiz Türkoğlu Türk olduğunu söyleyenler atmıştı bizi de tabutluklara.
Yusuf’un kuyusu gibi sessiz, karanlık, ıssız, ızdırap doluydu.
Tırnaklarımız söküldü. Prangalara vurulduk.
Peki neden?
Neydi suçlama: neden Türk’sün, neden Türkçü’sün neden Turan’cısın?
Yine yılmadık, yalvardık Yaradana, Yusuf’a yaren olan kuyu bize de, sonsuza açılan bir kapı oldu.
Yaradan, Yusuf’a yol verdi o, oldu sultan, biz onun ardında revan. Tarafımız belliydi…
HAKK bizimle beraberdi…
Hz Eyüp sabrı vardı bizde de her yanımız, yaralarla dolsa da, sabır her şeye devadır dedik sabrettik. Hz.Eyüb’e iki misli zenginlik veren Rabbim gün gelecek bize de bahşedecek hazinelerini. Onun bilincinde ve inancındayız. Aynı taraftayız Eyüb, nasıl sabrettiyse, bizde onun gibi bağırmadan, çağırmadan, isyan etmeden bekliyoruz sabrediyoruz.
Gün geldi Firavun’un karşısına dikildik Hz Musa’yla beraber.
En güçlü, en azametli olduğu dönemde.
Sen; Tanrı değilsin! diyebilmekti o gün doğru olan. Ve biz aynı taraftaydık.
Son nefesinde Azrail’den aman dileyen Firavun’a dün düşmandık bugün de düşmanız yarın da, düşman olacağız.
Onun korktuğu Azrail bize yârendi. Biz onu hep gülerek bekledik, karşıladık.
Kuşların dilinden anlamıyorduk belki, Hz Süleyman gibi, rüzgara da hükmedemiyorduk ama o kuşlar seher vaktinde ötüyor, rüzgar hafifçe esiyordu sabah ezanında…
Selalar; bizim için okunurken intihar olmasın diye, vurmuyorduk iskemleye. Celladımızla helalleşip öyle can veriyorduk; Mamaklarda, Ulucanlarda…
Hz. Zekeriya gibi hep uğraştık anlattık, yılmadık, usanmadık, vazgeçmedik. Hep güzeli, doğruyu anlattık, belki bize de; bir kişi inanacaktı. Ama biz; yılmadan, bıkmadan, usanmadan anlatacağız.
Bizi de onun gibi şehit etmediler mi? Olsun sonuçta hep aynı yere gitmiyor muyduk ne önemi vardı nasıl öldüğünün. Ha yumuşak kuş tüyü yatakta ha, idam sehpasında. İdam sehpasını, rahata tercih etmedik mi? Tarafımız belliydi.
Ölüm bize son değildi ki. Ölüm. Ölünce sevinenlerden olmayacak mıydık?
Hz İsa’ya yaptıkları zulümleri, iftiraları bize yapmadılar mı? Saflar yine aynıydı düzen değişmemişti bir tarafta Hakk, bir tarafta batıl. Çarmıha da gerseler vazgeçmedi. Biz de vazgeçmedik, vazgeçmeyeceğiz. Tarafımız Hakk, tarafımız haklıdan yana.
Ebrehe’nin filleri varsa bizim Ebabil’lerimiz vardı. Ve bir gün ebabillerimiz yeniden kanatlanacak gökyüzünde. O küçük taşlar düşerken birer gülle olacak ikiye yaracak zalimleri. Ama şaşmak yok adreslerde herkesin kendi adı yazacak taşında, Ebabil’lerimiz dönecek başlarında.
Kurtuluş yok bizden!
Ve gönüller efendisi iki cihan Serveri gelmedi mi yer yüzüne…
Nurlandı yeryüzü, coştu, yer, gök, dağlar, taşlar.
Hepsi dile geldi. ’’Ya MUHAMMED hoş geldin’’
Onu da taşladılar, hor gördüler ama olmadı dönmedi davasından.
Sonra; neleri teklif etmediler ki. Ama O “bir elime ayı diğer elime güneşi verseniz vazgeçmem” dememiş miydi? Vazgeçmedi, vazgeçmedik davamızdan.
Açtı sancağını “haydi” dedi. Benim tarafımda olanlar gelsin. Biz de onun izinden ayrılmak yoktu.
Hiçbir puta tapmayan tek millettik. Hz.Adem’den bu yana, sancağımız, yönümüz, tarafımız belliydi!!!
Dün:
Hun olduk Avrupa’yı salladık.
Uygur; olduk medeniyet getirdik insanlığa beyaz piramitleri yaptık insanlığa armağan ettik ki bugün bile korkuyorlar medeniyetimizi ortaya çıkarmaya.
Göktürk; olduk ne Çin kaldı ne de Orta Asya.
Gazneli; olduk ineğe tapanlar bizden öğrendi medeniyeti.
Selçuklu; olduk çift başlı kartalımızla hem doğuya hem batıya başkaldırdık göz koyduk.
Timur; olduk ne kuzey ne güney tanıdık.
Osmanlı; olduk ‘’ dünya bir hükümdara çok iki hükümdara az’’ dedik.
Hakk’ın adına yürüttük atlarımızı dağlarda, bozkırlarda, vadilerde. Hakk’ın yanındaydık, güç elimizdeyken de. Tarafımız belliydi!
Kırdılar, ezdiler, kırk parçaya böldüler yine de vazgeçmedik ne davamızdan ne adımızdan.
TÜRK OĞLU TÜRK’tük biz.
OĞUZ’DUK, KÜRŞAT’TIK, METE’YDİK, ALPARSLAN’DIK, OSMAN’DIK, MUSTAFA KEMAL’DİK, BAŞBUĞ’DUK BİZ…
1923 geldi çattı kurduk en son devletimizi.
DEVLET’siz olamazdık biz. Bu millet ne zaman devletsiz kalmıştı ki? Şimdi kalsın‘’ TÜRK EMSALSİZ. TÜRK; EŞSİZ’Dİ ‘’
1927 de koyduk mührümüzü paramıza. Bozkurd’umuz paramızdaydı artık. Ne mutluydu bize.
Ama ne oldu? ne yaptılar bize, 1942 de neden geri adım attık ta, kaldırdık bozkurdumuzu paramızdan, hangi; Firavun, Nemrud, hangi soysuz rahatsız olmuştu bozkurd’dan. Korkuları neydi.
Demek ki; Nemrud ölmemişti, Firavunlar hayattaydı, Şeytan hâlâ oyun peşindeydi.
Ama biz vardık dün olduğu gibi o gün de, bugün de.
1944’te atıldık tabutluklara. Sanık kürsüsündeydik bu kez. Kendi öz yurdumuzda, Türk olduğumuz ve Türkler var dediğimiz için.
Güldük. Ama güldüğümüz suçlama değil; onların bizi anlamamasıydı. Türk yok muydu dünyada, evet belki onlara göre yoktu belki ne Türk ne de Türkçülük.
Ama bize göre olmazsa olmazdı bu dava, yok olmazdı bu gerçek
Yakmalar, yıkmalar, asmalar bizi yıldıramadı ki sanık sandalyesi yıldırsın. Aslında sanık olan biz miydik yoksa bizi yargılayan mı, belli de değildi.
Biz Azrail’le yoldaşız. Çin seddinden, Habeşistan’a, Cebelitarık’tan, Viyana’ya kadar hep yan yana olmuşuz. Biz gülerken bizi yargılayanlara, onlar; hırslarından azdılar daha da kudurdular, gün geldi; Kızıllaştılar.
Ama biz Hakk’tan yanaydık yine ve tarafımız belliydi!!!
HAKK’ta tecelli etti.
O kara günü, o lekeyi sürenleri tarih affetmedi. Onları ölüm çukuruna yollarken, bizi, başımız dik alnımız açık milletin gönlüne, bağrına yerleştirdi.
Ne dedi milletimiz? Bunlar bizim öz evladımız ne mutlu bize.
HER ŞEYİ ALLAH RIZASI İÇİN YAPAN.
ALLAH’TAN BAŞKASINA BAŞ EĞMEYEN, BİR NESLİN DEVAMIYIZ.
BİZİ, NE KIZILLAR NE DE SAHTE YEŞİLLER YOLUMUZDAN DÖNDÜREMEZ.
NE DİYORDUK; İÇİMİZ ALEV ALEV İSLAM; DIŞIMIZ PARIL PARIL TÜRK.
VARLIĞIMIZ TÜRK VARLIĞINA ARMAĞAN OLSUN.
NE MUTLU TÜRK’ÜM DİYENE…

Fatih KAPLAN

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum