18 Mart Özelinde; Medeniyetimiz Derdimizdir

18 Mart 2017 0 yorum Denemeler-Makaleler 498 Görüntüleme

turk-medeniyet

                                                                           -Yeni Fetih’ler, Yeni Zaferler İçin

18 Mart.

“Çanakkale destanını”  bizlere nasip eden Allah’a sonsuz şükürler olsun diyorum. Bu destanı kanları ve terleriyle canlarını mürekkep ederek yazan, o büyük kahramanlarımızı minnet ve şükranla anıyorum. Kahraman şehitlerimizi dünyaya getiren anaların önünde saygıyla eğiliyorum.

Açık söylemek gerekirse, “Çanakkale şehitleri ve Çanakkale zaferi” ile ilgili bir şeyler yazmaktan haya ediyorum. Ancak haklarını bize helal etsinler diyebiliyorum. Sadece geçmişi ve tarihi ile övünüp yerinde sayan bizlerin, bu özel ve büyük günler için bir şeyler karalamasından kısmen de olsa utanıyorum. Umarım lisanı halimi edep çerçevesinde dile getirebilir, yanlış anlaşılmalara mahal verecek kelam etmeden yazımı sonlandırabilirim. Çünkü dert insanı söyletir. Allah hakkı söyleyenlerden eylesin.

Dert. Medeniyetimiz derdimizdir. Öyle şanlı ve şerefli bir tarihi geçmişe sahibiz ki, bunu anlatarak bitiremeyiz. Ne kadar gurur duysak, ne kadar övünsek az, ne kadar anlatsak eksiktir. Büyük Hun İmparatorluğu’ndan, Selçuklu Devleti’ne, Osmanlı İmparatorluğu’na, Türkiye Cumhuriyeti’ne kadar, dünya tarihinin birey taşı olmuş devletlerin miraslarına sahip olmanın şuurunda olmalıyız.

İşte yukarıda bahsettiğimiz dert burada karşımıza çıkıyor. Türk İslam dünyası son yıllarda aşırı bir hafıza kaybına tutuldu. Malazgirt’te Alparslan’ın, İstanbul’da Fatih’in, Kudüs’te Selahattin’in neler yaptığını unuttu.

Fakat Roma sokaklarında Türk bayrağı altında Müslümanların mehterle yürüdüğü, Musul’da Kerkük’te cuma namazı kıldığı, Kudüs’te Türk bayrağının dalgalandığı çeşitli rüyalar görmeye başladı.

Unuttukları için rüyaların anlamına vakıf değiller. Evet, karabasan gibi üstümüze çöken ümitsizlik ve kendi gücünün farkına varamayan şuur, uyanmamıza engel. Bağırıyoruz sesimiz çıkmıyor. Uyanmak istiyoruz uyanılmıyor. İşte bize tüm benliğiyle, yürekten BİSMİLLAH diyecek ve karabasanı üzerinden def edecek, nefsine ve kişisel menfaatine savaş açmış, adaleti el üstünde tutan, adaletin ve düzenin de eğitimden geçtiği bilincine sahip, dirayetli neferler lazım.

“İnsanı bedenen ameliyat etmek için uyutmak, ruhen ameliyat etmek için ise uyandırmak gerekir.”  diyor Tolstoy.

En büyük derdimiz ise; Kendi medeniyetinden, kendi tarihinden haberi olmayan, sırf uzun gözükmek için kafasını taşıyan bir gençliğin yetişmeye başlamış olmasıdır. Geleceğimizin teminatı olan gençlerimizi; ümitsizlik, boş vermişlik ve cehalet denen bataklıktan kurtarmak boynumuzun borcudur. Bunun vebali ağırdır.

Bir söz vardı; “Atalarının dindarlığı ile başarıları ile çok çok övünüp bir şey yapmayanlar, başkalarının yemesiyle doyacağını sananlar gibidirler.” Koşu bandında koşar gibiyiz. Sadece konuşuyor, nutuklar atıyor fakat bu sözlerimizin içini dolduracak aksiyonlara girişmiyoruz.

10 yıl içinde öyle bir gençlik yetiştirmeliyiz ki, 50 yılımızı garanti edecek donanıma, şuura sahip olsun. Ancak böylece, Müslüman Türk gençliği; İslam ahlak ve fazileti, Türklük şuur ve gururundan aldığı ilhamla 21. asra mührünü vuracaktır.

Ne diyordu Sezai Karakoç;

Bizim işimiz, bir kibrit çakmak.

Dünyayı yakmak için değil,

Dünyayı ışıtacak meşaleyi tutuşturmaya yardımcı olmak için.

Yunan savunma bakanı Panos Kammenos. Son 3 yıl içerisinde ülkemize savaş ilan edilmesi için uluslararası birçok girişimde bulunmuş. İstihbaratı zaten ele geçirilmiş. Yunanistan’ı ekonomisinin sıkıntıya düşmesi buna başlıca engellerden. Fakat önemli olan şu;

Yunanistan’ın önemli akademisyenlerinden biri çalışmasında; “Yunanistan’da sokaktaki çöp toplayıcısından saraydaki cumhurbaşkanına kadar bütün insanların ortak bir özelliği nedir, diye sorulsa, ‘Türkiye fobisi/düşmanlığı’ cevabını veririm.” diye bir ifade kullanmıştır.

Öğretmenlik mesleğinin özelinde bu konuyu değerlendirirsek;

İşte biz liselerde, okullarda tarih derslerinde, coğrafya derslerinde vs. ülkemizin milli, kültürel değerlerini anlatmayıp sadece sınav kaygısıyla eğitim verirsek, yarın gençler bu ülkenin kültürel değerlerinin ve devlet politikalarının tamamen gerisinde kalacaktır. Öğretmen siyaset yapsın demiyorum, öğretmen düşman yetiştirsin hiç demiyorum. Diyorum ki insanın dostu az olur. Dost diye her önüne gelene sarılmamaları gerektiğini anlatalım.

Peki bu nasıl olacak. Öncelikle bu donanıma sahip, taraf duygularından arınmış, idealist, öğretmenliği iş olarak değil görev olarak benimsemiş Anadolu evlatlarını atayarak. Bundan da önce onu atayabilecek ön görüye, kabiliyete, bizden biri görüşünden kurtulmuş, liyakate önem verenleri o mevkilere getirerek.

Staj yaptığım okulda, bakın staj yaptığım okul diyorum. O okulda bir hafta boyunca girdiğim derslerde 1915 Ermeni Olaylarının 100. Yılı olması sebebiyle “Ermeni Meselesinin dünü ve bugünü” konusunu anlattım. İnisiyatif kullandım. Bence barok, rokoko sanat eserleri tarzlarından daha önemli bir konuydu.

Ben öyle başlamıştım, sen de devam ettir. Mesela edebiyat dersinde milli mücadele şiirlerini işle, mısra mısra yorumla çocuklara. Görsün dedesinin kanını içmeye gelenlerin kim olduğunu. Coğrafya dersinde anlat mesela 3 kıtaya yayılmış dedelerini şimdi hangi haritalara mahkum etmeye çalışıyorlar. Beden eğitimi dersinde anlat, hangi antrenman Çanakkale’de Seyit onbaşı ya kaldıracak kuvveti sağlamış. Ne bileyim tut bir yerinden işte. Özel de olsa yapacaksan bu öğretmenliği, maaşının cazibesine kapılma. Olmadı özel derslerinde anlat.

Öğretmenlik mesleği haricinde tüm alanlara bunu yayabiliriz. Dert sahibi olacağız, çözüm budur. Derdimize de çözümü çalıştığımız alanlarda getireceğiz. Ev hanımını baz alırsak, topluma ve medeniyetine en büyük yararı, vatanına, milletine layık bir çocuk yetiştirerek yapacaktır.

Unutma “Uyuyanları uyandırmaya tek bir uyanık yeter”

“Kurbağa ılık suda gevrerken, sonunda pişmeye başladığını anlamış ama iş işten geçmiş, tencereden dışarı sıçrɑyɑcɑk gücü kendinde bulamamış, yanmış, haşlanmış, ölmüş.” Akıl vaktidir. Zaman tam da o zamandır. Zaman az, yapacak çok iş var, yol uzun, yük ağır. Fakat, biz beşer olana değil, beşerin ve her şeyin sahibi olan Allah’a iman ettiğimizden, bunu başarabilecek olmanın ümidiyle yaşıyoruz.

İslam’ı hakkıyla anlamayanlar, anlamaya çalışmayanlar, ilk emri “OKU” olmasına rağmen kendi dini kitabını okumayanlar,

Hikmeti bıçakta arar.

Kuvveti asada arar.

Kudreti parmakta arar.

Bıçağa kesme diyen hangi hikmettir,

Asaya suyu yar diyen hangi kuvvettir,

Parmağa ayı ikiye böl diyen hangi kudrettir,

Bilemezler.

Bunu bilenler ise, dün nasıl dünyada söz sahibi olan bir devleti Allah nasip ettiyse, Çanakkale zaferini nasip ettiyse, Malazgirt’te, Kudüs’te üstünlük verdiyse “Sakın yılmayın, üzüntüye kapılmayın, eğer inanıyorsanız mutlaka üstün gelirsiniz!” ayetinin bize verdiği güvenceyle ümidimizi sıcak tutup dünden daha çok çalışmalıyız. Fetihleri kutlamayı bırakıp yeni fetihler yapmalıyız. Bu fetihler sadece savaşarak olmaz. Okuyacağız, okuyacağız, yine okuyacağız.

Bu kutsal medeniyetin kalemini kırdığını uluslararası platformda yazıp, dile getirenler bilmelidirler ki; mürekkebimizde boğulacaksınız..

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum