Yirminci Yüzyıl Azerbaycan Edebiyatında Milli Kimlik

4 Aralık 2016 0 yorum Yazarlarımız 570 Görüntüleme

azerbaycanda-milli-kimlik

İnsanoğlunun duygu ve düşüncelerini ifade etme zaviyesinden bakıldığında edebiyatın tarihinin insanlığın tarihi ile eşit olduğunu söyleyebiliriz. Hatta inancımızda ve bütün tek Tanrılı dinlerde insandan önce söz yaranmış ve daha sonra insan var olmuştur. Burada söylenmesi gereken bir başka husus edebiyatın yazıdan daha eski olmasıdır. Yazının tarihi her ne kadar eskiye dayansa da edebiyat önceleri hiç şüphesiz şifahi olarak meydana çıkmış çok-çok sonralar yazıya aktarılmıştır. Böyle bir edebiyat önceleri insanların gördükleri ve yaşadıkları onları derinden etkileyen olaylar karşısında duyulan korku, şaşkınlık, sevinç, keder, sevgi, nefret gibi hislerin kelimelere dökülmüş halidir.

Yazıya aktarılması açısından edebiyat “Şifahi(sözel)” ve “yazılı” olarak iki kısma ayrılmıştır. Her ne kadar yazının keşfinden sonra yazıya aktarılsa da “Şifahi halk edebiyatı” edebiyatın ilk örnekleri olması, halkın çok bölümünün arzu ve isteklerini, çeşitli olaylara yaklaşımını, terbiyevi görüşlerini yansıtması ve belli bir yazarının olmaması açısından “yazılı” edebiyattan ayrılmaktadır. “Şifahi halk edebiyatı” halkın ortak mirası olması ve onun konuştuğu dile daha yakın olması açısından her zaman önemini korumuş ve önceleri sözel olarak sonraları farklı insanlar tarafından derlenerek toplu halde yazıya aktarılmış olarak kuşaktan kuşağa geçmiş ve günümüze ulaşmıştır. Hiç şüphe yok ki, bu edebiyat örneklerini incelemekle mensup olduğu halkın geçmişi, düşünce tarzı yaşadığı coğrafya, günlük yaşam şekilleri, düğün ve yas merasimleri ve başka hadiselere bakışı ile ilgili çok çeşitli bilgiler edinmek mümkündür.

Böyle değerlendirildiğinde birkaç bin yıllık zengin tarihe sahip Azerbaycan edebiyatı da genel Türk edebiyatının önemli bir kısmı ve devamı olarak bize çok değerli bilgiler sunmaktadır. Halkın yaşadığı coğrafyadan tarihi olaylara kadar, günlük yaşam biçimlerinden gelecekle ilgili umut ve endişelerine kadar çok çeşitli ve zengin içeriğe sahip Azerbaycan edebiyatı yazıldığı dil açısından da farklılıklara – zenginliklere maliktir. Şöyle ki: Azerbaycan edebiyatı yazıya aktarıldıktan sonra genel olarak üç farklı dilde yazılmış eserleri içermektedir.

  1. Azerbaycan Türkçesi
  2. Arapça
  3. Farca

Bu çeşitlilik ebedi eserlerin daha büyük coğrafyalara yayılmasına, daha fazla insanın hizmetine verilmesine ve insanlığın ortak mirası olmasına neden olmuştur. Dil açısından farklılıkların yanı sıra zamansal açıdan da farklılıkların olduğu Azerbaycan edebiyatı çeşitli kaynaklarda farklılıklar olsa da temel olarak şu aşamalardan oluşmaktadır:

  1. Eski dönem
  2. Orta dönem
  3. Yeni dönem

3.1. Azerbaycan Halk Cephesi dönemi

  1. En yeni dönem

4.1. Sovyet dönemi (60’lı yıllara kadar)

4.2. Sovyet dönemi (60’lı yıllardan başlayarak)

4.3.Bağımsızlık dönemi

 

Sovyet dönemi Azerbaycan edebiyatı daha ziyade Rusça ve Azerbaycan dilinde olan eserlerden oluşmaktadır. Bu eserler birçok yazarın sürgünlere gönderilmesine çeşitli zorluklar yaşamalarına sebep olmuştur. Bu kısa bilgiden sonra geçen yüzyılın Azerbaycan edebiyatının genel hatları ile dört temel aşamadan oluştuğunu söyleye biliriz:

I- XIX. asrın sonu XX. asrın 30’lu yıllarına kadar.

II- 30’lu yılların ortalarından 50’li yılların sonu 60’lı yılların başlarına kadar.

III- 50’li yılların 60’lı yılların başlarından 80’li yılların sonu 60’lı yılların başlarına kadar.

IV- 80’li yılların sonu 90’lı yılların başlarından sonra

 

Yirminci yüzyılın başlarında Azerbaycan’ın toplumsal-siyasi, edebi-kültürel ve kulturoloji, neredeyse tüm alanlarında bir uyanış, mili- özgürlük eğilimlerinin güçlenmesi geri dönülmez bir süreç olarak kendini göstermekteydi. Bu dönemde baskıya başlayan “Doğu-Rus” “Himmet”, “Molla Nasreddin”, “Füyuzat”, “İrşat”, “İkbal”, “Terakki”, “Tekâmül”, “Yoldaş”, “Mektep”, “Dirilik”, ve başka basın organları kendi sayfalarında sosyal-siyasi ve milli-manevi sorunlara dikkatleri yöneltir, uzun yıllar ana dilinde basının olmamasından muzdarip halkın manevi ihtiyaçlarını kısmen de olsa ödeme çabası içerisindeydiler. [2. Say-5]

Bu gazete ve dergiler aracılığı ile halka seslenen edipler halkın çeşitli sıkıntılarını dile getirerek çözüm aramakta, asırlardır sömürülen ve kendi değerlerinden uzaklaştırılan halka “milli uyanış ruhu” üfleme çabasında idiler. Farklı bakış açısı olan mütefekkirlerin önderliğinde yayınlanan dergilerde temel hedef aynı olsa da dil konusunda ufak fikir ayrılıkları da vardı. Şöyle ki, Tiflis’te yayınlanan ve Celil Memmetkuluzade’nin başında durduğu “Molla Nasreddin” dergisinde daha çok realist tavrı ve halkın konuşma diline yakın bir dil kullanma eğilimi hâkim iken; Ali bey Hüseynzade’nin  “Füyuzat” dergisi daha ziyade romantiklerin ideolojik-estetik görüşlerini ve dil konusunda ise ortak Türkçeni savunmaktaydı. Mütefekkirlerin tamamı bu konuda hemfikir olmasa da “Füyuzat” taraftarları ortak Türkçe için Türkiye Türkçesinin temel alınması gerektiğini ve bu dilin geliştirilerek ortak bir dil haline getirilmesini en iyi yol olduğunu kanısındaydılar. Ali bey Hüseynzade’nin Azerbaycan’da temellerini attığı sonralar başkaları tarafından da beğenilen ve devam ettirilen bir başka önemli düşünce vardı. Tüm Türk dünyasını ve İslam âlemini ilgilendire bilecek kadar önemli “Türk kanlı, İslâm imanlı ve Frenk kıyafetli olalım” formülü. Cemaleddin Afganinin eserlerinde ilk defa kendisine yer bulmuş bu düşünceler daha sonralar Türk-Müslüman dünyasının büyük ideologları İsmail Bey Gaspralı, Ziya Gökalp, Ahmet bey Ağayev, Mehmet Emin Resulzade için büyük bir mektep olmuştur.

“Cemaleddin Afganinin Müslüman doğuyu tenezzülden kurtarmak uğruna yürüttüğü fikri mücadelesini XIX yüzyılın sonu, yirminci yüzyılın başlarında sadece devam ettirilmedi, hem de daha da genişletti. C. Afgani tarafından ortaya atılmış fikirler yirminci yüzyılın başlarında (yeni tarihi şartlar düşünürlerince) aşağıdaki şekilde özetlendi: millileşmeli, İslamlaşmalı, çağdaşlaşmalı… Doğuyu tenezzülden kurtarmanın bu meşhur formülü gergin felsefi-ideolojik arayışlar sürecinde belirlendi ki, bu sürecin kaynağında Müslüman Şarkının büyük düşünürü Cemaleddin Afganinin, tam anlamıyla devrimci tefekkürünün durduğunu söylemek için, zannediyoruz, her türlü esas mevcuttur.” [1 say-117]

Bu formül sonralar Müstakil Azerbaycan devletinin de bayrağı olacak üç renkli yıldızlı hilali Azerbaycan bayrağa da yansımıştır. Bilindiği üzere Mavi, Kırmızı, Yeşil renklerden sekiz köşeli yıldızdan ve hilalden oluşan Azerbaycan bayrağında:

Mavi renk – Azerbaycan halkının Türk kökenli olmasını, Türkçülük düşüncesi ile alakalıdır.

Kırmızı renk – modern toplum kurmak, demokrasiyi geliştirmek, kısacası modernleşmeye, inkişafı isteğini ifade etmektedir.

Yeşil renk – İslâm uygarlığına, İslâm dinine mensupluğu belirtiyor.

1920 yılından sonraki dönem Azerbaycan edebiyatı önceleri “Azerbaycan Sovyet edebiyatı” olarak adlandırılsa da bağımsızlık sonrası dönemde bu deyimin yanlış olduğu ve bu “Sovyet Dönemi Azerbaycan edebiyatı” veya “Çağdaş Azerbaycan edebiyatı” şeklinde bir ismin daha doğru olacağı düşünüldü. Azerbaycan Halk Cumhuriyeti Sovyet Birliği tarafından işgal edildikten sonraki (25-26 Nisan 1920) yıllarda aşama-aşama düşünürlerin ve yazarların da çeşitli yollarla “işgaline” başlamıştır. Azerbaycan’ca yayınlar yasaklanmış, her yerde Rusça konuşulması ve yazılması gerektiği diretilmiştir. Lakin bu işgalin Azerbaycan edebiyatına vurduğu en büyük darbeler 1937 – 1938 senesinde yapılmıştır. 1937 Ağustos 5 de SSCB NKVD-si bir kararı çıkarıyor. Kararda yazılmıştır ki, Müsavat’çılar, İttihatçılar, Sosyal-demokratlar, Hümmetçilər, aynı zamanda Menşevikler ve Taşnaklar kurşuna dizilmeliler. Bu karardan sonra çok sayda Azerbaycanlı mütefekkir, düşünür, yazar ve bilim adamı sürgün edilmiş, kurşuna dizilmiş, hapsedilmiş veya en azı tehdit edilmiştir. AHMED CAVAD, Hüseyin CAVİT, İsmayıl KATİB, Mikail MÜŞFİG, Mustafa KULİYEV, Tağı ŞAHBAZİ (SİMURK), Veli HULUFLU, Yusuf Vezir ÇEMENZEMİNLİ gibi isimler bunlardan örnekleri.

Halkın durumunu anlayan, çözüm yolları arayan ve insanlara bir şeyler öğretmeye- bir şeyleri değişmeye çabalayan veya buna kalkışan herkesi sonralar da takip etmeğe, tehdit etmeğe davam etti SSCB hükümeti. Bu baskılar uzunca yıllar süregeldi ta ki 1980-lere kadar. “80’li yılların ortalarında dönemin SSCB coğrafyasında tek hâkim partinin yeniden ve tanıtım politikasını ileri sürmesi, toplumun sosyo politik atmosferinde tamamen yeni bir ruh hali yarattı. İmar ve saydamlığın toplum hayatına verdiği en değerli katkısı söz, düşünce özgürlüğü oldu. Özgür söz üzerine konulan yasağın – mevcut siyasi rejimi eleştirme yasağının ortadan kaldırılması insan düşüncesini tamamen yeni bir mecraya yöneltti. SSCB coğrafyasında yaşayan halkların milli benlik bilinci, sosyal olarak özünü anlaması yeni bir kapsamla yükselmeye başladı. Edebi-estetik fikrin yeni bir gelişme aşamasının sosyal-siyasi temelleri atıldı. Y. Karayev meselenin sadece bu tarafını kastederek yazıyordu: “Bizim edebi estetik fikrin gelişmesinde şimdi tamamlanan tarihi bir dönem ortaya çıkar ve tamamen yeni modern süreç başlıyor. ( Y. Karayev. Kriter kişiliktir. Bakü, “Yazıcı”, 1988, s. 10) [2 say-73]

SSCB ülkelerindeki böylesine devrim niteliğindeki bir değişim özellikle ifade özgürlüğü sonraki devirlerde bağımsız Azerbaycan Devletinin kurulmasında inkâr edilemez bir rol üstenmiştir. Edebiyatta artık alışılagelmiş komünizm, SSCB, kolhoz yapılanması için mücadele konuların dışına çıkılmış bir anlamıyla gerçek sanat örneklerinin ortaya çıkmasına fırsat doğmuştur. Teyyar Salamoğlunun tabiri ile söylersek: “Bedii edebiyatın gerçek sanat açıdan gelişmesi için oluşan elverişli sosyo-politik ortam edebiyatı siyasi ideoloji aracı olmak “yük” ünden tahliye edip, ona millî ve evrensel değerlerin ifadesine çevrilmek imkânı verdi.”

 

  1. Nizami Ceferov “Azerbaycanşünastlığın esasları”
  2. Teyyar Salamoğlu “Azerbaycan edebiyatının çağdaş problemleri”
  3. https://az.wikipedia.org

 

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum