İhtiyarlar…

11 Haziran 2017 0 yorum Öykü 207 Görüntüleme

İhtiyarlar

Türk Derin Devleti, hakkında okumakta olduğum bir kitap daha bitmişti… Hava bir hayli kararmış, Güneş yerini Ay’a
bırakmıştı. Sa’at gittikçe ilerliyordu. Ve ben hâlâ kafamın içinde dolaşan sorulara bir yanıt bulamamıştım. Sanırım
bulmam biraz daha zaman alacaktı.

Sokaklar zifiri karanlık ve sessiz. İn, cin top atıyordu… Yalnızlığımı ve düşüncelerimi önüme koymuş, emin adımlar ile
ilerliyordum. İçimi huzursuz eden bir şeyler vardı. Bir Türk Derin Devleti var mıydı? Var ise kaç yıldan bu yana
varlığını sürdürüyordu ve nasıl bu kadar gizliliğini koruyabiliyordu… Ne kadar okusamda, kitaptakiler beni tatmin
etmeye yetmiyordu.

Düşünceli bir şekilde yürürken kendimi bir anda Karacaahmet Mezarlığı’nda buldum. Âvâre âvâre yürürken buraya kadar
gelmişim… Bu gece eve gitmeyeceğim. Bu gece çok doluyum. Gayrı bir şeylerin olmasını istiyorum. Karacaahmet’in içine
girdim. Burada göçenler ve benden başka hiçbir kimse yoktu. Öylece bir mezarın dibine uzandım. Simsiyah gece, Ay ve
yıldızlar… Ben hem onları seyrediyordum, hemde düşünüyordum… Cebimden bir tek sigara çıkardım… Acaba beni
biliyorlar mı? Nihâyetinde çok uzun zamandır gizli teşkilât hakkında bilgi edinmek için uğraşıyordum. O, devletler
kurup, devletler yıkan teşkilât…

Sabah, her tarafım tutulmuştu. Duş almalıydım. Ve biraz dinlenmeliydim. Karacaahmet’in kapısından çıktım ve doğru eve
doğru yol alıyordum. Bir ân rastgele arkamı döndüğümde, irice bir gölge gördüm. Sâniyeler içerisinde yok oldu. Her
hâlde gecenin yorgunluğu diyerek eve attım kendimi. Sonra yine iş…

Ofise geldim. Masamın başına oturdum. Biraz geç kalmış olacağım ki, patronun ateş saçan gözleri yine üzerimde idi. Mesai
çıkışı beni odasına çağırdı. O kadar diktatör birisidir, lâfını uzatmadan;

-İşten kovuldun! Çıkışını ve paranı al git!

Haklıydı… Ama önce uyarabilirdi. Düşünceli ve yorgundum. “Tamam” bile diyemeden, ceketimi alıp çıkıp gittim.

Yine böyle sıkıntılı bir akşamda, Karacaahmet’e gidecektim… Yine aynı mezarın dibine uzandım. Bu sefer sigara yakmadan
önce ellerimi göğe doğrulttum ve duâ etmeye başladım. “Tanrı’m! Bir gâye için işimden oldum, ekmeğimden oldum. Bitmek
bilmeyen bu gecede, ne olacaksa olsun… İster gök çöksün, ister yağız yer delinsin. İster, İsrâfil, Sûr’a üflesin!” ve
şimdi sigaramı yakabilirdim. Bunlu bir şekilde düşünmek için göğe odaklanmıştım. Acaba Türk Derin Devlet’i üyeleri nasıl
insanlar idi? Nerelerde toplanıyorlar idi? Toplandıkları yerler nasıl bir yerler idi?.. Şöyle bütün Türk Devletlerinin
bayrakları ile donanmış yerin altında bir yer… Takım elbiseli resmî kişiler… Ensemde âniden büyük bir acı hissettim
ve gözlerim yavaş yavaş kapandı…

Burası neresi idi? Ben buraya nasıl geldim? Ses verin! Kimse yok mu?.. Kapı yavaş yavaş aralandı. İçimde Kıyâmetler
kopuyordu. İçeriye selvi boylu, üzerinde siyah takım elbisesi, saçları geriye taranmış sakallı birisi girdi;

-Kimsiniz siz? Nasıl geldim ben buraya? Ne hak ile beni burda tutuyorsunuz?

-Şşşt! Sakin ol Mert! Buraya sen kendin gelmek istedin. Biz Türk Derin Devleti: İhtiyarlar Heyeti!

-N ne ney? İhtiyarlar mı?

-Evet… İşte hayâli ile yaşadığın yerdesin.

-Bana nasıl ulaştınız, sizi araştırdığımı nasıl öğrendiniz, efedim?

-Biz her şeye ulaşır ve öğreniriz!

-Peki… Ben artık sizin ile birlikte miyim?

-Sen istersen, neden olmasın?

-Bana kısaca kim olduğunuzu anlatır mısınız?

-Anlatayım evlât! O hâlde beni iyi dinle… Biz: Işığını Oğuz Kağan’dan alan, Mete Han’dan alan; gücünü, Alparslan’dan,
Çağrı Beğ ile Tuğrul Beğ’den alan; cesâretini Fâtih, Yavûz, Kânûnî’den alanız! Teşkilâtımız, Türk Soylu kişilerce
kurulmuştur, iki bin yıldan beri aynı sistem ile devâm eder… Özel seçilmiş âilelerin çocukları… Nice devletleri
kuranda biziz, zamânı geldiğinde yıkanda biziz…

-Peki… Gizliliğinizi nasıl hiç açığa çıkmadan koruyorsunuz?

-Bunu zaman içerisinde kendin göreceksin ve anlayacaksın, Mert…

-Anladım…

-Şimdilik sana anlatacaklarım bu kadar. Bu zihgiri al baş parmağına tak. Bu zihgirin yanındaki küçük ışık ne zaman yanıp
sönmeye başlarsa, bil ki senin ile görüşeceğiz.

-Anladım efendim.

-Şimdi bu bant ile gözlerini kapat. Arkadaşlar seni evinin yakınlarında bırakacaklar ve her dâim yine oradan alacaklar.

-Teşekkürler efendim.

-Görüşmek üzere evlât!…

Evimin arka sokağında arabadan indirildim. Yaşadıklarım âdetâ hayâl misâli idi… Sanırım olayın şokunu üzerimden
atabilmek için biraz uyumalıydım…

Mert ÖZTAŞ

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

Mert Öztaş

Meçhûle yolcu...

İlginizi Çekebilir

0 yorum