Eski Türk Edebiyatı Derslerini Seven ve Sev(e)meyen Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğrencilerine Mektup

10 Haziran 2017 0 yorum Denemeler-Makaleler 365 Görüntüleme
eski-turk-edebiyati
Bölümümüzden bu sene mezun olan öğrencilerimizden birinin dört sene boyunca gördüğü Eski Türk Edebiyatı derslerini bir türlü sevemediği şeklindeki sözleri üzerine 2012’de yayınlanan bir yazımın bir kısmını yayınlamanın faydalı olabileceğini düşündüm. Söz konusu yazının tamamı, Sibel Üst tarafından yayına hazırlanan Klasik Türk Edebiyatı Araştırmacılarına Mektuplar (Kesit Yayınları, İstanbul 2012) adlı eserde yer almaktadır.
Klâsik Türk edebiyatı bilim dalında doktorasını tamamlamış meslektaşlarımızdan Sibel (Üst) Hanım, anılan ilim sahasına ait bazı tecrübe ve tavsiyelerimizi lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencilerine bir mektup şeklinde yazarak anlatmamızı istiyor. İstenen mektubu, 1 Aralık 2011 tarihine kadar tamamlayıp kendilerine göndermem gerekiyordu. Fakat heyhât! Zamanımın büyük bir kısmını alan lisans ve lisansüstü dersler, idarî işler, doçentlik raporları, makale hakemlik raporları, tamamlamam gereken bildiri, yazı ve kitaplar arasında bu talebe vakit ayırabilmem –maalesef- mümkün olmadı. Ama hoca hanımın ısrarlı takip ve isteği üzerine, şu satırları yazmaya koyuldum.
İtiraf edeyim ki, yıllarca aynı dersleri vermek ve aynı işleri yapmaktan ileri gelen bir isteksizlik de kırkını aşmış, elliye yaklaşmış insanın varlığını tesiri altına alıyor. Hele anlattığı konuların öğrencilerde beklediği seviyede alâka, merak ve heyecan uyandırmaması, hocanın şevkini kıran sebeplerin belki de başında geliyor. Birkaç sene önce mezun olan öğrencilerimden biri, “Hocam, siz istediğiniz gibi bir öğrenci bulamazsınız!..” demişti bana. Yani Eski Türk Edebiyatı, Yeni Türk Edebiyatı, Türk Halk Edebiyatı, Yeni Türk Dili demeden, branşıyla alâkalı bütün derslere ve konulara ilgi duyan, yayınları merak ve heyecanla takip etmeye çalışan, doymak bilmez bir ilim talibi bulmak, gerçekten çok zor… Bunun sebebi, kanaatimce, Türk dili ve edebiyatı bölümlerinin, anılan bölümlere giren öğrencilerimizin başlarda değil, puan sıralamasına göre umumiyetle ortalarda veya son sıralardaki tercihleri arasında yer alışıdır. Gerçi fakültemize gelen öğrenciler arasında Türk dili ve edebiyatı bölümünü şuurlu olarak, severek, isteyerek seçen, tercih listesinin baş tarafına yazanlar da yok değil… Ama bunlar herhâlde mevcudun az bir kısmını teşkil ediyor. Bir de lise mezunu genç öğrenci, tercihlerini, üniversitelerin yüksek puanla öğrenci alan bölümlerinden, nisbeten daha aşağı puanla öğrenci yerleştirilen bölümlerine doğru sıraladığı için, karşımıza yıllar yılı hemen hemen aynı zekâ seviyesinde öğrenciler geliyor… Zekâ ve kapasite bakımından çoğu orta hâlli veya vasatın alt sınırında olan bu öğrencilerin bir kısmı, derslerde âdeta hapishanede zorla tutuluyormuşcasına sıkılıyor; dışarı çıkmaya can atıyorlar. Bu sebeple böyle sözde ve negatif hava yayan öğrencilerin ilgisizliğinden, tembelliğinden bazan şikâyet eder ve zaman zaman “Ben öğrencinin zeki, çevik, aynı zamanda ahlâklısını severim!..” derim.
Burada, mezunları arasında bulunduğum Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nün benim kaçıncı tercihim olduğu ve oraya kaç puanla girdiğim sorusu akla gelebilir. 1984’te girdiğim üniversite imtihanında Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Bölümü, benim ilk tercihimdi. Burası, hatırlayabildiğime göre, o sene en yüksek puanla öğrenci alan Türk Dili ve Edebiyatı bölümüydü. O zaman istediğim bu fakülte bölümüne, alt sınır olan 421 puandan 41 fazla puanla girmiştim. “41 kere maşallah!..” dediğinizi duyar gibiyim… Şaka bir tarafa, bunu övünmek için değil, hatıra gelebilecek bir istifham ve itiraza cevap olsun diye belirtme gereği duydum.
Fakültelerin Türk Dili ve Edebiyatı bölümlerine öğrenim için gelen bazı öğrenciler, Osmanlı Türkçesi, Eski Türk Edebiyatı, Eski Anadolu Türkçesi gibi edebiyat ve dilimizin tarihine ait bazı derslerle karşılaşınca, oldukça şaşırıyor ve bocalıyorlar!.. Böyle öğrencilere, Türk dili ve edebiyatı bölümlerinde sadece günümüz edebiyatıyla ilgili derslerin olmadığını, edebiyat ve dilimizin tarihine ait derslerin de gerekli görülerek verildiğini anlatmaya çalışıyoruz. Günümüz edebiyatıyla Türk edebiyat ve dil tarihine ait derslerin sayıları, bütün içindeki ağırlıkları tartışılabilir ve değişebilir belki… Ama öğrencilerin günümüz edebiyatını severek takip etmenin yanında Osmanlı Türkçesini ve klâsik Türk edebiyatını öğrenme ve bilmenin de kendilerini hem meslekî, hem de insanî bakımdan geliştirecek, ilim, irfan ve anlayış yönünden zenginleştirecek fiiller olduğunu, bilmemeninse övünülecek bir şey değil, bir eksiklik ve kusur olacağını idrak etmeleri gerekir. Meslekî bakımdan edinilmesi gerekli bilgilere sahip olmamanın meziyet ve marifet sayıldığı nerede görülmüştür?!. Şunu ifade etmenin de yerinde olacağı düşüncesindeyim: Biliyorsunuz, kişi bilmediğine düşmandır. Denebilir ki, öğrencilerin çoğu, anlayabildikleri dilde ve hoşlanacakları şekillerde yazılmış olan yeni edebî eserleri, şiir kitaplarını, hikâye, roman, biyografi vs. türlerdeki yayınları okumayı tercih ediyor; anlayamadıkları tarihî bir dilde ve eski şekillerde yazılmış metinleri ise yadırgıyor; kendilerine oldukça uzak buluyor ve kavramak için gayret sarf etme lüzumu hissetmiyorlar.
70-80 sene, bir insan ömrü için az zaman değildir ama milletlerin binlerce yıllık tarihinde öyle pek uzun bir müddet sayılmaz. 70-80 yıl önce, yani dedelerinin meydana getirdiği eserleri bile okuyamayacak ve anlayamayacak hâle getirilen bugünün gençleri şunu bilmelidir ki, başımıza gelen bu hâl, normal değil; dilin tabiî akışına ideolojik sebeplerle dışarıdan yapılan müdahalalelerin sonucudur. Dil, bugün aramızda anlaşmayı sağlayan canlı bir vasıta olduğu gibi, geçmişimizle irtibatımızı da sağlayan bir köprü değerindedir. İşte bin yıldır kullanılan, söylenişi ve kazandıkları manalarla artık iyice lisanımıza yerleşmiş olan Arapça, Farsça kelimeler, köküne bakılarak Türkçe değil diye dilimizden atılınca ve onların yerlerine yenileri türetilince, torunlar, dedelerini anlayamaz hâle geldi…
Türk dili ve edebiyatı bölümünde lisans veya lisansüstü seviyede öğrenim gören gençlerin şunu da kavramalarında fayda var: Yeni Türk edebiyatını veya Türk dilini yahut halk bilimini sevmek, eski Türk edebiyatını sevmemeyi gerektirmez. Aynı şekilde eski Türk edebiyatını sevmek ve edebiyat tarihimizin bu devresine dair eserleri okumak da yeni Türk edebiyatını, yeni Türk dilini yahut Türk halk edebiyatını sevmemeyi icab ettirmez. Ben, sadece eski Türk edebiyatı konusundaki çalışma ve yayınları okuyarak iyi bir eski Türk edebiyatı mütehassısı olunamayacağı gibi, sırf yeni Türk edebiyatına ait kitapları, dergileri okuyarak da iyi bir yeni Türk edebiyatı uzmanı olunamayacağı kanaatindeyim…
Türk dili ve edebiyatı öğretmeni olmak yahut lisansüstü öğrenim görerek hocaları gibi öğretim elemanları arasına katılmak isteyen bazı öğrencilerimiz, imtihanlara hazırlanmak ve bu meslekte istedikleri yere erişebilmek için hangi kitapları okumak gerektiğini, zaman zaman bana da soruyorlar. Ben de her eğitim ve öğretim yılında girdiğim derslerin ilk saatlerinde edebiyat tarihleri, lûgatlar, edebiyat terimleri sözlükleri, antolojiler, biyografik eserler, ansiklopediler, monografiler hakkında onlara derli-toplu bilgi vermeye çalışırım. Ancak tavsiye ettiğim bu kitapların bir kısmının baskısı piyasada bulunmuyor; bulunanların da hepsini temin etmek öğrenci bütçesiyle –doğrusu- pek mümkün görünmüyor. Yine de bir göz ve kulak aşinalığı olsun diye onları mümkün olduğu kadar getirerek derslerde gösteriyorum. Gerçi bu davranışımın sebebini anlamayıp “Siz o kitapları gösterince, biz onları okumuş, anlamış olmuyoruz ki!..” diye itiraz ve ukalâlık edenlere de rastlanmıyor değil, ama ben yaptığım işin sebebini onlara izah etmeye çalışıyorum: “Arkadaşlar, görmek, işitmek gibi değildir. Bu kitapları size gösteriyorum ki, bir göz aşinalığınız olsun; sadece yazar ve eser adlarını duymak ve ezberlemekle kalmayasınız… İnşallah imkân bulduğunuzda, onları kitapçılardan, kitap fuarlarından veya internet sitelerinden alır veya kütüphanelerden ödünç temin edersiniz…” Hemen hemen her derste tavsiye edilen kitapları almaya, öğrencilerin çoğunun maddî gücünün yetmeyeceğini biliyorum elbette. Ama Türk dili ve edebiyatı bölümüne gelen öğrencilerin de bu bölümün okuma sevgisi gerektirdiğini, öyle birkaç kitapla iyi bir edebiyat öğretmeni ve akademisyen olunamayacağını anlamaları gerekiyor. Bazı öğrenciler, lisedeki gibi, her bir ders için bir-iki kitap almakla yetinmek istiyor; bundan onlarca, hatta yüzlerce kat fazlasını almak gerektiğini yeterince kavrayamıyorlar… Tekrar etmek zorundayım: Birkaç kitap almak ve okumakla iyi bir edebiyat hocası ve iyi bir öğretim elemanı olunamaz! Okumaksızın, sadece gösteriş için kitap alıp yığmanın ve bunların miktarıyla övünmenin de faydası olmadığını, söylemeye gerek yoktur herhâlde… Ama bir edebiyat öğretmeni veya edebiyat sahasında öğretim elemanı olacak kişinin yüzlerce, binlerce kitaba muhtaç olduğunu, yine belirtmek isterim. Elbette alınan kitapların hepsi, baştan sona kadar okunamaz. Sözlük, ansiklopedi gibi öyle eserler vardır ki, bunlara ihtiyaç duyulduğunda, belirli bölümleri okunmak üzere müracaat edilir. Bir de tamamı, hem de tekrar tekrar okunması gereken eserler vardır. Zaten yüzlerce edebî eser okuduktan sonra, insan belirli seviyede bir edebî kültür edinecektir. (…)
Türk dili ve edebiyatı bölümünde lisans seviyesinde öğrenim gören bir öğrenci, çok hacimli olmayan eserlerden ve ansiklopedi maddelerinden başlayarak edebiyat tarihimiz hakkında ilkin derli-toplu bir bilgi ve fikir edinmelidir. Buna ilâveten Klâsik Türk edebiyatı nazım şekilleri ve nazım türleri, edebî sanatlar, aruz ve hece ölçüsü, ebced hesabı gibi konularda da bilgi sahibi olmalıdır. Nazım şekilleri ve aruz mevzuunda tavsiye edilebilecek değerli bir yayın, merhum Halûk İpekten’in Eski Türk Edebiyatı Nazım Şekilleri ve Aruz adlı eseridir. Cem Dilçin’in Türk Dil Kurumu yayınları arasında çıkan Türk Şiir Bilgisi isimli kitabı da andığımız konularda bilgi edinebileceğimiz bir eserdir. Lisans seviyesindeki öğrencilere şunu ehemmiyetle ifade etmek istiyorum: Bugün elimizde bulunan ve Eski Türk Edebiyatı tarihi hakkında öz olarak veya nisbeten genişçe bilgi veren ders kitabı mahiyetindeki eserlerden edebî bir zevk alınması mümkün değildir. Evet, şüphesiz ki hatırlatıcı ve öğretici bir vazife gören bu yayınlar, Klâsik Türk edebiyatının 11. asırdan 19. asra kadar olan şahsiyetleri ve onların belli başlı eserleri konusunda bilgi ihtiva etmektedir. Burada tarihî edebî şahsiyetlerimizin kısaca hayatları anlatılmakta; belli başlı eserleri konusunda bilgi verilmekte ve edebî kişilikleri üzerinde durulmaktadır. Ancak edebî eserlerin kısaca şekil hususiyetleri ve muhtevası hakkında edindiğimiz kısacık bilginin, onları okumak, anlamak ve tatmak manasına gelmeyeceği de unutulmamalıdır. Eğer siz, doğrudan doğruya –örnek olsun diye söylüyorum- Yunus Emre’nin divanı, Süleyman Çelebi’nin Mevlidi, Sinan Paşa’nın Tazarru-nâmesi, Dede Korkut Kitabı, Fuzûlî’nin Türkçe Dîvânı ve Leylâ vü Mecnun’u gibi tarihî manzum veya mensur eserlerimizi şahsen anlamaya çalışarak okuyor, az-çok anlayabiliyor, okuduklarınızdan estetik bir zevk de alabiliyorsanız, ezbercilikten kurtulmuş; tozlu zaman perdesini aşarak maziye ait kıymetli âlim, mutasavvıf, şair ve yazarlarımızı gerçekten tanımaya başlamış; onların verimleriyle zihin ve gönül bağlarını kurmuşsunuz demektir. İşte bu bilgi ve anlayış seviyesine eriştiğinizde, yüzlerce yıl önce yaşamış şair ve yazarlarımızın sizin için manasız sözler söyleyen, uzaktaki yabancılar değil, aranızda ruh yakınlığı bulunan değerli insanlar olduğunu fark edeceksiniz. Aksi takdirde edebî şahsiyetlerimizin hayat hikâyeleri ve onların eserleri hakkında üstünkörü edindiğiniz malûmat, sizin için ezberlenip unutulan kuru bir bilgi yığını olmaktan öte gitmeyecektir.
 Lisans, yüksek lisans veya doktora seviyesindeki bir öğrenci, branşıyla ilgili edinmesi gerekli temel bilgileri edinmenin, kendisine meslek hayatı boyunca itibar kazandıracağını, belirtilen konulardaki eksiklik ve yetersizliklerinin ise itibarını zedeleyeceğini ve hatta tamamen kaybettireceğini unutmamalıdır.  Tarihî edebî metinleri, meselâ Osmanlılar zamanında meydana getirilmiş eserleri doğru düzgün okumak, anlamak ve açıklayabilmek için, o asırların siyasî, sosyal ve kültürel şartlarını da bilmek gerekir. Bunun için tarihî eserlerden ve seyahatnamelerden de faydalanmak lâzımdır.
 Klâsik Türk edebiyatı metinleri üzerinde Kur’ân’ın ve hadislerin büyük bir tesiri vardır. Bundan dolayı çeşitli manzum veya mensur edebî metinlerdeki ayet, hadis ve peygamber kıssalarıyla ilgili iktibas ve telmihleri fark edebilmek için, Kur’ân’ın muhtevasına vâkıf olmak, bazı hadis kitaplarını okumak icab eder. Klâsik Türk edebiyatı eserlerinde tasavvuf, kelâm, fıkıh, tefsir, musikî, mantık, hat gibi ilim ve sanatların terimleri de anılır. Anılan ilim ve sanatların belli başlı isimleri, terimleri ve eserleri konusunda da ana hatlarıyla bilgi edinmek uygun olacaktır.
 Klâsik Türk edebiyatı üzerinde Arap ve Fars dili ile edebiyatının da oldukça mühim ve asırlar boyu süren tesirlerinin bulunduğu mâlûmdur. Okuyacağımız, şerh, tahlil veya neşredeceğimiz edebî metinlerdeki Arapça ve Farsça kelimeleri doğru okuyup yazabilmek, anlayabilmek ve açıklayabilmek için, anılan dillerin de -en azından lisanımıza geçen unsurlarını anlayabilecek kadar- öğrenilmesi icap eder. Bir eser, edebî tür, nazım şekli, mana, mazmun ve nüktenin orijinal olup olmadığını anlayabilmenin yolu da Arap ve Fars edebiyatı gibi bizim edebiyatımıza tesir etmiş ulusların edebiyat tarihine vâkıf olmaktır.
 Klâsik Türk Edebiyatı konusundaki bütün bilgileri sınırlı bir mektup içinde derleme ve vermenin imkânsız olduğu açıktır. Bundan ötürü, anılan bilim dalında kendisini geliştirmek, yetiştirmek ve değerli çalışmalar yapmak isteyen herkesin, literatürü takip etmesi şarttır. Literatürü takip edebilmek için de üniversite, enstitü ve bölümlerin dergilerini gözden geçirmek, çalışmalarımızda işimize yarayacak makalelerin birer suretini almak, yapılan tezler hakkında bilgi sahibi olmak, branşımızla alâkalı yeni çıkan yayınları mümkün olduğu kadar takibe gayret etmek lâzımdır.
Değerli meslektaşlarım, cümlelerime size mektup yazmak niyetiyle başlamıştım. Hayli uzayan sözlerimin mektup hacmini aşarak neredeyse kitapçık olma yolunda ilerlediğinin farkındayım. Uzun yazıların okuyucunun gözünü korkuttuğunu da bilmekteyim. Son olarak faydasız ilmin, değerli ömür sermayesini boşa harcamak manasına geleceğini, bundan dolayı öğrencilerinize, ayrıca makale, tebliğ ve eserlerinizi okuyacak insanlara daima faydalı, işe yarayacak, onları maddeten yahut manen zenginleştirecek, erdemli bir insan olmaya özendirecek dersler ve bilgiler vermenizi tavsiye eder; meslek hayatınızda başarılar dilerim.

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum