
Sevgili okuyucular,
Güzel bir sayı ile daha sizlere merhaba diyoruz. Edebice, bu sayı ile 2. yılına girmiş bulunuyor. Özellikle son dönemlerde edebiyat dergilerinin ayakta kalıp varlığını sürdürebilmeleri gerek dergi ekibinin gerekse bu dergilerin okuyucularının yüksek fedakârlıkları ile mümkün olabilmektedir. Bu sebeple bizleri edebiyat yolculuğumuzda yalnız bırakmayan siz değerli okuyucularımıza sözümün başında teşekkür etmek isterim.
Sevgili okuyucular,
Zor bir yıl geçirdik, geçiriyoruz. 15 Temmuz hain darbe girişiminden bu yana, toplumsal barışımız sarsılmış, güven duygumuz oldukça zedelenmişti. Yine referandum süreci insanımız arasındaki kutuplaşma ve gerginliği arttırdı. Siyasi ve sosyal atmosferin gerginliği neredeyse iliklerimize kadar işledi. Farklı düşüncelere hoşgörü ile bakma ve tahammül gösterme becerilerimizi epey törpüledik bu dönemde. Siyasetçilerimizin nobran ve yüksek perdeden konuşma üslûbu sıradan vatandaşımızı da etki altına almış görünüyor. Etkili, doğru ve isabetli konuşanların haklı olduğu zamanlardan sesi daha çok çıkanın haklı olduğu zamanlara doğru evriliyoruz. Bu dönüşümün sosyal yaşamımızda büyük yıkımlara, tahribatlara sebep olacağı öngörülmelidir.
Dilimiz yaralayıcı, rencide edici, tahkir edici olmaktan uzaklaşmalıdır. Sevginin diliyle konuşmak sanıldığı kadar zor değildir. Edebiyat, sevgi dilini barış ve huzur dilini yaymada çok önemli görevler üstlenmektedir. Yüreğimize dokunan şiirler, öyküler; paylaşmayı, kardeşliği, insanlığı, hoşgörüyü, dürüstlüğü satır aralarına serpiştirmiş denemeler, masallar, fabllar dergilerde kitaplarda okunmayı beklemektedir. Siyasi ve ekonomik hengamenin arasında, günlük koşuşturmanın içinde bunalan ruhlarımıza bir ferahlık, bir meltem esintisi bahşetmek, daralan ve darlanan iç dünyamızı genişletmek edebiyatın terapi etkisi gösteren verimleri ile mümkündür. Televizyonun ve internetin ruhlarımızı, düşünce dünyamızı kirleten gösteri ve izlencelerinden biraz uzaklaşıp kitapların ve dergilerin bahar bahçelerine uzanıp kendimize, iç alemimize dönmeliyiz. Birçok buhranın ve bunalımın çıkış noktası kendi iç derinliklerimizde yatıyor fakat biz bunun farkında değiliz. Yazarımız Mustafa Tuğrul Çolak “Yer Kuşağı” adlı deneme kitabında şöyle der: “Anahtar elindeyken kendi kendini kilitlediğin odadan çıkmayı göze almaktır yaşamak!” Kendimizi hapsettiğimiz odalardan çıkıp mayıs kırlarında dolaşıp tazelenelim. Dış dünyamızın kiri içimize bulaşmasın. Mayıs, dışarıda tüm canlılık ve tazeliği ile bize el ediyorken bu davete icabet edelim. 12 ayın sultanı Ramazan ayı da bize bu tazelenme ve yenilenme fırsatını verecektir. Unutmamalıdır ki, fırsatlar bize her zaman altın tepside sunulmaz. Penceresinden gün eksilmemesi için her mihnete katlanmayı kabul eden şairlerimiz de vardı. Pencerenizden hâlâ güneş vuruyorken, ağaçlarınız yaprak, dallarınız çiçek açıyorken ve sıhhatiniz de size mühlet veriyorken mayısın çağrısına ve Melih Cevdet’in satırlarına kulak vermek lazım:
Yaşamak güzel şey doğrusu
Üstelik hava da güzelse
Hele gücün kuvvetin yerindeyse
Elin ekmek tutmuşsa bir de
Hele tertemizse gönlün
Hele kar gibiyse alnın
Yani kendinden korkmuyorsan
Kimseden korkmuyorsan dünyada
Dostuna güveniyorsan
İyi günler bekliyorsan hele
İyi günlere inanıyorsan
Üstelik hava da güzelse
Yaşamak güzel şey
Çok güzel şey doğrusu.
Yeni ve daha güzel sayılarda görüşmek dileğiyle…
Yaşar Vural
Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.
Henüz yorum yok.
Bu yazıya yorum yapabilirsiniz.