MEHMET AKİF KONUŞUYOR

11 Mayıs 2013 0 yorum Tiyatro 399 Görüntüleme

MEHMET AKİF KONUŞUYOR

12 Mart İstiklâl marşının Kabulü ve Mehmet Akif Ersoy’u Anma gününde gösterilebilecek, tek kişilik bir gösteri.

 

Merhaba ey yârenler, ey ahâli-i İslam, Ben Akif, Mehmet Akif… İpekli Tahir Efendi’nin oğlu. Hani şu İstiklâl Marşı’nın şairi. Oradan tanırsınız belki. “Hakkıdır Hakk’a tapan milletimin İstiklâl!” deyişimden bilirsiniz. Bir yerlerden kulağınıza çalınmıştır adım. Kim bilir belki de bilmiyorsunuzdur. Bilinmek güzel şey beşer için; tanınmak, güzel anılmak… Sakın yanlış anlamayın, derdim beni güzel hatırlayın, beni yaşatın demek değil, zinhar, bilen bilir ben böyle bir adam değilim.

Kendim için hiçbir şey istemedim şu fani âlemde. Kavgam hep milletim, din-i İslam içindi. Devlet yaşasın, millet yaşasın, batıl zail olsun, cahiliye kahrolsundu bu fakirin tek gâyesi… Ömrünü, varını yoğunu millet yoluna, Hak yoluna, hakikât yoluna adamış bir adam nasıl olur adım yaşasın, şuraya buraya ismim verilsin der. Demem, demedim. Dünya malına da, şana şöhrete, de zerrece kıymet vermedim. Eğer beni tanıyacaksanız doğru tanıyın, anlatacaksanız da doğru anlatın. Eğer varsa üzerinizde küçücük bir hakkım Allah için doğruyu anlatın. Tıpkı şimdi size anlatacağım gibi:

Ben Akif, Mehmet Akif, İstanbul Fatih’te doğmuşum. 1873’tür tevellütüm. Babam İpekli Tahir Efendi, Temiz Tahir de derler. Nurettin Ağa’nın oğlu. Annem Emine Şerife hanım, babası Buharalı Mehmet Efendi. Babam “Ragif” koymuş aslında adımı, doğum tarihimi gösterdiği için. Bu isim pek bilinmiyordu ve tutulmuyordu da semtimizde. Babam ölünce arkadaşlarım ve annem bana “Âkif” diye seslenmeye başladılar. “İbadet eden”  anlamında, kul olduğumu bu vesileyle de hiç unutmadım çok şükür. Babam 1888’de ölünce evin tüm yükü benim sırtıma bindi. Neylersin hayat zor, bir an önce mülkiyeyi bitirip maaşa geçmek elzem, işte o sıralarda Allah’ın bir lûtfu mudur bilmem, “Mülkiye Baytar Mektebi” diye bir mektep açıldı, buradan çıkanlara da hemen iş verilecektir denildi. Bizde birkaç arkadaş mülkiyeyi terk ederek bu okula girdik. Yoksa Baytar olmak aklımın ucundan bile geçmezdi. Okulu bitirir bitirmez, memuriyete başladım, ekmek paramı kazandım, ailemi muhtaç etmedim ele güne. İstanbul’da görev yapmadım sadece, Anadolu’da, Rumeli’de, Arnavutluk’ta, Arabistan’da bulundum. Çok gezdim, her gittiğim yerde şanı yere düşmüş milleti, milletin boğazına sarılmış her illet ve zilleti gördüm. Koca Osmanlı’nın çöküşüne, İslam’ın hurafelerle boğazına kadar batışına şahit oldum. Haykırdım dilim döndüğünce:

“Cihan alt üst olurken, seyre baktın, öyle durdun da

Bugün bir serseri, bir derbedersin kendi yurdunda

 

Bırakın matemi yahu, bırakın feryadı;

Ağlamak faide verseydi babam kalkardı!

Göz yaşından ne çıkarmış, neye ter dökmediniz?

Bari müstakbeli kurtarmaya bir azm ediniz.

Ye’se hiç düşmiyecek zerrece imanı olan;

Sade siz derdi bulun, sonra kolaydır derman

 

Hem ağladım, hem söyledim. Yüreğim parçalana parçalana, içim ezile ezile söyledim. Balkan faciasını gördü bu gözler. Birinci Cihan harbine şahit oldu bu ayaklar, bu beden. Çanakkale’de şahit olduklarım İslam’ın kimlerin elinde dirileceğini, kimlerin gücüyle yaşatılacağını gösterdi bana. Şimdi siz her 18 Mart’ta okuyorsunuz ya hani “Çanakkale geçilmez” demek için. İşte o şiiri ben yazmadım, sizin her türlü kuru övgünüzü değersiz bir süs eşyası gibi üzerlerine yağdırdığınız Mehmetçikler yazdı, ben sadece kağıda nakşettim:

 

Sen ki, a’sâra gömülsen taşacaksın…Heyhât, 
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât… 
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber, 
Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber.

 

dedim, Bedrin Arslanlarına, kahraman Mehmetçiğe. Ama ne çare, Çanakkale’de yazılan destan yetmedi Ümmet-i Muhammet’in, milletimin perişan olmamasına. Son vatan parçasını ele geçirmek için bir sürü sırtlan kümesi, medeni yamyamlar. Her yer İşgal edilmiş, yurdun asıl sahipleri, işgalcilere el açar olmuş:

 Kiminin göğsüne haç, boynuna takmışlar çan

Kimi olmuş balo vermek için a’lâ meydan

Vuruyor bando şu karşımda duran minberde;

O, sizin secdeye baş koyduğunuz mermerde

Dişi, erkek, bir alay murdar ayak dans ediyor;

İşveler, kahkahalar kubbeyi gümbürdetiyor!

Avlu baştan başa binlerce dilenciyle dolu…

Eski sahipleri mülkün kapamışlar da yolu

El açıp yalvarıyorlar yeni sahiplerine!

 

Bu düşkünlüğü, bu rezillikleri gördükçe yüreğim yandı, içim kanağladı. Kendimi dar attım Anadolu’ya. Kemal Paşa’nın onurlu İstiklâl mücadelesine iltihak ettim. Milleti Hak yoluna, hakikat yoluna çağırdım. Kastamonu’da, Balıkesir’de Ümmet-i Muhammet’i Türk milletinin ölüm kalım savaşına davet ettim. Miskinlikten uyuşukluktan, nemelazımcılıktan kurtarmaya, Allah için kımıldanmaya çağırdım ve şöyle dedim:

 

-Allah’a dayandım! Diye sen çıkma yataktan…

Mana-yı tevekkül bu mudur? Hey gidi nâdân!

Ecdâdını zannetme asırlarca uyurdu;

Nerden bulacaktın o zaman eldeki yurdu?

Üç kıtada yer yer kanayan izleri şahid

Dinlenmedi bir gün o büyük nesl-i mücahid.

Âlemde “tevekkül” demek olsaydı “atalet”

Miras-ı diyanetle yaşar mıydı bu millet?

Çoktan kürenin meş’al-i tevhidi sönerdi

Kur’an duramaz, nezd-i İlahi’ye dönerdi.

“Dünya koşuyor” söz mü, beraber koşacaktın

Heyhât, bütün azmi sen arkanda bıraktın.

Mademki uyandın o medîd uykularından

Bir parçacık olsun, hadi, hiç yoksa kımıldan.

Hamdolsun bu millet son vatan parçasını savunmasını bildi ve bizim kendisine olan güvenimizi boşa çıkarmadı. Bugün üzerinde yaşadığınız bu toprak parçasına “alalade bir toprak parçası” demeyesin sakın. Bu topraklara iyi bak, her zerresinde atalarının kanı, onların canı ve het türlü yoksulluğa başkaldıran imkânı var.  Adımdan nasıl eminsem, bundan da öyle eminim.

 

Benim milletime armağan ettiğim ve sizlerinde beni büyük ölçüde bu mısralardan tanıdığınız İstiklâl Marşı da işte böyle fecayi dolu, böylesine buhranlı günlerin hatırasıdır bana. Ama görüyorum ki, benim bu şiiri 10 gün gibi bir zaman dilinde yazıp şiir komisyonuna yolladığım yazıp çiziliyor sağda solda. Bilmez misiniz ki, bu şiirin ilhamı ta Balkanlar’dan,  Çanakkale’den, Yemen’den, Sarıkamış’tan gelir. Bu şiirin yüzlerce yıldır İslam’a bayraktarlık yapmış bir milletin küllerinden yeniden doğuşuna olan sonsuz ümid ve Allah’a olan imandan gelir. Yoksa değil on gün, on yıllar da geçse “Kahraman ordumuza” ithaf edilecek bir şiir kolay kolay yazılamaz. Burası da böyle biline.

 

Doğru tanıyın beni, dosdoğru anlatın. Benim adım, Âkif. Mehmet Âkif… Cumhuriyet’ten sonra “Ersoy” oldu diğer adım. Adımıza “Ersoy”u eklesek de “soy”umuz etrafında çokça konuşuldu. Hatta “İstiklâl marşını bir Türk’ün yazamamasından hicap duyanlar” oldu. Arnavut olduğum yüksek sesle dillendirildi. Bu utanmazlar hiç mi korkmazlar Allah’tan. Bu kadar mı yoksunlar insaftan. Bu milleti canından çok seven bir Âkif’e bu haksızlığı neden yaparlar? Üstünlük soyda mı yoksa huyda mıdır? Vatanımıza, milletimize bağlılığımızı ifade etmek bile bana ağır geliyorken, Türklüğümü ispata acaba validemizin bir Özbek Türkü oluşu da mı kâfi gelmemektedir?

 

Cumhuriyete küstü de Mısır’a gitti dediniz. Şapka giymemek için kaçtı dediniz? Daha bilmem ne haltlar yediniz.  Böyle mi olmalıydı ya? Adım adım takip ettirdiniz, peşime polis hafiyeleri taktınız. Beni Mısır’a gitmeye mecbur edip sonra da kaçtı demekten nasıl utanmadınız? Ne yobazlığımız kaldı, ne de gericiliğimiz. Oysa bilmez mi bu ilerici tayfası Akif kimdir:

 

Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem; 
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem. 
Biri ecdadıma saldırdı mı, hatta boğarım! … 
-Boğamazsın ki! 
-Hiç olmazsa yanımdan kovarım. 
Üçbuçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam; 
Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam. 

 

 

Dememiş miydim her defasında. Bir Âkif’e çok gördünüz vatanı. Şimdi kalkıp 12 Mart’larda okursunuz adımı. Methimi söylersiniz. Şunu bilesiniz ki, gelip geçici dünyanın nimetlerine hiçbir zaman tapmadım, kıymet vermedim. Hayatımı devam ettirecek, çoluk çocuğumun rızkını sağlayacak kadar kazancı bulduğumda şükrettim Allah’a. Fazlasını aramadım hiçbir vakit. Ama duyuyorum ki, yoksulluğumu bile dilinize dolamışsınız. “Paltosu bile olmayan Akif, Millî marş yazma yarışmasından kazandığı 500 lirayı bağışladı” diyerek güya beni övüyorsunuz. Size ne paltomdan, anlatacak başka şey bulamadınız mı? Yoksulluğum, ne diye mevzu yapılıyor ki, ben asla varlıklı olmayı istemedim. İsteseydim, pekâla şakşakçılık yaparak, haksızlıkları görmezden gelerek varlıklı olurdum. Benim varlığım, fikirlerimdir. Bana kıymet verecekseniz beni anlayarak, şiirlerimde defalarca haykırdığım cehaleti, geriliği yok ederek, gerçek İslam’ı yaşayarak kıymet verin. Beni Cumhuriyet karşıtı, yenilik düşmanı olarak göstermekten artık vazgeçin. Mısır’da 11 yıl kaldım ama inanın 11 saat daha kalamazdım. Size halisane bir fikrimi söyleyeyim mi, İnsanlık da, özgürlük de, milliyetçilik de, Müslümanlık da Türkiye’dedir. Allah benim ömrümden alıp Mustafa Kemal’e versin, demiştim bir mektubumda. İşte şimdi sizlere de açık ediyorum. Ben yurdumu da cumhuriyeti de çok seviyorum. Asıl zoruma giden de, bunu bu şekilde ispata mecbur bırakılmamdır.

Ey günümüzün Türkiye’si, ya şimdi ne haldesiniz? Kanla kazanılan toprakları nasıl muhafaza ediyorsunuz? Özgürlüğünüzün kıymetini biliyor musunuz? Yoksa Bilge Kağan’ın yüzlerce yıl ötelerden haykırdığı gibi açken tokluğun ne olduğunu tokken de açlığı unutuyor musunuz? Gevşeklik ve unutkanlık hastalığından kurtulamadınız mı hâlâ? Ya kadir kıymet bilirlik, ahde vefâ, hâlâ kitabınızda saklı mı? Yoksa vefa sadece bir semt adı olarak mı kaldı? Ah ah, bir yavrucağım vardı, adı Emin. Türk milletine emanet etmiştim giderken. Aç perişan, ser sefil bir halde Tophane’de bir kamyon kasasında 1966’da öldüğünü de hatırlayanınız var mıdır ki?

Allah’a şükürler olsun son nefesimi vatanımda vermek nasip oldu 936 Aralık’ının 27’sinde… Fani âlemden Bakî âleme rücu ettim. 63 yıllık ömrümde çok şey yaşadım, çok şey gördüm. Her türlü acıyı da yaşadım, beşeri âlemde tadılabilecek birçok zevki de her fani gibi tattım. Ama zevklerin en büyüğü şüphesiz ki vatanımda özgürce yaşamak, sonsuza dek mavi gökyüzünde dalgalanacak olan bayrağımın altında mahşeri beklemektir. Özgürlükten daha kıymetli bir varlık daha tasavvur edemedim

Ben Mehmet Âkif, İpekli Tahir’in oğlu.  İyi belleyin bu söylediklerimi, dosdoğru anlatın. Beni yalan yanlış yargılamayın. Milletini çok seviyordu, varsa her şeyini onun için feda etti deyin. Ne bileyim işte ille bir şey söyleyecekseniz bunları söyleyin. Ne bir eksik ne bir fazla… Ha bir de son söz olarak dua niyetine şunu söyleyin:

“Allah bir daha bu millete İstiklâl Marşı yazdırtmasın!”

Yaşar Vural

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum