Çanakkale’den 15 Temmuz’a-Oyun

6 Mart 2017 0 yorum Tiyatro , Tiyatro Metinleri 722 Görüntüleme

canakkaleden-15-temmuza

  1. SAHNE

KADIN OYUNCU: ANNE

ERKEK OYUNCU: ASKER

ERKEK OYUNCU: BAKKAL

KADIN OYUNCU: KOMŞU KADIN

== SEFERBERLİK İÇİN CEPHEYE GİDEN ASKER’LE BAKKALIN KONUŞMASI==

Asker: (Bakkaldan içeri girer, sırtında tüfeği yanında çantası vardır) Hamit amca

Bakkal: Buyur evladım.

Asker: (Cebinden keseyi çıkartır) Bu, bütün param ben gidiyorum.

Bakkal: (Önce keseye sonra çocuğa bakar) Evladım nereye?

Asker: (Sesi gürleşir) Senin dünyadan haberin yok mu? Cihad-ı Ekber ilan olmadı mı?

Bakkal: (Sinirlenir) Evladım, her şeyden haberim var ama sen nereye hangi cepheye gidiyorsun?

Asker: (Hiddetli bir şekilde) Hangi cephe olduğunun ne önemi var. Ciğerimizi sökmeye gelen, Haçlıya karşı canımı vermeye gidiyorum. (Seyirciye dönüp keseyi avucunda sıkar) Bu da yaşlı annemin ben gelene kadar masraflarıdır. (Bakkala döner) Eğer gelince yine borcum olursa çalışır öderim. Onun benden başka kimsesi yok.(Keseyi masaya bırakır)

Bakkal: ( Keseye ve çocuğa bakar keseyi alıp) Bunu şimdilik al. Senin annen benim kardeşimdir ve bu dükkan da ne varsa sizindir. (Keseyi alır çocuğun çantasına koyar ve hiddetli bir şekilde) Gelince ödersin hadi bakalım sen cepheye biz tezgaha.

Asker: ( Bakkala bakar ve hızlıca gidip eline sarılır) Siz varken gözüm arkada kalmaz.

Bakkal: ( Elini öptürdükten sonra seyirciye döner ve bağırır) Siz varken de bizim işimiz yarıda kalmaz oğul.

==Işıklar kapanır ve sahnenin diğer tarafından ışıklar açılır, bakkala iki kadın girer==

Bakkal: ( Hemen saygı konumuna geçer) Buyur ablam Hasan’dan haber mi var?

Anne: ( Ağlamaklı bir ses tonuyla) Var olmaz mı var (Der ve yanındaki kadına bakıp boynunu büker)

Komşu kadın: ( Bakkala bakar ve sakin bir ses tonuyla) Var bakkal efendi Hasan’ımız size selam söyledi.(der elindeki mektubu ve madalyayı bakkala uzatır)

Bakkal: ( Kağıda ve madalyaya uzanırken, anneye bakar, anne ağlamaktadır) Hayırdır? Bunlar da ne?

Komşu kadın: ( Anneye bakarak cevap verir) Hasan’ımız Şehit oldu.(Der bu arada acı bir sela sesi verilir. Bakkal susarken anne de elindeki keseyi bakkalın masasına bırakır)

Anne: ( Ağlamaklı bir ses tonuyla) Efendi bizi kaç aydır idare ettin.( keseyi açar) burada sana olan borcumuzun bir kısmı var. Mutlaka daha fazla borcumuz vardır ama kalanını daha sonra getiririm. Oğlum hakta kalıp cennetten mahrum kalmasın(der ortalık sessizliğe bürünür)

Bakkal:( Keseye bakar eline alıp toparlar kadına bakıp, defteri açar sayfasını bulup, kadına gösterir, sonrada seyirciye göstererek bağırır) Sizin bana borcunuz yoktur ama Hasan’a bizim borcumuz çoktur. ( ve bağırarak) o bize hakkını helal etsin.

==sahne kapanır==

 

Işıklar açıldığında sahnede konuşmacı vardır ve sert bir ses tonuyla;

  Bu millet, varlıkta da yoklukta da hep kardeştir ve dayanışma ruhuyla bütün zorlukları aşmıştır. Varlığı olan olmayana ne cevap vereceğini bilir.

==der ışıklar kapanır==

  1. SAHNE

ERKEK OYUNCU: ZENCİ MUSA

ERKEK OYUNCU: İNGİLİZ KOMUTAN(HARRİNGTON)

ERKEK OYUNCU: İNGİLİZ ASKER

ERKEK OYUNCU: OSMANLI ASKERİ

==İngiliz komutan, sahnenin bir tarafında, limanı gezmektedir ==

Komutan: Görüyorum ki Galata limanında gemiler eskiden olduğundan daha fazla gelir gider oldu.

Asker: Evet efendim. Biz İstanbul’u aldığımızdan beri gemi trafiği çoğaldı.

Komutan: ee olacak o kadar. Ne de olsa İngiliz kraliyet ordusu bu topraklara girince bereketi arttı( der ve Osmanlı askerine bakar)

Osmanlı askeri: ( Canı sıkılmıştır) Ben bilmem efendim. Ama fazla kalmamanızı temenni ederim.

Komutan: ( Hiddetlenir) o da ne demek sana mı soracağız ne kadar kalacağımızı (Der ve sesi sakinleşir) hem daha işimiz var buralarda (Der ve ufka doğru bakar) Aziz Jüstinyen  Ayasofya’ya, kutsal haçı dikmemizi beklemektedir.

== o sırada sahnenin diğer tarafındaki ışıklar açılır ve Zenci Musa tek hamlede koca koca çuvalları bir tarafa atmaktadır==

Komutan: ( Osmanlı askerine dönüp) Hey asker buda kimdir?

Osmanlı  Askeri: ( Musa’ya bakar) He o mu. O bizim meşhur Eşref Paşa’nın askeri Zenci Musa.(Der ve gülerek) bakmayın zenci olduğuna, o tam bir Türk’tür.

Komutan: (Gülmeye başlar) Ah şu pis Türkler her renge girmişler. Olsun rengi karada olsa Türk’se hayvandan farkı yoktur. (Der ve sırıtmaya başlar bu sırada Osmanlı askeri sinirlenir ama diğer İngiliz asker silahını kınından çıkarır ve Osmanlı  Askeri durur)

İngiliz asker: ( Musa’ya bakıp) efendim ne kadar güçlü isterseniz bunu biz alalım.

Komutan: ( Elindeki kamçıyı dizlerine vurarak güler) evet iyi fikir. Gel teklif edelim bizim olsun. (Üstüne bastırarak konuşur) bu pis kara Türk.

==Musa’ya yanaşırlar ama Musa oralı olmaz işine bakar==

Komutan: (Kamçıyla Musa’ya dokunur) Hey Türk.

Musa: (İşine ara verir, aşağıdan yukarı komutanı süzer ve sert bir sesle) Ne var?

Komutan: (Ürkek ve korkak bir sesle) Sen burada hamalsın sanırım.

Musa:  (Aynı sertlikte) Evet.  Sana ne(der)

Komutan: ( sırıtarak) sana bir teklifim var. Duydum ki komutanın esir düşmüş ve sende esir sayılırsın( ve seyirciye dönerek) ve devletinde esir durumda.

Musa: (Bağırarak) kıvırma ulan. Ne diyeceksen de.

Komutan: (Kamçısını toplar ve ürkek bir ses tonuyla) Şeyyy eğer bu durumdan kurtulup rahat yaşamak istersen. Gel benim yanıma ve seni devletimin hizmetine sokayım. (Gülerek) ne dersin?

Musa: (Elindeki son çuvalı da kaldırıp atar ve komutana yanaşır) Bana bak komutan; her teklif, her adama yapılmaz. Benim bir komutanım var o Kuşçu başı Eşref’tir. Benim birde devletim vardır. o da; Devleti  Aliyye’yi Osman’dır.(Sesini gürleştirir ve seyirciye dönüp) size, komutan olmaktansa, bu millete hamal olmayı tercih ederim.(haykırarak) Defolunnnnn.

== sahne kapanır ve konuşmacı gelir==

Evet; bu millet zor durumda da olsa ecdadına yakışır şekilde gavura haddini bildirir ve gereken cevabı verir…(der ve sahne kapanır)

 

 

  1. SAHNE

ERKEK OYUNCU: ÖMER HALİS DEMİR

ERKEK OYUNCULAR, DARBECİ ASKERLER.

==Ömer Halis Demir nöbettedir ve telefonu çalar==

Ömer: (Telefonu kulağına götürürken esas duruşa geçer) Emredin komutanım.

Telefondaki ses: Evladım vazifen büyük.

Ömer:  Vazifenin büyüğü küçüğü olmaz demiştiniz efendim. Emredin!

Telefondaki ses:  Evladım bu gece seni teslim almaya ve makamımı ele geçirmeye gelecekler. Ama sen bunlara engel olacaksın.

Ömer: (Sesi gürleşir) Kim gelecek efendim.

Telefondaki ses:  Sana asker olduğunu söyleyen ama Türk askeri üniforması giymiş alçaklar gelecek. Ama sen onları değil beni dinleyeceksin.

Ömer: (Bağırarak) Benim komutanım sizsiniz. (Haykırarak) Emriniz.

Telefondaki ses: (Bağırarak) Sana ölmeni emrediyorum.

Ömer: (Duraksamaz ve bağırarak) benim cesedimi çiğnemeden buradan kimse geçemez. (haykırır) Emredersiniz! (Telefonu kapatır ve gidip siper alır)

==Aradan kısa bir zaman geçer birkaç asker ve ortalarında komutan görünür ve kışlaya yaklaştıkları anda tüm ışıklar söner ve yoğun bir çatışma olur, silah  sesleri ortalığı kaplarken acı bir sela sesi daha duyulur==

== Işıklar açılır ve konuşmacı gelir==

Evet; bu millet dün neyse bugün o dur. Çanakkale’de yokluğu bölüşen, kurtuluş savaşında rengi başka da olsa aynı ruhu taşıyan, 15 Temmuz da ise aynı elbiseyi giyse bile haini askerinden ayırt edebilen millet dir.

==Ve sahneye tüm oyuncular ellerinde Türk bayraklarıyla gelir ardından istiklal marşı gür bir ses le okunmaya başlar ama ‘’KORKMA’’ nidası sert bir şekilde vurgulanırken konuşmacı araya girer ve seyirciye bağırarak sorar ‘’ YOKSA SİZ KORKUYOR MUSUNUZ?’’ der ve ışıklar kapanır.== 

F. Kaplan

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum