KALEMİYLE SAVAŞTI BEŞ PARASIZ ÖLDÜ:SÜLEYMAN NAZİF

27 Nisan 2013 0 yorum Servet-i Fünûn Edebiyatı 1975 Görüntüleme

SÜLEYMAN NAZİF (1869-1927)

suleyman-nazif

1869’da Diyarbakır’da doğdu. Babası devrin tanınmış edebiyatçı ve tarihçilerinden, Diyarbekirli Said Paşa’dır. Babasının görevi sebebiyle Harput ve Maraş’ta bulunduktan sonra Diyarbakır’da rüştiyeye verildi.

1879’da Mardin’e babasının yanına geçen Nazif, burada bir yandan babasından dersler alırken diğer taraftan da bir Ermeni papazından Fransızca dersleri alıyordu. 1892’de babasını kaybettikten sonra Diyarbakır’da bazı geçici görevlerde çalıştıktan sonra vilayet matbaası müdürlüğüne ve bu gazetenin başyazarlığına  tayin edildi.

(1893) 1896 yılında Diyarbakır’a Ermeni meselesini araştırmak için gelen Abdullah Paşa’nın taktirini kazanan Süleyman Nazif, Abdullah Paşa ile Musul’a gitti. Yedi ay sonra tekrar Diyarbakır’a dönen Nazif, görevinden istifa ederek İstanbul’a gitti. İstanbul’da da çok durmayan sanatçı Avrupa’ya kaçtı (1897). Paris’te Ahmet Rıza Bey’in çıkardığı “Meşveret” gazetesinde İstibdat aleyhine yazılar yazdı. Dönüşünde Bursa’da vilayet mektupçuluğu görevine verildi. Buradan dedesi İbrahim Cehdî’nin imzasıyla Servet-i Fünûn’a şiirler yolluyordu.

1906 yılında Mısıır’a giderek orada ilk şiir kitabı olan “Gizli Figanlar”ı imzasız olarak bastırmış ve daha sonra El-Cezire Mektupları adlı eserini yayımlamıştır. 1908’de daha önce Paris’te bastırdığı Malumu İ’lâm isimli eserini ikinci kez bastırdı. 1908 Eylül’ünde İstanbul’a gelerek gazetecilik yapmaya başladı. Bir ara Ebuzziya Tevfik ile yeni Tasvir-i Efkâr’ı çıkarmaya başladılarsa da gazete kısa bir müddet sonra kapandı. Fakat Nazif, kuvvetli, üslûbunun sağlamlığı ve medenî cesaretinin büyüklüğü ile matbuat çevresinde tanınmıştı. 31 Mart ayaklanmasını destekleyen Mizan gazetesi sahibi Murat Bey’e yazdığı açık mektup o günlerin tehlikeli atmosferinde tam bir cesaret örneğiydi.

1909’da Basra, 1910’da Kastamonu, 1911’de Trabzon, 1913’te Musul ve 1914’te Bağdat valiliklerine tayin edildi. Yaradılışı idarî işlerin kaypak ve irade dışı işlemesine uygun değildi. Nihayet kendisi için uygun olmayan resmi işlerden ayrılarak yazı hayatına geri döndü. (1915) Bağdat valisi iken Şıpka Kahramanı Süleyman Paşa’nın mezarını yaptırarak mezarının başında okunmak üzere bir hitabe hazırlamak istemiş ancak bunu gerçekleştiremeyince bu arzusunu  hitabeyi risale olarak “Süleyman Paşa” ismiyle bastırmak suretiyle gerçekleştirmiştir.

Hayatını kazanmak için birçok yazı yazan Süleyman Nazif, bunları bir kitap halinde bir araya getirerek 1917’de “Batarya ile Ateş” simiyle bastırdı. Bunu ardından yine aynı yıl Türk askerinin Galiçya Cephesindeki kahramanlıklarını anlatan “Âsitân-ı Tarihte” ismiyle yayınladı. Irak’ın Osmanlıdan kopması üzerine “Firâk-ı Irak” adlı ikinci şiir kitabını yayımladı (1918). Süleyman Nazif, Cenap Şahabettin ile yakın dost olmalarına rağmen millî konularda ondan daha hassas davranıyor ve İstanbul’un İngiliz ve Fransızlarca işgal edildiği gün, Cenap’la çıkardıkları Hâdisât gazetesinde siyah bir çerçeve içinde “Kara Bir Gün” (9 Şubat 1919)adlı makalesini yazıyordu. Fransız generali bu yazı üzerine Süleyman Nazif’in kurşuna dizilmesini istemişti. Daha sonra birçok yazar ve hatip gibi Süleyman Nazif de Malta’ya sürgün edilmişti. Malta’da sürgündeyken yine millî duyguları terennüm eden “Çal Çoban Çal” adlı eseri basıldı (1921). Süleyman Nazif yirmi aylık bir sürgün hayatından sonra 1922 yılı başlarında İstanbul’a döndü ve millî duyguları terennüm eden yazılarını yazmaya devam etti. İstanbul Muallim Mektebi’nde verdiği “Namık Kemal” adlı konferansın metnini aynı isimle bastırdı (1922). Mektuplar ve makalelerden oluşan “Tarihin Yılan Hikâyesi” adlı eserinde son Osmanlı hükümdarı Mehmet Vahdettin’e şiddetle hücum etti (1922). Daha önce Yeni Tasvir-i Efkâr gazetesinde yayınlanan “Nâsîrîddün Şâh ve Bâbîler” adlı eserini 1923’te yayımladı. Malta’da sürgündeki duygularını anlatan “Malta Geceleri” adlı üçüncü şiir kitabını 1924’te yayımladı. Cemiyet-i Akvâm’daki İngiliz delegesinin Türkiye’deki Hıristiyan azınlığa yapılan muamelenin tespiti için bir heyet gönderilmesini istemesi ve aynı dönemde Fas’taki istiklâl mücadelesini bastırmak için Fransız, İtalyan ve İngiliz kuvvetlerinin birleşmesi üzerine Süleyman Nazif, bu konudaki makalelerini bir araya getirdiği “Hazret-i İsâ’ya Açık Mektup” adlı eserini 1924’te bastırdı. Padişahların halkın elinden gasp etmek suretiyle sahip oldukları mallarla ilgili makalelerini de 1922’de “Çalınmış Ülke” adıyla kitaplaştırdı. Ölümüne kadar yazdığı diğer eserler şunlardır: Mehmet Akif (1924, daha önce Servet-i Fünûn’da çıkan beş makalesinden oluşur), Külliyât-ı Ziya Paşa (1924), İki Dost (Ziya Paşa ve Namık Kemal, 1925),Fuzûlî (1926), îmâna Tasallut-Şapka Meselesi (1925), Kâfir Hakîkat (1926, Fas Mücahidi Abdulkerim’in esir düşmesi üzerine yazmıştır), Lübnan Kasrı’nın Sahibesi (1926, Fransız romancı Pierre Benoit’ten çeviri roman), Yıkılan Müessese (1927, İttihat ve Terakki hakkında yazdıkları).

1927 yılının Ocak ayı başlarında zatürreye tutulan Süleyman Nazif yine aynı yıl İstanbul’da vefat etmiştir. Kendi cenazesini bile kaldıracak malvarlığı bulunmayan Süleyman Nazif’in cenaze masrafını Türk Tayyare Cemiyeti karşılamış, Edirnekapı mezarlığındaki mezarını da İstanbul Belediyesi yaptırmıştır.

Kalemiyle millet davasına hizmet eden, hak ve hakikati haykıran Nazif’in kendisine servet edinecek ne parası olmuştur ne de vakti. Yazdıklarının maddî kıymeti bilinmez ama manevî olarak gerçekten büyük bir servettir.

BİR ANEKDOT:

AÇ ÖLEN ŞAİR: Süleyman Nazif

Süleyman Nazif, eskilerin tabiriyle ekûl, yani obur bir adamdı. Akşamları hariç, günün diğer saatlerinde büyük bir iştahla yemek yerdi. En sevdiği yemeklerin mercimek çorbası, bol yağlı pirinç pilavı, börek, bilhassa zeytinyağlı lahana dolması olduğu söylenir. Akşamları hiç yemek yemez, sadece rakı içerdi. Son yıllarında rakıyı bıraktıktan sonra da bu alışkanlığını devam ettirdi. Kahveyi ağzına koymaz, yazarken en fazla bir bardak çay içerdi. En sevdiği meyveler armut ve muzdu; öldükten sonra yatağının yanındaki dolapta üç tane çürümüş armut bulundu. Son zamanlarda sevdiği yemeklere verecek parası yoktu. Yoksulluk içinde öldüğü için gazetelerde mezarının belediye tarafından yaptırılacağı yolunda haberler çıkınca Ömer Ferit Kam şu kıt’ayı yazmıştı:

Sağlığında nice ehl-i hünerin,

Bir tutam tuz bile yokdur aşına.

Öldürüp evvel onu açlıkdan

Sonra bir türbe yaparlar başına.

(Türk Edebiyatı , sayı 449 Mart 2011, s.28) 

 

SÜLEYMAN NAZİF’İN ŞİİRLERİ İÇİN TIKLAYINIZ

Süleyman nazif’in “Kara Bir Gün” adlı yazısı için tıklayınız

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum