Kendimle Zıkkımın Kökü

7 Mart 2017 1 yorum Öykü 561 Görüntüleme

zikkiminkoku

Gözlerini gözlerime dikmiş, bana bakıyor. Uzun uzun bakışıyor, gülüşüyoruz. Hoplayıp yanıma geliyor. Elleri kırmızı dut rengine boyanmış.

-Git yıka kız ellerini.

Bağırıyorum. “Üstüme vurma, git başımdan!” Gülüşlerimizin yerini sade ve sessiz bir öfke alıyor. Hikâyenin başına dönüyorum.

-Ben geldim! Kimse yok herhalde.

Mutfağa geçtim. Çayın altını yakıverdim bir hışımla çantamı, montumu atar atmaz üstümden. Eğildim, ocağın mavi ateşinde sigaramı yaktım. “Şu küllüğü nereye koydunuz, ben niye bulamıyorum aradığımı?” Su kaynadı, çay demlendi derken vakit geçip hava kararmış ancak fark ediyorum. Işıkları açmasam  şimdi.  Azerin’i dinliyorum, sesi kısık. Sevgi yetmiyormuş, öyle diyormuş Karakoç. Aldırmıyorum. Kapı çalınmış, kapı açılmış, biri giriyor içeri. Ayak seslerini duyuyorum. “Ooo hoş geldin, ne zamandır görmedim seni. Hem de daha geçen fotoğrafları kurcalamıştım”

Elinde artık açıla açıla kalemtraşın boyuna gelmiş, tepesindeki silgisi defalarca ısırılarak parçalanmış bir kalem var. Bana uzatıyor sessizce. Ben ona siyah Rotring marka kalemimi gösteriyorum. Utandı belki de, kalemi arkasına saklayıp karşıma oturuyor. Kaşlarımı çatsam da kendimi alamıyorum gülmekten çünkü gözleri hani öyle cin gibi bakıyor. Gözlerini gözlerime dikmiş,uzun uzun bakışıyor, gülüşüyoruz. Hoplayıp yanıma geliyor. Elleri kırmızı dut rengine boyanmış.

-Git yıka kız ellerini.

Bağırıyorum. “Üstüme vurma, git başımdan!” Gülüşlerimizin yerini sade ve sessiz bir öfke alıyor. Cin  gözleri çocuksu mahcupluğa bürünüyor, sanki bir tokat yiyorum. Ama üzgünüm bu senin üstündeki, pazardan alınmış beş liralık bluz değil ki. M…o’ya dünya kadar para verip almışım, şimdi çıkar mı o kırmızı. Sessizce köşede kumandayı kurcalıyor, üzgün, bir yandan saçlarıyla oynuyor, kısacık… Kendimi bir zalim gibi hissediyorum. Paşa çayını hazırlıyor, önüne koyuyorum. Suratıma bakmıyor. “Hadi ver kumandayı.” Birden nasıl oluyor, şimdilerde listemde olmayan bir kanalı açıyor, bilmeden. “Zıkkımın Kökü…” Sarsılıyorum, gözlerim şimşekler yakıcılığında, dermanım kesiliyor. Kumandayı elinden alıyorum. Kanal değişmiyor… Şimdi ekranda Muzo var. Siz de bilirsiniz 1992 yapımı o filmi. Hani Muzo mahallede film oynatarak para kazanıyor, kütüphaneye ders çalışmaya gidiyor, akşam annesi sobada mısır patlatıyor. O soba başında ben de ısınıyorum. Sessizliğimi babasının Muzo’ya attığı tokat bozuyor. “Nereye gittin?”

Ve yalnız kapının kapandığını duyuyorum. Ağlamakla gülmek arasında bir araf duyguda sıkışıp kalıyorum.  Çıksam, ardından gitsem bulur muyum? Ya kaybolursa bu karanlıkta, korkuyorum. Aklıma komşunun düğününden kaçıp akşamın alacasında eve koşa koşa gittiğim geliyor. Köpek sesleri nefesimi kesse de nasıl da varmıştım eve gülerek. Korkumu yeniyorum, ben ne deli çocuktum âh… Kaybolmam diyorum.

 

 

 

 

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

1 yorum

  1. Abdullah Hoca Mart 26, at 01:14

    "O soba başında ben de ısınıyorum." Yazınizi ilgi ile okudum. Nice yazilar yazmak nasip olur umarım. Bize de okumak.

    Reply

Yorum Yapabilirsiniz