BİR TÜRKÇÜ BABANIN TALİHSİZ OĞLU: SÜLEYMAN NESİB

27 Nisan 2013 0 yorum Servet-i Fünûn Edebiyatı 644 Görüntüleme

 

Servet-i Fünûn’un pek öne çıkamamış şairlerinden biri de Süleyman Nesib’dir. Süleyman Paşazâde Sami olan şair, “Nesib” adını müstear (takma) ad olarak seçmiştir. Bu adı seçmesinde de özel bir sebep vardır. Şair, babası Süleyman Hüsnü Paşa’ya bağlılığını ve derin saygısını ifade etmek için “Süleyman’ın soyundan gelen, Süleyman’a bağlı” anlamındaki “Süleyman Nesib” adını kullanmıştır.

              Süleyman Paşa

Süleyman Nesib’in babası  Süleyman Hüsnü Paşa 1838 yılında İstanbul’da doğmuş, teğmen olarak Harbiye’den mezun olmuş  ve orduda çeşitli görevlerde bulunduktan sonra mirlivalığa (Tuğgeneral) yükselmiştir. Aynı zamanda Askeri Mektepler ikinci Nazırı olan Süleyman Hüsnü paşa, bu sıralarda Yeni Osmanlılar cemiyetine katılmıştır. Dönemin Hüseyin Avni, Müşir Redif , Mirliva Mustafa Syfi Paşalarıyla birlikte Sultan Abdülaziz’i tahttan indirip, Sultan Murad’ı meşrutiyeti ilan etmesi şartıyla tahta çıkaranlardan en önde gelen ve bu hareketi örgütleyen isimdir Süleyman Hüsnü Paşa. Ancak cinnet belirtileri göstermesi sebebiyle saltanatı kısa süren Sultan Murat’ın yerine tahta geçen II. Abdülhamit, Süleyman Paşa’yı müşir rütbesiyle Bosna Hersek komutanı görevine yollayarak onu merkezden uzaklaştırır.

                Tarihe 93 Harbi olarak geçen Osmanlı-Rus Savaşı’nda üstün yararlılıklar gösteren ve Şıpka Geçidi’nde düşmanı durduran Süleyman Paşa, savaşı merkezden yönetmek isteyen II. Abdülhamit ile anlaşamaz  ve bunun üzerine rütbeleri sökülerek Bağdat’a sürgün edilir. On dört sene Bağdat’ta kalan Süleyman Paşa 1890’ta vefat eder.

                İleri görüşlü, inkılapçı, meşrutiyet taraftarı, milliyetçi duygularla dolu olan Süleyman paşa kimsenin Hunlar, Göktürkler, Avarlar vb. gibi Türk devletleri hakkında bilgi sahibi olmadığı bir devirde milli tarihimizi mektep kitaplarına koyan ve bizde milliyetçilik şuurunun uyanmasına çalışan ilk Türkçülerimizdendir. (Hüseyin Namık Orkun, Büyük Türkçü Süleyman Paşa Hayatı ve Eserleri, Güneş Matbaacılık T.A.O. Ankara, 1952)

Süleyman Paşa birçok konuda milliyetçi hassasiyetler geliştirdiği gibi, dil konusunda da zamanına göre oldukça ileri görüşlü düşünmektedir. Süleyman Paşa, Recaizade Mahmut Ekrem’in “Talim-i Edebiyat” kitabı münasebetiyle ona yazdığı mektupta:

                “Bana kalırsa söylediğimiz lisan Türkçedir. Osmanlıca tabiri sahih (gerçekçi, geçerli) değildir. Osmanlıya tabiiyeti bildirir bir ifadedir. Sultan Osman hazretlerinin teşkil ettiği devlete tabi olan efrada (kişilere) denir. (…) Lisânımız dahi her halde Türkçedir. Bu lisana efrad-ı ümmet Türkçe diyor. Avrupa, Asya, Afrika, Amerika, Avustralya kıtalarındaki milyonlarca milletler de Türkçe diyor. Öyle ise lisânımız Türkçe imiş. Hatta bir ecnebiye Türkçe bilir misin diye sorarız, Osmanlıca bilir misin demeyiz. Dilimizde Arapça ve Farsça kelimelerin bulunuşu o dile Osmanlıca dememizi gerektirmez.  Ali Şir Nevâî’nin Divan’ı elbette manzûr-ı âlîleri olmuştur(dikkatleri çekmiştir). O da Arabî, Farisî ve Türkçeden mürekkeptir. Niçin Osmanlıca demiyoruz da Çağatayca diyoruz? Bugün Kazan’da, Kırım’da, Dağıstan’da, Azerbaycan’da, Hiva’da, Semerkand’da, Kaşgar’da, Sibirya’da dahi Türkçe söylenir. Onlar dahi lisânlarına İslamiyetle tanıştıktan sonra İslamın etkisiyle bir hayli Arabî, Farîsî kelime mezcetmişler (karıştırmışlar). Şimdi bunların söylediği sözlere veyahut yazdıkları kitaplara Osmanlıca mı diyeceğiz? Bana kalırsa, Anadolu Türkçesi, Rumeli Türkçesi, Dağıstan Türkçesi, Azerbaycan Türkçesi, Semerkand Türkçesi, Kaşgar Türkçesi demelidir.” Cümleleriyle Türk dili, Türk tarihi ve kültürüyle ne kadar ilgilendiğini ve bu konularda ne kadar ileri görüşlü olduğu görülmektedir. Bugün edebiyat fakültelerinde Türkçenin bütün kollarının ayrı ayrı ders olarak okutuluyor olması Süleyman Paşa’nın yaklaşık yüz elli yıl önce savunduğu  düşüncelerin ne kadar isabetli olduğunu ortaya koymaktadır.

                Süleyman Hüsnü Paşa Askerî Mektepler Nazırlığı sırasında hem bu okulların ihtiyacı olan bazı ders kitaplarını yazmış, hem de bizatihi bu okullarda dersler vermiştir. Bir eylem adamı oluşunun yanında bir düşünce adamı olarak da karşımıza çıkan Süleyman Paşa, askeri okullarda ilk defa Türklerin İslamiyet’ten önceki tarihlerine de değinen “Tarih-i Alem” adıyla bir kitap yazmıştır. Süleyman Paşa Tarih-i Âlem’i yazarken Batılı tarihçilerden yararlanmakla birlikte, kendi tarihimizi yabancılardan öğrenmek yerine kendi tarihimizi kendimizin yazmamız gerektiği tezini de savunarak bu anlamda öncü olmuştur. Süleyman Paşa Türkçe dil bilgisi kitabı da yazmış ve kitabının adını “Sarf-ı Türkî” koymuştur. Halbuki, o zamana kadar bu tür kitaplara Sarf-ı Osmanî, Kavâid-i Osmaniye gibi adlar veriliyordu. Askerî nizam ve kurallara ilişkin “mebani’l-İnşa” adlı iki ciltlik eseri de bu alanda ilk sayılmaktadır.

                Böylesine üretken, başarılı ve milleti için hem askerî hem de eğitim ve kültür alanında üstün yararlılıklar gösteren bir düşünce ve devlet adamının rütbelerinin elinden alınarak Bağdat’a sürgün gönderilmesi ve on dört yıl gibi koca bir zamanı orada hiçbir şey yapamadan geçirmesi milletimiz için büyük bir kayıp olmuştur.

                Süleyman Paşa gibi bir babanın oğlu olan Süleyman Nesib, babasının yolundan yürümüş ve kendisini eğitim meselelerine adamıştır. Süleyman Nesib, şair oluşunu yanında aynı zamanda iyi bir pedegog  ve iyi bir eğitimcidir.Maarif Nazırlığı azalıkları, maarif müdürlükleri, idâdî müdürlükleri gibi eğitimle oldukça yakın görevlerde bulunmuş, tıpkı babası gibi eğitim ve öğretim usulleri ile ilgili kitaplar yayımlamıştır. Dönemin ilkokul yönetmeliklerini hazırladığı gibi, İlm-i Terbiyye-yi Etfal adı altında çocuk eğitimine yönelik eserler de vermiştir. Denilebilir ki Süleyman Nesib’in bu eğitimci yönü ona babasından miras kalmıştır.

        Süleyman Nesib (1866-1917)

                Süleyman Nesib, babasının adını, onun neslini sürdürmek yoluyla yaşatmaya muktedir olamamıştır. Çünkü küçük yaşlarda geçirdiği bir hastalık (kabakulak), onda duyma yetisinin çoğunu ve evlat sahibi olma imkanını elinden almıştır. Bu sebeple Süleyman Nesib hiç evlenmemiştir. (Salim Durukoğlu, 2001,s.24) Ancak babasına olan derin sevgi ve saygısını göstermek ve onun adını yaşatmak amacıyla; Süleyman Paşa’nın II. Abdülhâmid tarafından yaptırılan Muhakemesine, onun siyasi ve askeri yaşantısına dair bilgileri içeren “Süleyman Paşa Muhakemesi” adlı eserini 1912 yılında yayımladı.

                Sonuç olarak, Türk eğitim ve kültür tarihi açısından oldukça önemli olan bu iki ismin günümüzde yeterince tanıtılıp, eğitim ve edebiyat derslerinde anlatılmaması tarihi ve kültürel mirasımıza sahip çıkmayışımızın bir başka örneği olduğunu söyleyebiliriz. Süleyman Nesib adını Servet-i Fünûncular arasında duysak da nedir, kimdir, neler yapmıştır gibi ayrıntılarla ilgili edebiyat derslerinde malûmat vermeyiz. Tanzimat Dönemi Edebiyatı’nda dilde sadeleşme hareketlerinin görüldüğünü söyleriz ancak “dilimiz Türkçedir!” diyen Süleyman Paşa’ya Tanzimat edebiyatında yer vermeyiz.

KAYNAKÇA:

Salim Durukoğlu, Süleyman Nesib (Süleyman Paşazade Bey) Hayatı, Edebi Kişiliği, Şiirleri, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara,2001

Hüseyin Namık Orkun, Büyük Türkçü Süleyman Paşa Hayatı ve Eserleri,Güneş Matbaacılık, Ankara 1952)

Kenan Akyüz, Batı Tesirinde Türk Şiiri Antolojisi, İnkılap yay.

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum