ALIN YAZIM

21 Şubat 2017 1 yorum Öykü 622 Görüntüleme

marti-

Vapurun üst katındayım. Açık, havadar olan kısmında.  Biraz sallanır ama İzmir’in havasının en güzel hissedildiği yerlerden birisi de burasıdır. Deniz kokusu, hışır hışır dalga sesini yer yer bastıran motor sesi… Simitçilerin ve çaycıların bağırışları… Ve elbette martılar… Ama bu güzelliklerin farkına turistler, ilk defa vapura binenler, İzmir’i yeni keşfedenler varabiliyor. Altın kafesteki kuşun özgürlüğü araması gibi işten dönen yorgun bedenler bir döşek, kanepe, yatak ya da bir yorgunluk kahvesi arıyorlar.

Oysa aylardan mart sonu. Nisan dediğine ne kaldı şurada? Nisan ayı. Bir gelinlik gibi güzel ve alımlı, bir çocuk kadar saf ve temiz. Biraz başımızı kaldırdığımızda göreceğimiz bu güzellikleri fark edemeden, tadamadan mevsimler geçip gidiyor.

Ama toprağın, doğanın yeniden yeşermeye başladığı şu günlerde ne cemrenin düşmesi, ne kır çiçeklerinin, anemonların açması beni ilgilendiriyor.

Yıllardır hemen hemen her akşam Karşıyaka’ya işte bu ve buna benzer insan manzaraları içerisinde ulaştım.  Tepkisiz, yorgun, tekdüze adımlarım beni evimin kapısına ulaştırdı. Bir ben değil herkes benim gibidir bu saatlerde.

***

Derin derin nefes alarak muhteşem ezgiler çıkaran bir enstrüman var mıdır? Belki ney, kaval, tulum, mey gibi üflemeli çalgılar hatıra gelebilir. Ama benim gözümde nefes alıp vererek çalınan enstrüman akordeondur. Çünkü körükleri vardır. Nefes alırken de verirken de derinden sesler çıkaran bazen keyifli, bazen inanılmaz hüzünlü, hülyalara daldıran bir insan icadıdır.

Elbette daha önceden de bu sese aşinaydım. Ama bu kez hemen yanı başımda sesini işitince ilgimi çekti. Bu ne kadar da zorlu bir aletti böyle. Sağ elle ezgiyi çalıp klavyenin tuşlarına basarken körüğü hareket ettirmek ve sol elle bas düğmelerine doğru sıra ile basabilmek ve tüm bunları yaparken de şarkıyı icra etmek.

İlk önce gençlik aşklarını hatırlatan “papatya gibisin beyaz ve ince” sonrasında unutulmaz “hatırla sevgili”yi çalıp söyledi yaşlı sanatçı. Onu dinlerken bazen kendimi bir Çerkez düğününde, bazen bir Balkan eğlencesinde hissediyor, adeta Paris’in romantik akşamlarına seyahat ediyordum

Bahşişleri toplamak için kalktı. Vapurda bir tur atıp sonra tekrar yanıma oturdu. Her zaman verdiğimden daha fazla bahşiş de ben verdim. Teşekkür ederim der gibi gülümsedi.

Daha önceleri ayakkabı boyacılarıyla, evime tamir için gelen ustalarla yaptığım gibi dereden tepeden söz etmek geldi içimden ve çocukça bir soru sordum:

“Ellerin kolların hiç acımaz mı senin?”

İlgisiz onca yolcuya rağmen sorulan bu masum ve çocuksu soru yaşlı müzisyeni heyecanlandırmıştı anlaşılan. Önce oturuşunu düzeltti, hafif yan dönüp beni süzdükten sonra:

“Acımaz beyfendi, çalmasını bileni yormaz.”

Her canlı ilgiden hoşlanır. O da benim kendisi ile ilgilenmemden mutlu olmuştu. Çocuksu, içten ve kaderine razı bir duruşu vardı.

“İlk defa gördüm sizi burada” dedim.

“Evet, eskiden İstanbul’da icra ederdim sanatımı. Ama böyle ortalıkta değil. Gerçek sanatçılarla beraber.”

“Ya şimdi?”

“Anneme bakıyorum, yaşlı.” Biraz durdu, düşündü. Sonra durgunlaştı, derinlere bakar gibi baktı. “Her şeyi unutuyor. Sadece eskileri hatırlıyor. Zeki Müren, Adile Naşit desem hemen gözleri parlar, şarkılarını söyler, filmlerini anlatır. Ama hapını içip içmediğini hatırlamaz.”

Bazı insanlar acıklı hikâyelerini anlatmaktan kendini acındırmaktan hoşlanır. Bu dilencilerin yaptığı gibi bir acındırma değildir ama kendilerine acınası gözlerle bakılmasından adeta mutlu olurlar. Yine böyle birisiyle karşılaştığımı düşünerek:

“Anlatmak isterseniz hikâyenizi dinlerim” deyiverdim.

Bir an düşündü. Karşı kıyıya baktı.

“Anlatmayayım” dedi. “Benim hikâyem hüzünlüdür.”

“Peki” dedim. Uzatmadım. Zaten vapur da iskeleye neredeyse varmıştı. Tam kalkacağım vakit akordeonunun bir kenarına kazınmış olan A.Y. harflerini gördüm.  Özensiz, belki bir çivi veya çakı ile kazınmış harfler.

“İsminizin baş harfleri mi?” diye sordum. Bir uykudan uyanır gibi irkildi.

“Ha, o mu? Yok yahu, ben aldığımda vardı zaten.” Sonra biraz düşündü, bana döndü, anlamlı bir gülümsemeyle konuştu. “Ama ben o harflere kendimce bir anlam verdim” dedi.

“Ne anlam verdiniz?” anlamında baktım.

“Alın yazım, demektir” diye cevap verdi. O an baktığımda, gözlerinde derin bir hüznün yansımalarını, kırılgan bir kalbin çaresizliğini gördüm.

“Alın yazım.” Bu iki kelime üzerine o kadar şey söylenebilir ki. Ve o kadar ağır bir anlamdır ki bu, değil bu vapurdakiler tüm İzmir hakkında konuşsa bu iki kelimenin gizli kalmış sırları mutlaka kalacak ve insanlar bu sırrı çözmek üzere düşünmeye ve konuşmaya devam edeceklerdir.

Kalktık, iyi akşamlar dileyip ayrıldık. Sonraki günlerde vapurda birkaç kez daha karşılaştık. Başımızla selamlaştık. Alın yazım dediği akordeonunun nağmeleri içerisinde yine farklı âlemlere dalıp gittim.

Bir süre sonra emekli oldum. Üzerimden birkaç mart ayı daha geldi, geçti. Daha az vapura biner olmuştum, karşıya geçmemi gerektirecek çok sebebim de yoktu. Parklarda geziyor, torunlarıma daha çok harçlık veriyor,  tavla muhabbetlerinde buluşuyor, eskilerden konuşuyorduk.

Kemeraltı İzmir’in kalbidir. Evliya Çelebi’nin beyaz bir inciye benzettiği Şadırvanaltı Camii, yan yana hatta iç içe girmiş dükkânları, dar sokakları, kahvecileri, Kızlar Ağası Hanı’nın Osmanlı dönemini andıran esrarlı havası, dışarıdaki uğultunun birden bire kesilip kendinizi bir dinginlik denizine attığınız, kapısında çok kimsenin fark etmediği “içeri giren güvendedir” yazısının yer aldığı Hisar Camisi ve eşine az rastlanır insanı ile İzmir’i teneffüs ettiğiniz bir mekândır Kemeraltı.

Kemeraltı’nda esnaflık yapan bir arkadaşım bir gün dükkânının önünden geçerken arkamdan seslendi. Muhabbeti seven bir arkadaştı. Dükkânına adım attın mı birkaç saatten önce çıkamazdın. Hele müşterisi falan da yoksa anlatır da anlatırdı. Çoğu zaman da kendisine gelen eski eşyalarla ilgili olurdu hikâyeleri. Eskiciydi. İkinci el eşyalar alıp satardı. Ev eşyaları, fotoğraflar, dergiler, kitaplar, elbiseler… Aradığınız hemen her şeyi burada bulabilirdiniz.

“Bi kahve içelim” dedi.

Ahşap tabureye oturdum. Etrafıma alıcı gözle bakarken gördüm onu.

“A.Y.”

Kalktım, akordeonu gösterdim. Merakla belki de biraz telaşla sordum.

“Nerden düştü bu?”

“Bir çocuk getirdi”

Bir çocuk. Oysa hiçbir çocuktan bahsetmemişti bana.

Bu sırada içeriye birkaç müşteri girdi. Müşterileri karşılamak için kalkarken: “Hikâyesi hüzünlü, bekle anlatayım” dedi.

Hikâyesinin hüzünlü olduğunu biliyordum. Kendisi söylemişti bunu bana. Öncesini bilmediğim hikâyesinin sonunu da bilmiyordum. Merak ediyor muydum? Evet, merak ediyordum. Hem de çok merak ediyordum. Ama dostlarımın hüzünlü hikâyeleri beni üzer hatta bazen kahrederdi. Onun için bazen bu acı sonları duymak istemez, lafın sonunu duymak istemediğimden orada kalmaz, kalkar giderdim.

Şu an önümde duran bu eski akordeonun belki bana söyleyecekleri vardı. İhtimal çok hüzünlü, derinden yaralayan bir hikâyeydi bu. Bu eski sazendenin anısına saygı duymalı, onu dedikoducu insanlar gibi bir kahve keyfine meze yapmamalıydım.  Başkalarının acılarını binbir gece masalı dinler gibi dinleyemezdim. Sadece bir kez konuştuğum, birkaç kez selamlaştığım eski bir müzisyenin, eski bir dostun acıklı sonunu, alın yazısını artık öğrenmek istemiyordum.

Ben o yaşlı sanatçıyı nefes nefese sesler çıkararak icra ettiği enfes musikisi ile hatırlamıştım hep ve bunun hep böyle kalmasını arzu ederdim. Bazen aklıma gelirdi, yaşlı annesi ile mutlu olduğunu umut ederdim. Mutluluk… Ah mutluluk… O çoğu zaman gerçekleri sevmez. Anlatılacak gerçekler yaşlı sanatçıya dair tüm hayallerimi yıkacaktı belki de. Oysa o benim aklımda en güzel haliyle yaşamalıydı. Gerçekler kimin umurunda, insan bazen hayalleriyle yaşamayı ister…

“Kusura bakma, pek keyfim yok, sonra uğrarım” deyip kalktım. Arkadaşımın cevap vermesine bile fırsat kalmadan kendimi dükkanın dışına attım.

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

1 yorum

  1. Serdarselcuk Şubat 22, at 23:44

    Sait Faik Abasiyanik hikayeleri tadinda harika bir hikaye. Yureginize saglik.

    Reply

Yorum Yapabilirsiniz