Mevlana’dan- Keşiş ve Mucize

16 Aralık 2014 0 yorum Öykü 467 Görüntüleme

Anlatıldığına göre Evliya Selahaddin’in Mevlana’ya çok bağlı bir müridi vardı, ve alım satım işleri yapıyordu. Bu tüccarın yıllardır en büyük hayali İstanbul’a gitmekti. Tüm hazırlıklarını tamamladıktan sonra Mevlana’ya veda etme­ye ve hayır duasını almaya gitti.

 

 

Mevlana tüccara İstanbul’a gittiğinde bir Hristiyan keşişi ziyaret etmesini söyledi, kendisi dünyadan elini eteğini çekmişti; ve ona Mevlana’nın selamlarını götür­meliydi. Türklerin kentine geldiğinde tüccarın ilk işi bu Frenk keşişini ziyaret etmek oldu; keşiş derin bir tefekküre dalmıştı ve çevresinde adeta bir dürüstlük halesi taşıyordu. Büyük bir saygıyla Mevlana’nın selamlarını keşişe iletti, ve keşiş ayağa kalkarak aynı saygı içinde dostluk mesajını ka­bul etti. Sonra diz çöküp dua etti.

Tüccar manastıra göz atmaktan kendini alamadı. Şaşkın­lık içinde Mevlana’nın bir köşede oturduğunu gördü, o da tefekküre dalmıştı. Mevlana kendisini Konya’da vedalaşma­ları sırasında üzerinde olan kıyafetleri ve türbanı giymişti ve yüzünde aynı ifade vardı. Tüccar bu görüntü karşısında o kadar büyük bir şok geçirdi ki düşüp bayıldı. Kendine gel­diğinde keşiş onu sakinleştirdi. Dedi ki, eğer tüccar ‘özgür­lerin’ mucizelerinin farkına varabilirse daha yüksek bir ruh­sal düzeye geçebilirdi. Keşiş ona verdiği mektupta gerekli mercilerden tüccara seyahat ve çalışmalarında yardımcı ol­masını talep etti.

Tüccar bu mektubu İstanbul’daki hükümdara getirdi, o dakendisini krallara layık şekilde karşıladı ve tüm gereksinim­lerini karşıladı. Bundan sonra tüccar keşişe gitti ve bu büyük adama veda etti; ve keşiş, Mevlana gibi, tüccardan Mevla­na’ya selamlarını götürmesini ve Mevlana’nın da yine selam yollamayı unutmamasını rica ettiğini iletmesini istedi. An­cak tüccar Konya’ya evine dönünce seyahatte yaşadıklarını Şeyh Selahaddin’e aktardı, o da evliyaların her dediğinin doğru olduğunu söyledi, ama tüccara ezoterik[1] ‘azınlığa’ ait olmayanlara şahit olduğu mistik olayları anlatmamasını öğütledi. Daha sonra tüccarı Mevlana’ya götürdü ve İstan­bul’daki Hristiyan keşişin selamlarını aktardı. Mevlana tüc­cara dedi ki:

İzle, bak, şaşıracaksın! Tüccar bir de ne görsün, keşiş Mevlana’nın odasının bir köşesinde derin düşüncelere dal­mış halde oturuyordu ve üzerinde İstanbul’da son gördü­ğünde giydiği giysiler vardı!

Tüccar bu manzara karşısında aşka gelip üstünü başını paraladı, zira olan biten insan aklına sığacak gibi değildi. Mevlana tüccarı kenara çekip şöyle dedi: ‘Sen gizli gizemle­re şahit oldun, ve artık sırdaşımızsın bizim; bu gördüklerini olur olmaz kimselere anlatma, hele mistik gelenekten habe­ri olmayanlara. Ve sonra Mevlana bir şiir okudu:

Sultan’ın sırrını açık etmeyesin

  Ve karıncaların önüne sakın şeker atmayasın.

Ancak kendisi sırlara vakıf olabilir;

Yoksa, bu ineklerin önüne

Mücevher saçmaya benzer.

Tüccar müthiş etkilendi, tüm servetini fakirlere bağışladı ve tüm dünyevi işlerden elini eteğini çekip Üstad’ının sadık müridi oldu.

Ayrıca anlatıldığına göre bir gün Mevlana camiden şehre doğru giderken sakallı bir keşiş gördü ve ona beyaz sakalı­nın yaşından daha eski olup olmadığım sordu. Buna cevap olarak keşiş yirmi yaşından beri sakal uzattığını söyledi.

‘O zaman sen sakalından daha yaşlısın’ dedi Mevlana. Devam etti, ‘Ne yazık ki senden genç olan erdem ve kutsal­lıkla bembeyaz olmuş, ve sen hala yaşamın karanlık ara so­kaklarında dolaşıyorsun, ve sakalının girmediği yollara giri­yorsun.’

Keşiş ne demek istediğini hemen anladı, boynundaki ha­çı kırdı ve din değiştirip Mevlana’nın en büyük müridlerinden biri oldu.

Yine aynı şekilde, bir keresinde siyah cüppeler içinde bir grup gördüler ve müridler hak yolundan ayrılmış oldukları için onlara acıdılar, üstelik ruhsal yaşam ve mistik duygu­dan hiç nasiplerini almamışlardı. Müridlerin düşüncesine göre eğer yol gösterici bir güneş kapkara cüppelere bürün­müş bu insanların üzerinde parlayabilse kazara bile olsa yol­ları aydınlanacaktı. Bu adamlar Mevlana’yı görür görmez -güneş doğdu üzerlerine- hemen Mevlana’nın yoluna girdi­ler ve sonunda sadık müridleri oldular. Derler ki Tanrı ışı­ğın içinde karanlığı gizler ve karanlıktan ışık yaratır. Bu gü­zel sözü duyunca müridler bir kez daha başlarını eğip Mev­lana’nın dile getirdiği gerçekleri kabullendiler.

 

(Idries Shah, Mevlana’dan 100 Bilgelik Hikayesi, Çev. Meral Bolak, Butik Yay. s. 73)




[1] Ezoterizm, bir konudaki derin bilgilerin ve sırların ehil olmayanlardan gizlenerek, bir üstad tarafından sadece ehil olanlara inisiyasyon yoluyla öğretilmesidir

Temsili resim indigodergisi.com’dan alınmıştır.

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum