DENİZKIZI

29 Ağustos 2017 3 adet yorum Öykü 302 Görüntüleme

deniz-

Ayaklarını sürüyü sürüye yürürdü. Geldiğini eski ayakkabısının toprağa sürtünmesinden çıkan sesten ve kaldırdığı küçük toz bulutundan anlardım. Ayaklarını sürürdü. Doğduğundan beri böyleydi. Konuşmasını ise sadece onu yakından tanıyanlar anlayabilirdi. Sözcükler ağzında yuvarlanırdı. Sanırdınız ki konuşmak için büyük acı çekiyor. Geç yürümüştü, ama ayakları üzerindeydi işte. Geç konuşmuştu, ama derdini anlatacak kadar konuşurdu. Galiba benden de birkaç yaş büyüktü.

Yaz geldiğinde annemle birlikte Akgöl’ün kıyısındaki zeytinliğimize hayvanlarımızı otlatmaya giderdik her gün. Onların evi bizim bahçemizin bitişiğindeki zeytinliğin içindeydi. Ev dediğime bakmayın, damı hasırla naylonla kapatılmış iki göz odadan ibaret eski taş bir kulübeydi evleri. Hemen evin yanındaki ahırda hayvanları vardı. Babası ve abisiyle birlikte yaşardı.

Arkadaşı yoktu. Ya da tek arkadaşı bendim. Onunla hiç dereleri tepeleri aşıp koşmaca, ya da saklambaç oynayamadık. Yerde üçtaş oynar, suda taş sektirir, ya da çocukça şeylerden bahsederdik. Başka insanlarla fazla konuşmazdı, konuştuğumuzda ise çoğu zaman ben konuşurdum, o beni dinlerdi. Bir şey söylemek istediği zamanlarda ise gülümserdi sıcacık, bembeyaz. Yüzünden tebessümü asla esirgemezdi benden.

Bu eski taş kulübe. Benim çocukluğumda da eski idi zaten. Şu an ise bir harabe. Dili olsa konuşsa. Senin gibi bende özlüyorum dese. Denizi çok özledim dese…

Karşımda Akgöl’ün büyüleyici manzarası. Otuz yıl önceki gibi aynı, hiç değişmemiş, hiç yaşlanmamış. Gölden esen hafif bir rüzgâr beni üşütüyor. Şu eski kulübenin ruhumda estirdiği fırtınaya karşı bu hafif rüzgâr nedir ki?

Ayaklarını yıkardı bu suda. Kova kova su taşırdı evine, eski taş kulübeye. Kolları kopardı taşımaktan, üstelik de ayaklarını daha bir sürürdü o zaman. Taş kulübe gibi bu karşımdaki derin mavilik, Akgöl. Kıyıları toprak, balçık, çürümüş ot kokan, bir çam ormanının bittiği yerde hiç haber etmeden ansızın ayaklarımı ıslatan, kışın kıyılarında balık kovaladığım, yazın serinlik kaynağım Akgöl: Sende denizi özlüyor musun?

Ayaklarını sürüye sürüye gelir yanıma otururdu. Düşer gibi otururdu. Onu tanımayan düştüğünü zannedebilirdi. Oysa ben onu tanırdım. Yaz aylarının kuru sıcaklığında babamın nedense “Koca çınar” dediği yaşlı, büyük, geniş yapraklı zeytin ağacın altında otururduk. Saatlerce otururduk. Yanımda getirdiğim kitapların sayfalarını karıştırmayı severdi. En çok da resimlere bakmaya bayılırdı. Dalar giderdi bazen. İri, siyah, güzel gözleri dalar giderdi. Acaba güzel olduğunu bilir miydi?

Bir gün ona getirdiğim kitaplardan bir masal okumuştum. Ne kadar da sevmişti. Okuma yazma bilmezdi. Hiç okula göndermemişti ailesi onu. Kitapları severdi, resimli olanları daha bir severdi. Hiç okul görmemişti. Öğretmen, ders, teneffüs, kitap, defter, kalem, hatta arkadaş onun için çok yabancıydı. Kaç defa okumayı, yazmayı öğretmek istedim. Hırçın hırçın saçlarını savurdu. Talihsizliğine isyan edercesine başını sağa sola savururdu o anlarda. Israr etmenin anlamı yoktu. O masalları ve resimleri seviyordu.

Hüzün. Onda gördüğüm buydu. Yanımdan ayrılıncaya kadar ise başka biri olurdu. Mutlu, hayat dolu… Ne zaman yanımdan ayrılacak olsa gözlerinde perde perde o hüzün okunurdu. Ayaklarını sürüye sürüye taş kulübeye giderken anlardım üzüldüğünü. Ama çocuktum. Elimden bir şey gelmezdi.

Sadece masallar okurdum ona. Masalları ne çok severdi. Bir gün denizkızının masalını okumuştum ona.  Denizin bu en gizemli varlığının, varlığı bile meçhul olan bu masalsı varlığın denizler boyunca özgürce, hatta ayaklarını sürümeden süzülmesinden mi bu kadar etkilenmişti? Ama biliyorum çok sevmişti. Biliyorum o gün yanımdan ayrılırken gözlerinde o hüzün yoktu. Anlamıştım, denizkızını çok sevmişti.

Bir sabah gelmedi. Evet, bazen gelmediği olurdu. Sonra ertesi gün oldu, yine gelmedi. Oysa iki gün üst üste gelmediği hiç olmamıştı. Bir hafta iki hafta derken güz geldi, okullar açıldı. Havalar serinlemeye, yapraklar uçuşmaya, dağların dorukları ağarmaya başladı.

Anneme sordum bir gün, kuzine sobanın başında ısınırken. Ses etmedi annem. Üzgün üzgün sobada yanan ateşe baktı sadece.

Bir süre sonra çocuklardan duydum haberini. O kahreden o acımasız, o uğursuz haberi.

Yazın son günlerinde sahile gitmiş ailesiyle. Hangi insan sevmez ki Ağustosun kavurucu sıcağında insanı ana kucağı gibi saran denizin serinliğini. Denize girmişti, ayaklarını sürüye sürüye.

Ve bir daha çıkmamıştı…

Bir daha gören olmamıştı onu ayağını sürüyerek yürürken. Güçsüz ayakları dalgaların gücüne direnememiş, kolları dalgaları aşamamış, Egenin maviliğinde bir nokta olmuş, sahipsiz bir kum tanesi gibi savrulmuştu. Bir daha gören olmadı onu. Hatta cansız bedenini bile.

İnsan inanmak istiyor. Bir avuntu, bir sığınak bir liman arıyor bazen. Belki de diyorum,  belki bir denizkızı oluvermiştir, tıpkı ona okuduğum masallarda olduğu gibi. Uçsuz okyanuslar boyunca salındığına, ayaklarını sürümeden süzüldüğüne inanmak istiyor insan.

İsmi ‘Deniz’di. O tahta taş kulübenin, bakımsız ahırın, kaba, hoşgörüsüz ailesinin yanında bataklıkta açan çiçek gibi aykırıydı bu isim ona.

Bugün bu taş kulübenin, on yıllardır insan kokusunu hasret bu taş yığınının önünde seni hatırlıyor, özlüyor ve kimseye söyleyemediğim aşkımı Akgöl’e doğru haykırmak istiyorum:

“Seni seviyorum Deniz, seni seviyorum.”

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

3 adet yorum

  1. Mehmetözcan yasdıbaş Ağustos 29, at 09:49

    Çok sıcak ve hüzün dolu bir hikaye değerli hocam. İnsanın içini burkan ve belki nicelerinin olduğuna kanaat getirdiğim acı hikaye. Bizler güzel yuvalarımızda mutluluk artı mutluluk yaşayarak büyürken bu benzeri nice acılı çocukluk yaşayanları görmek lazım bazen. Kalemin daim olsun değerli hocam

    Reply
  2. Serdar Selçuk Ağustos 29, at 13:45

    Hüzün ve aşk... Edebiyata ne çok yakışıyor. Belki de herkesin hissetmesine rağmen sadece edebiyatçıların bu kadar güzel ifade edebilmelerinden dolayı... Kalemine sağlık Hocam.

    Reply
  3. iates60 Ağustos 30, at 16:07

    Değerli dostum. Yine eşsiz bir yazı kaleme almışsın. Okurken yaşıyor insan olayı. Kalemine sağlık.

    Reply

Yorum Yapabilirsiniz