Edebî Yoksunluk

8 Aralık 2016 0 yorum Yaşar VURAL bilgi@edebice.net , Yazarlarımız 607 Görüntüleme

datca_kitap_gunleri

Yazan, okuyan; yazdıkları ve okuduklarıyla konuşan kaç kişi vardır çevremizde? Bir elin parmaklarını geçiyor mu? Sanmam. Bu üzücü bir durum şüphesiz, ama düzeltilemez değil. Okumama ve yazmama hastalığının da çareleri var elbet.

 Tıp biliminde, teşhis çok önemlidir. Çünkü teşhisi doğru koyarsanız tedaviyi de ona göre uygularsınız. Diğer bir husus da hastanın, hasta olduğunu kabul etmesi gerekir.  Hasta olduğunun farkında olmayan birinin, ya da hastalığını kabullenmeyen birinin bu hastalıkla yaşaması ve sağlıklıymış gibi davranması çok normaldir. Buradan hareketle toplum olarak da “okumama, yazmama hastalığı”na yakalandığımızı fark etmemiz gerekiyor öncelikle. Sonra kendi kendimize biraz dövünmeliyiz; “yıllarca anormal bir yaşayış içinde nasıl normal kalabildim” diye sormalıyız kendimize. Ha, bir de çok okuyup yazanlara, kültürel ortamlarda bulunmaktan keyif alanlara yıllarca “bunlar ne tuhaf insanlar” diye baktığımız için hayıflanmalıyız. Kendi içine düştüğümüz tuhaflığı okuyan yazanlara yönelttiğimiz için, sanki davranış bozukluğu sergileyenler onlarmış gibi davrandığımız, onlara kıt zihin dünyamızla psikolojik baskı uyguladığımız için de suçlu olduğumuzu kabul etmeliyiz. Sonra da vakit kaybetmeden işe koyulmalıyız. Okuma seferberliği başlatmalı kişi kendine. Boş geçen yıllarının günahını belki ödemeye ömrü vefa edebilir.

Sayıların diliyle konuşmak istemiyorum. Yok dünyada kitap okuma oranı şu, ülkemizde bu. Kitap, ihtiyaç sıralamamızda bilmem kaçıncı falan… Gerek yok, yerin dibindeyiz zaten. Kaç kişinin evinde küçük ölçekli bir kütüphane var? Kaç kişi evinde çoluk çocuğuyla kitap okuyor. 70’li dedelerimiz, ninelerimiz Sait Faik Abasıyanık’ı hiç duymamıştır ama evlenme programlarındaki yüksek fikri tartışmalara (!) çok vakıftır. Ya da kaçımızın halk kütüphanelerine uğramışlığı vardır. Kültürlenme ve kültür seviyemiz ortada. Maalesef eğitim sıralamalarında da altlara doğru kayıyoruz. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatının (OECD) PISA (Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı) verilerine göre Türkiye, 70 ülke arasında fen bilimlerinde 52, matematikte 49, okumada da 50’inci sırada yer aldı.[1] Bu rakamların üzerine yoruma gerek yok. Bakıp bakıp, bu nasıl olabilir diye düşünmek lazım!

PISA performans ölçeklerinden biri

PISA performans ölçeklerinden biri

 

Özetle söylemek gerekirse, ne okuduğumuzu anlıyoruz –ki PISA da öyle diyor, 15 yaş grubu öğrencilerde yapılan araştırmada okuduğunu anlamada 50.yiz- ne okumadığımızı biliyoruz. Büyük bir kısırlığa, verimsizliğe doğru emin adımlarla ilerliyoruz. Her geçen yıl eğitim, kültür, sanat faaliyetlerindeki sıramız istikrarlı bir şekilde geriliyor. Bu duruma ilk ve ortaöğretim okullarında din kültürü ve ahlak bilgisi dersleri ve onun yan branşlarının ders saatlerini arttırmak da bir çözüm olmayacak sanırım. Felaket geliyorum diyor.

 

[1] http://www.compareyourcountry.org/pisa/country/tur

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum