3 Mayıs ve Atsız Ata

3 Mayıs 2019 0 yorum Hüseyin Nihal Atsız , Köşe Yazıları , Türk Edebiyatı 471 Görüntüleme

 

Atsız

Çağdaş dünyanın makineleşmiş tabiriyle “kaliteli” insan, fikri ve duruşu benzeşen insandır. Söyledikleriyle eyledikleri çelişen insanı her sıfata büründürmek mümkündür. Bu çelişiklik bu kişinin fıtratına mâl olursa o artık “karaktersiz” olur. Bu noktadan yani anti-tezden başlayarak Atsız Ata için “duruş sahibi”, “karakter sahibi”, “özü sözü bir” gibi sıfatları kullanırsak yazımıza bir iddia ile başlamış oluruz. Bu iddiayı ispatlamak bizim, çürütmek okuyucunun işidir. Ancak iddiamızı çürüten kişi, “Yahu bırak şu ırkçıyı!” diye başlayacaksa, bu yazıyı okumamış saysın. Yok bunu illâ söyleyecek, bir argüman olarak kullanacaksa bizlere öyle bir fikir ve sanat adamı örneği versin ki, “kusursuz” olsun (!).

Öncelikle “Türkçülük” kavramı ile başlayalım. Hiç eğip bükmeden bu tabiri kullanalım. Nitekim bu özel gün kavram olarak ne “milliyetçilik”le ne de “bayram”la alakalıdır. 3 Mayıs 1944 tarihinde Hüseyin Nihâl Atsız, Nejdet Sancar, Hüseyin Namık Orkun, Fethi Tevetoğlu, Alparslan Türkeş, Zeki Velidî Togan yirmi üç vatan sevdalısının yargılanması sonrası bugün, Türkçülüğün Diriliş Günü olarak kabul görmüştür.

FB_IMG_1556822284533

Bu isimler arasında fikri ve duruşuyla Atsız Ata, her Türkçünün örnek aldığı isimlerden biri olmuştur. Onun mukaddes değerlere olan bağlılığı ve milli romantik duyuş tarzı, fikir ve sanat adamlığının mihenk taşlarını oluşturur.  Onun, Atsız Mecmua, Orkun, Ötüken gibi dergilerde yankılanan sedası, Anadolu kurtuluş savaşını kazanan ruhun nidalarıyla eşdeğerdir. Gel gelelim Türkçülük kavramı, birçok tartışmayı da beraberinde getirmiştir. “Kökü mâzide olan atîyiz.” özdeyişinin sahibi Yahya Kemâl, Türkçülüğe en özet cümleyi kurmuş olsa da Türkçülük, zaman zaman tehlikeli bir fikir akımı gibi gösterilmiştir.

Türkçülüğün fitilini ateşleyen Atsız Ata, dergilerde kaleme aldığı yazılarda Türkçülüğün tanımından uygulamasına kadar birçok konuya açıklık getirmiş olsa da bu fikir akımı, günümüzde bile istenilen manada algılanamamıştır. Yusuf Akçura’dan Ziya Gökalp’a kadar birçok fikir adamı bu fikri pişirmiştir. Onun derinlemesine kabulü ve teşviki ise Atsız Ata sayesinde olmuştur. Türkçülük, bir ülküdür. Bir toprak parçasına ruh kazandırmak, ortak tarih ve kültürle olur. Her ikisi de Türkiye’de mevcuttur. Ancak Türkiye toprakları Atsız Ata’nın hayal dünyasına dar gelmektedir. Onun ülküsü, her yönüyle gelişmiş ve dünyaya hükmetmiş bit Turan devletidir. Ona göre Turan bir hayal değil, kutsal bir ülküdür. Ülküsü olmayan bir insanın hayvandan farkı yoktur. Yani insan, fikirleriyle var olabilir. Yoksa cesetten farkı kalmaz:

Yalnız kazancımızı, midemizi, maddemizi düşünmeyelim. Bunu hayvanlar da yapar. Daha çok mânâya, düşünceye, ülküye dönelim. İnsanlık budur. Bunu söylerken de kimseden çekinmeyelim. Hakkımızı, atalar mirasımızı istiyoruz. Alacağız da.” (Ötüken, 22 Şubat 1968).

Atsız Ata, Ümmetçilik ve Batıcılık gibi akımların karşısındadır. Onun bitmek bilmeyen bir tarih ve millet sevdası vardır. Eskiden nasıl büyük imparatorluklar kurduysak bunu, yine yapabileceğimiz inancındadır. Günümüz dünyasında Turan davası, hala bir macera veya heves olarak görülmektedir. Ancak Atsız Ata’ya göre iyi veya kötü her başlangıç, maceralardan doğar. Nitekim Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkması da bir maceradır. Ama bu macera, kadim bir milletin kurtuluşuna vesile olmuştur. Zira bu millet bu kurtuluşa canını ortaya koyarak ulaşmıştır:

Dün sultanlara taptığı sanılan bir millet, milli mevcudiyetini tehlikede görünce bir kumandanın emri altına girmiş, hayatını ortaya atarak istiklalini ve istikbalini kazanmıştır.” (Atsız Mecmua, 1931, s.7).

Atsız Ata’nın yukarıda değindiğimiz milli romantik duyuş tarzı hemen hemen her eserine sinmiş vaziyettedir. Bir ırkı üstün olmak, pek tabî İslamî anlayışa aykırıdır. Ancak tarih gösteriyor ki İslâm dinine Türkler kadar sahip çıkan ve onun yeryüzünde yayılmasını sağlayan başka bir millet yoktur. Sancak devlettir, dindir onun için. Atsız Ata, tarihe mâl olmuş kahramanların hayranı, o kahramanların yolundan yürüyen milletin sevdalısıdır.

Türk milleti en yüksek izzetinefse maliktir. Muvaffak olmak için didinmekten ve yaşamak için ölmekten çekinmez. Asrî ilimler ve vasıtalarla onu teçhiz ettiğimiz gün büyük istikbale namzettir.” (Atsız Mecmua, 1931, s.7).

Atalara hayranlık duymak, onları kusursuz saymak da değildir. Yeryüzünde peygamberler haricinde herhangi bir insanın kusursuz olması imkânsızdır. Bu noktada kimseyi tabulaştırmamak, hayal kırıklıklarını engeller. Bu yüzden Atsız Ata, geçmişteki büyüklerin hatasıyla savabıyla tanıtılmasının önümüzü görmemiz açısından önemli olduğunu düşünür. Milletleri ruhlandırmak için ataların başarılarını tanıtmak önemlidir. Ancak hatalarından da bahsetmek, geleceği kurgularken daha emin adımlar atmamıza vesile olur.

Kendine Türkçüyüm diyen birisi, çalışmayı ve ülkesine katkı sunmayı kabullenmiş demektir. Atsız Ata bu noktada katıdır. Eyyamcıdan, dalkavuktan, sadece eleştirip eylemsiz kalanların Türkçülükle alakaları yoktur. Ona göre Türkçü ve nitelikleri şu tanımda verilir:

Türkçü, milli çıkarları şahısların üstünde tutan, milli mukaddesata ve geçmişe saygı gösteren, görev ahlâkı yüksek olan, haksızlıklarla savaşta korkusuz bir insandır.” (Orkun, 20 Ekim 1950).

Gelgelelim bu ifadeler, kendini Türkçü olarak gören bireylere çok ciddi görevler yükler. Davası uğruna “tabutluk”larda yatmış bir fikir adamının bu tanımlamaları, bir fikre bağlılığın ne derece önemli olduğunu göstermektedir. Dil ile ifade etmekle Türkçü olunmaz. Gerçek Türkçü, vatanın yararına çalışır. Her türlü yabancı fikre karşı zihnî bir süzgeç kullanır. Vatanı ileriye taşıyacak ne varsa onun için yılmadan çalışır. Bu çalışmalarında bağımsızlık, dil, ordu ve milli şuur kavramlarından ödün vermez. Haksızlık yapmadığı gibi haksızlığa uğrayanı da korur. Tarih gösteriyor ki her devirde hangi fikirde olursa olsun, dar ağaçlarına meydan okuyan birçok mütefekkir çıkmıştır. Ahmet Bican Ercilasun’un ifadesiyle Türkçülüğün mistik önderi de Atsız Ata’dır.

Atsız Ata, Türk milletine lazım olan gençliğin de profilini çizer. Onun çizdiği gençlik, asla partizan olamaz. Yalnızca popüler kültürün peşinde koşamaz. Yeri geldiğine memleketin en ücra köşelerinde hizmete hazırdır. Gençlik, mesleğinde usanmadan çalışmalıdır. Yeri geldiğinde ve lüzum görüldüğünde hudutta da göz kırpmadan ölebilmelidir. Atsız Ata’nın hayalindeki gençlik öz itibarıyla şu şekildedir:

Bize bir gençlik lazımdır. Temelinde cehalet, duvarlarında riya, tavanında dalkavukluk bulunmasın.” (Atsız Mecmua, 15 Nisan 1932).

Atsız Ata, çok ağır ödeler vererek 11 Aralık 1975’te ebediyete intikal etti. Turan hayali ise her Türk gencinin hayalinde sürmeye devam ediyor. Dik duruşlu bir mütefekkir olmasının yanında o, aynı zamanda önemli bir sanat adamıydı. Nice nesiller “Bozkurtlar” serisiyle Göktürkleri tanıdı. “Deli Kurt” ile kayıp bir şehzadenin izini sürdü. “Ruh Adam” ile kraldan çok kralcı olanlara tepki geliştirdi. Netice itibarıyla Atsız Ata, Tanrı Dağlarından Anadolu coğrafyasına yönelen güçlü bir rüzgârdı. Kimini üşüttü, kimini serinletti. Önderlik etti. Yılmadı, yıkılmadı. Partizanlık yapmadı. Fikirleriyle vardı ve hep var olacak! Yurdu Uçmağ olsun!

“Bir gün gelip ırkımızın gürbüz erleri 
Adım adım dolaşırken kutlu yerleri
‘Vaktiyle bir Atsız varmış…’ derlerse ne hoş!
Anılmakla hangi ruh olmaz ki sarhoş?”

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum