Olmasaydınız Olmazdık!

7 Mart 2017 0 yorum Denemeler-Makaleler , Yaşar VURAL bilgi@edebice.net 1005 Görüntüleme

aile

Sadece iki cinsin yaşadığı şu dünyada, bir cinsiyet mensubunun yokluğunu tasavvur etmek, zaten kişinin kendisini de yok etmesidir. “Yani kadınlar olmasaydı…” diye bir cümle kurmak çok anlamsız, zira “olmasalardı, olmazdık” 

En ulvi duyguların hedefindeki kadın da, en süfli duyguların hedefindeki kim? Ya da soruyu doğru soralım: En soylu hisleri bir kadına muhatap kılan erkek de, en aşağılık hisleri bir kadınla anan erkek değil mi? Bir bakmışsınız en naif ve en nazik teklifler kadınlarımıza yapılıyorken, en ahlaksız ve en alçak teklifin odağında da bir kadın olabiliyor. Baş tacı edilenden ayak altı edilene değin, kadına dokunan o “sihirli” eller kimin? Bir taraftan anneler, bir taraftan sevgililer günlerini hediye ettiklerimizi en namussuzca namus cinayetlerine, şiddete, zorbalığa kurban eden kim? Her yanımız tutarsızlık, bir karar vermeliyiz, kadının ayakları altındaki cennet mi, cinnet mi?

Ey insan, kötülük de güzellik de hem erkek hem kadın içindir; Nasıl birçok erkek yiğit, cömert, alçakgönüllü, sevdalı olabiliyorsa birçok kadın da aynı şekilde kadınca yiğit, cömert, alçakgönüllü ve sevgili olabilir, sevebilir… Erkeklerin de alçağı, dolandırıcısı, sefili, sarhoşu, namussuzu çıkabiliyorsa, bazı kadınlar da bu saydıklarım içinde yer alabilir. Bu davranışların hepsi insan içindir. Umut edilir ki, ikinci saydıklarımdan olmasın hiçbir insan. Ama hayat tezatlar üzerine kuruludur. Birinin varlığı diğeriyle anlamlıdır. Sırf güzelliğin kıymetini anlamak için bir çirkinlikle karşılaşmak gerekir mi, diye sormayacağım, çünkü sadece “güzellik” olsaydı o güzel olmazdı ya da güzel olarak anılmazdı. O yüzden belki de yaratılışımızın sırrı burada. Biz kendimizi nerede görüyoruz? Bu soruyu kadın da erkek de sormalıdır kendine.

Kadınlarımıza bir gün “armağan” etmek bir inceliktir. Dünyaya kadınlar açısından bakamayan, onların toplumda karşılaştıklarını anlayamayanlara bir fırsattır belki. “Kadın olmak da zor iş” kabilinden bir hakkı teslim etmeye vesile olabilir. Ama bir toplum kadınına bundan daha fazlasını yapmalıdır inanın. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, birçok konuda olduğu gibi Türk toplumunda kadının yerini ve değerini en iyi anlayanlardan biridir. “Ey kahraman Türk kadını, sen yerde sürüklenmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.” sözü kadınların sosyal yaşamımızdaki değerini tespit etmekten öte, o güne değin kadına yönelik pozitif sözlerin belki de ilklerindendir. Atatürk, kadına hakkını sadece sözde teslim etmemiş, öncülük ettiği yeniliklerle kadının sosyal, siyasi, ekonomik ve eğitim hayatındaki rolünü de olumlu yönde değiştirmiştir. Atatürk, bunu sadece toplumsal eşitlik düşüncesiyle yapmamıştır. Lütfen Atatürk’ün şu sözünü de sabırla okuyunuz: “Bizim toplumumuzun başarı gösterememesinin sebebi kadınlarımıza karşı gösterdiğimiz ilgisizlik ve kusurdan doğmaktadır. Bundan ötürü bizim toplumumuz için ilim ve teknik gerekli ise bunları aynı derecede hem erkek hem de kadınlarımızın edinmeleri lâzımdır… Kadının en büyük vazifesi analıktır. İlk terbiye verilen yerin ana kucağı olduğu düşünülürse bu vazifenin ehemmiyeti lâyıkıyla anlaşılır. Milletimiz kuvvetli bir millet olmaya karar vermiştir. Bugünün gereklerinden biri de kadınlarımızın her hususta yükselmelerini temindir. Bu sebeple kadınlarımız da âlim ve teknik bilgi sahibi olacaklar ve erkeklerin geçtikleri bütün öğrenim derecelerinden geçeceklerdir. Sonra kadınlar sosyal hayatta erkeklerle beraber yürüyerek birbirinin yardımcısı ve koruyucusu olacaklardır.”(31 Ocak 1923, İzmir) Atatürk, geri bıraktırılmamızın en önemli sebebini kadının geliştirilmemesine bağlıyor ve ayrıca kadının en asli görevlerinden birinin “analık” görevi olduğunu vurguluyor. İşte burası çok önemli. İnsanların kişiliğinin kimliğinin oluşmasında ve ilk terbiyeyi almasında en etkili amil nedir? “Annelik” aile kurumunun temel direğidir. Evimizin direği babamız dese de anneler, hiçbir ocak annesiz tütmez. Sevgiyi, merhameti, korkuyu, paylaşmayı ve birçok erdemi bize öğreten, sezdiren ilk öğretmenimiz annemizdir. İyi eğitilememiş, ötelenmiş, örselenmiş bir kadının bir kızın anne olarak yavrusuna verebileceği kendi ızdırabının, ezilmişliğinin naklinden başka bir şey değildir. Eşinden, çevresinden, yakınlarından töre, din gibi çeşitli sebeplerle baskı gören, dışlanan, kendini ifade etmesine fırsat verilmeyen kadının yavrusuna aktaracağı ya ezilmişlik hissi yahut öfkedir. Bu gerçeği anlamamakta hâlâ direnen şahıslar, sosyal ve siyasi cemiyetler olduğunu ibretle görüyoruz.

Kadını anne olarak düşündüğümüzde merhamet ve sevgi damarlarımız kabarsa da, bir kardeş, bir arkadaş, bir eş veya sevgili olarak düşündüğümüzde işin rengi biraz değişiyor. Burada da hakkaniyetli olmak gerekiyor. Yazımızın başında da belirttiğimiz gibi bir kötü davranışı kadın yaptığında farklı erkek yaptığında farklı davranma huyundan vazgeçmeliyiz. Günahta da sevapta da, güzellikte de çirkinlikte de adil davranmak gerekir. Günah, kadın için de erkek için de günahtır, aynı suçu erkek işlediğinde farklı kadın işlediğinde farklı bir cezası oluyor mu? Mesele uzar gider, meramımı anlatabildim sanıyorum.

Şu hususu da belirtmek isterim, hak ve ödevler konusunda kadın erkek eşitliği zaten var ve olmalı. Ama bazı hususlarda kadınlarımız, bazı hususlarda da erkeklerimiz başarılıdır, bunu da övünme meselesi yapmamak lazımdır herhalde, çünkü Yaradan, kadına bazı farklı meziyetler yüklemişken erkeği daha değişik yeteneklerle donatmıştır. Ne dediğim örneklemesem de anlaşılıyordur, kadının meziyeti, erkeğin meziyeti diye saymak yazıyı başka mecraya alır götürür.

Bizim gibi kadını geri bıraktırılmış toplumlarda kadınlarımız için düşünülen ve hayata geçirilen “pozitif ayrımcılığı” hoş görüyorum. Ama bazı kadınların da ısrarla kendilerini belli kalıplara sokmaya çalıştıkları, sosyal yaşam alanlarında dahi sadece kendilerinin gezip eğlenebilecekleri alanlar istedikleri ve “namahrem” olgusunca rahatsız edilmek hususunu abarttıklarını görüyorum. Bu işin sonu nereye varır orayı sizin tahayyülünüze bırakırken, gerek bir eş, bir kardeş, bir arkadaş, bir sevgili gerekse bir anne olarak bütün kadınlarımızı bir bütünün vazgeçilemez, değeri asla düşürülemez parçası olarak görüyorum. Kadınlarımıza da erkeklerimize de -aradakiler için söz söyleyebilecek donanımda hissetmiyorum kendimi- yaşanabilecek güzel bir ülke ve dünya arzu ediyorum.

Yaşar Vural

 

.

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum