İNSANLAR AYRILIR (Ayrılığa Varan Bir Bilinç Akışı)

6 Ağustos 2018 0 yorum Denemeler-Makaleler 32 Görüntüleme

e5fd27b4-bf80-4810-97ba-305202233599

 

Dünyanın ekseni kaymış hayatlarımızınki kayınca çok mu? Sadece sağlıklı insanlarla mı kurulur sağlam ilişkiler? Sağlıktan kasıt nefes alma kalitesi değil elbet. Hepimiz alıyoruz nefesi. Zaten almayınca ölmüşüz demektir. Ölmek sadece nefes almamak mı? Nefes alırken ölenler? Tasavvuftan bahsetmiyorum, tam tersi birazcık isyankârlardan bahsediyorum. İsyanın azı olur muymuş? Olur, yeni başladıysan… Herkes olmadığının potansiyelidir! Olmamak derken yokluğunun değil, aslında olmadığı kişinin. Bu sebeple isyan kolaydır. İnsan insanı etkiler. Çünkü insan insana bağlanır. Bağlanmak zorundadır. Gerisi yalandır. Yalnızlığın arkasına sığınanların alayı yalancıdır. Bunlar yalnızlığı güzel göstermeye çalışanlardır, hayatın tekmeledikleridir. Hayat tekmelemez, insanlara tekmeletir. Pratikte ortada tekme de yoktur. Bu yalancılar haklıdırlar ama yalancılık hoş değil. Tekme yemek hoş mu? İkisi de hoş değil; ancak insan erdemli olmalıymış. Kötülüğe kötülükle cevap verilmezmiş… Sanki hayata tekme atabilecekmişiz gibi kandırıyoruz kendimizi bir de. Aslında çoğu erdem cesaretsizliğin maskesidir. Olsun, erdemli olmak erdemdir. İnsan duygusal bir varlıktır! İnsan varlıktır ama çoğu varlık göstermez, edilgendir. Etken olanların güdümüne girer, zira çoğunun işine gelir bu. Etken olanlar da kendini bir şey sanır. Sonuçta insan duygusaldır. Çoğu kimse duygusallığını gizler. Çoğu da delikanlı gibi ortaya koyar. Burada delikanlılık, adamlık anlamında. Adamlık da cinsiyet dışı kullanılmış. Duygusallığı zayıflık addederiz. Hatta kadın işi… Buna rağmen iyi edebiyatçılar erkeklerden çıkar. İyi aşçılar gibi… Kadınlara doğuştan annelik verilmesine rağmen tembellikleri sonucu erkekler bu alanlarda onları geçerler. Yani duygusallık çalışmayla kazanılır sonucu ortaya çıkıyor. Maaşlı bir çalışma ya da düzenli bir konu etüdü akla gelmesin. Hayat bir çalışmadır. Edebiyatçılar yaşadıklarını biriktirirler. Duygularını terbiye edip bunları ürün olarak ortaya koyarlar. İşte edebiyatçıların boş boş gezip hiçbir iş yapmamaları bu yüzdendir. Onların çalışmaları yaşamaları anlamına gelir. Ne kebap iş… Öyleyse buyurun. Edebiyatçı olmak için herhangi bir meslek odasından belge istenmiyor. Yazın kolaysa. Aslında bu da kötü. Klavyeyi gören edip olmuş. Hayır, vatandaş soğuyor. Gerçi çok da umurlarında değildi eskiden de… Sanat toplum içindi hani? Aslında sanat sanat içindir. Yani kendin için ama bunu yediremezsin toplum için dersin. Hatta denersin bile… Ancak anlayan az olur. Tamam, olmayabilir de. Ama ya olursa? Göl maya tutmamıştı, edebiyat tutar. Yoğurt gibi ekşimez. Saklama koşulları kolaydır. Tozlanır biraz. Duygular değil, kağıtlar. Belki duygular da… Sonuçta kul yapısı duygu dediğin, hatta dinamik. Belki oynak bile diyebiliriz. Yani duygusal insanlara güvenilmez mi? Tam aksi, güvenilir. Bu kadar oynaklık içinde hesap yapamazlar çünkü. Duygusallık iyidir. Aklımızı def eder bazen. Akılla ne iş yaptık da… Akıl batının işi. Cahil olalım demiyorum. Akıl ile gönül ezeli rakipse biz ebedi gönülcüyüz. Bileğimizi kessen gönlümüzden geçenler akar. Değişik bir milletiz. Bu durumda diğer milletler de bizden değişik oluyor ama kasıt bu değil. Bu değişik tanımımız kelime dağarcığımızın zayıflığının hediyesi bize. Sonuçta iyi bir milletiz. Kime göre? Bunun ölçeği olmadığı için kendimize. Milletler kıyaslanmaz belki, kültürdür çünkü özleri. İnsanlar kıyaslanır mı? İnsanlar kaça ayrılır? İkiye, üçe, sekize, ortadan dikine, belden sola, ten rengine, kafa tipine, burun uzunluğuna, çenesi düşüklüğüne, beyzbol sopasını kullanım amacına, kişi başına düşen endemik bitki oranı ile tarihi çarpıtma kabiliyetlerine göre? Göre… Göre… Göre… Evet, insanlar, göz göre göre ayrılır. Tek’e ayrılır. İnsanlar sevgililerine göre ayrılırlar. Çünkü sevgililerinden dolayı ayrılırlar. Sevgilileri varsa ayrılır. Aile sayılmaz burada. Çünkü kişioğlu haindir. Elin kızını sever, elin oğluna varır. Şiir yazar, roman da yazar. Ağlar. Buradan bakınca aciz görünüyor insan ama sırada intikam var. Son çırpınış. Ayrılığın hazmına yönelik Beypazarı maden suyu görevi niyetine. Erdemli olanlar yapmaz, yani cesaretsiz olanlar. Bir de takmayanlar vardır, bunlar gerçekten sevmiş olmayan şerefsizlerdir. Şerefsiz sövgüsü erkeğe mal edilse de bu durum galattır. İnsan Ay’a çıkar, başını alıp uzaya gider ama Dünya’daki sevgilisini özler. Başını almadan hiçbir yere gidemez bu arada. Uzayda bir dünyalıyı niye özler ki? Belki uzaylılar yüz vermediği için. Hatta olmadıkları için. Belki bulunmadıkları için… İnsan insana mahkûmdur. Dava bu dünyada görülmemiş. İyi ki burada görülmemiş. Bu dünyada görülenlerden adaletli. İki taraf da mahkûm sonuçta. Adalet, adalet eşitlik demek değildir bu arada. Eşitlik adalet getirmeyebilir. Eşitlik giden sevgiliyi de getirmeyebilir. Hatta denklemin iki tarafına ebedi bir mutluluk da getirmeyebilir. Lider, eldeki imkânlarla en iyisini yapandır. Yönetici de elde olması gerekenlerle… Yönetici eşitlikse, lider adalettir. İnsanlar eşit değildir. Bir kısmı sevgilisinden ayrılmıştır, bir kısmı ayrılmamıştır. Bu yüzden adalete güvenmeliyiz. Hukuk herkese lazımdır. Haber alma özgürlüğü engellenemez. En önemlisi de sevgililerin ayrılma özgürlüğü vardır. Bu özgürlüğü engellemek mümkün değildir. Savaşta, zelzelede ve sel baskınında bunu kullanabilirler. Olmadı ölürken… Hepimiz Deli Kurt olamasak da Ruh Adam olabiliriz belki. Adamlığı unutun, diğer kısım önemli. Deli olmak kolaydır aslında. Günümüzde atların yerini arabalar almıştır. Terkinin yerini sağ koltuk. İnsanlar hala sarılırlar. Bazı şeylerin yerini başka şeyler alamaz. Çünkü alternatif değildirler. Ayrılığın alternatifi de icat olunmamıştır. İsviçreli bilim adamları boş boş yatıyor. Milletimiz parlak fikirler ortaya atsa da bu yöntemler fazla insan kaybına neden olduğu için tercih edilmiyor. Tercih eden ediyor aslında… Değiyor mu? İnsan her şeye değer ama bu ona yüklediğin anlamla sınırlıdır. Ayrılık da öyle… Yüklediğin anlam nispetinde önemlidir. Arada aklına gelmese… Bütün izlerini de yanında alıp gitse… Hiçbir şey yaşanmamış olsa… İnsan doğmamış olsa… Hepsini unutun! İnsan: Doğar, büyür ve ayrılır. Tıpkı devletler gibi… Zaten bilgisayar da insandan esinlenilerek yapılmıştır. İnsan beyni gücündeki bir bilgisayar Dünya büyüklüğündedir. Ama bu bilgisayar ayrılığa çare olamaz. İnsanlar ayrılır. Hava –8 dereceyse taraflardan birinin dermanı kalmamışsa ve de trendeyse ayrılık için tüm şartlar sağlanmasa da gerekli romantizm sağlanmıştır. İnsanlar ayrılırlar.

Deli (2013)

                                                                                                                             

 

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum