Osmanlıca Dirilir mi?

8 Aralık 2014 0 yorum Yaşar VURAL bilgi@edebice.net 367 Görüntüleme

OSMANLICA DİRİLİR Mİ?

Osmanlıca ile alakalı onlarca uzmanın görüşü, Osmanlıca belgeleri uzman tarihçilerin bile zor anladığı noktasında birleşiyor.  Yusuf Halaçoğlu, bir TV kanalında şöyle dedi:

“Günümüz Türkçesini Osmanlı Türkçesi ile yazarsanız belki Osmanlıca öğrenmekten maksat yerini bulur. Zira, Arapça ve Farsça yoğunluktaki bir Osmanlıca metnini bırakın Arap kökenli harflerle okumayı Latin harfleri ile bile anlayamıyor çoğu genç. Hatta Osmanlıcayı biz üniversitelerde öğretemiyoruz.” Şimdi, mesele etrafında bu kadar fırtına neden kopartılıyor veyahut neden dayatmacı bir yaklaşımla “Osmanlıca” mecburi ders oluyor? Dedikleri gibi Osmanlıdan kalma birkaç bin mezar taşını okumak için mi, yahut çoğu el yazısı ve değişik yazı stilleri ile kaleme alınmış Osmanlıca belgeleri okumak için mi? Yoksa Latin kökenli alfabeden Arap harflerine dönüşünün hazırlığı mı var?     Sebep ne olursa olsun, Osmanlıca adlı dil Türkçenin bir dönem yazı dili olmuş, Cumhuriyet hatta ondan önceki dönemlerde yerini Türkiye Türkçesine bırakmıştır. Osmanlıcayı gençlerimiz isteğe bağlı olarak öğrenebilirler. Bunun için Lise müfredatında seçmeli Osmanlıca dersi mevcut. Bunun yanında Halk Eğitim Merkezi ve Gençlik Merkezleri de Osmanlıca kursları açmaktadır.

Ecdadının tarihini anlamaları, ecdadını tanımaları için -sağ olsunlar- birçok araştırmacı yazar onlarca kitap yazdı. Osmanlı Döneminde yazılmış eserlerin hemen hemen hepsi ya tıpkı basım olarak ya da günümüz Türkçesine aktarılarak yayımlandı. Nesil, isterse ecdadını çok iyi tanır. Ayrıca âtinin maziyi tanıması sadece kendi hüner ve kabiliyetlerine bırakılamaz. Onlara rehberlik edecek, yön verecek kişiler de önemlidir. Biz, bırakınız Osmanlıca bir metin okutmayı, günümüz Türkçesiyle yazılmış metinleri okuyup yorumlatmada başarısız oluyoruz. Okuma ve aydınlanma meselesi hamasi nutuklarla değil gerçekçi çözümlerle halledilebilecek bir iştir. Özelde gençlerimizin ama genelde bütün insanımızın bilmeden fikir sahibi olma, okumadan yorumlama gibi bir eğilim içinde olduklarını gözlemliyorum. Osmanlıca meselesine de yaklaşımlar bu yönde. Osmanlıca, Türkçenin Osmanlı Devleti döneminde (14-20.yy) yaşayan ancak günümüzde konuşulmayan tarihi bir dönemidir. (Ceval Kaya) yaşamayan bir yazı dilini bugün mecburi olarak okutmaya kalkışmak yine Ceval Kaya’nın deyimiyle havanda su dövmektir.  Çünkü, bu dersin müfredatının hazırlanması, okutulması, öğretmen tayin edilmesi ve nihayetinde en az 1 yıl emek verilmesi sonucunda elde edilecek kazanım, ancak günümüz Türkçesi metinlerinin Osmanlıca yazımını öğrenmek olabilir. Gerçekten mezar taşlarını okumak ya da arşivlerdeki Osmanlıca belgeleri okumak inanın bir yılda verilecek bir öğretimin neticesinde olacak bir iş değildir. Harcadığınız büyük sermaye ve emeğin karşılığında alacağınız şey bu emeği ve sermayeyi asla karşılamayacaktır. Zira Osmanlıca’nın bugün günlük, iş ve sosyal hayatta bir karşılığı yok. Ancak özel ilgi, uğraş alanlarında geliştirilip öğretilebilir. Bu da mümkündür. Osmanlıcayı, üniversitelerin Türk Dili ve Edebiyatı Bölümleri ile Tarih bölümü öğrencileri 2 ila 4 yıl arsında mecburi ders olarak almaktadır. İlahiyat bölümlerinin bazılarında da bu dersin okutulduğunu sanıyorum. Aslında, üzerinde fırtınalar kopartıldığı kadar Osmanlıca bize uzak değil. Osmanlıcayı düşman niyetine hedef tahtasına oturtulmuş değildir. Nasıl ki, Türkçenin ilk yazılı kaynaklarına ilgi varsa Osmanlı Türkçesine de o ölçüde olmalıdır. Fazlasını istemek tarihe de, gerçeklere de haksızlık olur.

Dediğimiz gibi Osmanlı Türkçesi Batı Türkçesinin bir yazı diliydi ve altı yüzyıl yazılıp konuşulduktan sonra yavaş yavaş kullanımdan kalkmıştır. Osmanlı Türkçesini sadece Medrese tahsili görenler konuşuyor ve yazıyorlardı. Halk Osmanlıca dediğimiz Arapça, Farsça kelime ve tamlamaların olduğu yapay dilden ziyade daha sade bir Türkçe konuşuyordu. Bunun en güzel örneğini Karacaoğlan’ın 16. Yy.da yazdığı şiirlerde görebiliriz. Karacaoğlan’ın 16. yy.da yazdığı şiirleri çok rahat okuyup anlarız ama 19. Yy’da ilan edilmiş Tanzimat Fermanının orijinal metnini okuyup anlamakta bir hayli zorlanırız. Mesela: “Cümleye ma’lûm olduğu üzere Devlet-i Aliyyemiz’in bidâyet-i zuhûrundan beri ahkâm-ı celîle-i Kur’âniyye ve kavânîn-i şer’iyyeye kemâliyle riâyet olunduğundan saltanat-ı seniyyemizin kuvvet ve miknet ve bi’lcümle tebe’asının refâh u ma’mûriyyeti rütbe-i gâyete vâsıl olmuş iken yüz elli sene vardır ki, gavâ’il-i müte’âkıbe ve esbâb-ı mütenevviaya mebnî ne şer-i şerîfe ve ne kavânîn-i münîfeye inkıyâd ü imtisâl olunmamak hasebiyle evvelki kuvvet ve ma’mûriyyet bilakis za’f u fakra mübeddel olmuş …” diye başlayan bu fermanı kaç kişi okuyup anlayabilir. Yazı dili ve konuşma dili arasındaki bu uçurum Millî Edebiyat döneminde yavaş yavaş kapanmaya başlamış Cumhuriyetin ilanından sonra da tamamen ortadan kalkmıştır.

Arap harfleriyle dil sadeleşemez miydi? Bu bambaşka bir meseledir. Yani Osmanlıca dediğimiz Arap alfabesi ile günümüz Türkçesi yazılamaz mı? Elbette olabilir ancak, Osmanlıcanın kendine mahsus kuralları vardır. Osmanlıca okumayı Kur’an okumak olarak değerlendirenler bu düşüncelerinde yanıldıklarını Osmanlıca metinleri okumaya başladıklarında göreceklerdir. Osmanlıcada Kur’an-ı Kerim’de olduğu gibi ünlüleri gösteren “üstün, esre, ötre, tenvin” gibi harekeler yoktur. Mesela bir “و” vav sesi Osmanlıcada “u, ü, o ve ö” sesi olabilmektedir. Ayrıca bu sesin hangi ünlüye ait olduğunu gösteren bir işaret olmadığı için okuyucu cümlenin gelişinden vav sesinin hangi ünlü olduğunu tahmin etmek durumundadır.  Türkçe kökenli kelimelerde bu tahmin daha kolaydır ancak Arapça ve Farsça kelimeler söz konusu olduğunda o kelimeyi çıkartmak hakikaten çetrefilli bir hal almaktadır. Bu onlarca örnekten sadece biri. Dolayısıyla 90 yıla yaklaşık kullanılmakta olan Latin kökenli Türk alfabesinde epey mesafe alınmış ve bütün eğitim öğretim ortamları, yazışmalar, matbuat buna göre düzenlenmiş; okuma yazma oranı bu alfabeyle yüzde 90’lara gelmiş ve bir aydınlanma atmosferi yakalanmıştır. Şimdi filmi tekrar geriye sarıp sıfırdan başlamaya sebep, mezar taşı okuma hevesi olabilir mi?

Günümüzde Osmanlıcayı mecburi bir ders yapmak, anlamsız bir hamle, karşılıksız bir emek olarak kalacaktır. Ortaöğretim öğrencilerine seçmeli ders seçeneği sunulmuştur. Bu seçenek belki daha işlevsel hale getirilip öğrencilerin bu dersi seçmeleri özendirilebilir; ancak bu dersi verecek öğretmenlerin de alanına vakıf olması kaydıyla bu ders özendirilebilir. Bunun dışında zorlama ile dil öğretmeye kalkmak, yabancı dil öğretiminde bir arpa boyu yol alamayışımız örneğinde olduğu gibi, boşa çabalamak olacaktır. Zira ilkokul 4. sınıftan lise son sınıfa kadar mecburi İngilizce dersi okutmamıza rağmen öğrencilerimizin “yes-no”dan öteye geçemedikleri de ortadadır.

Osmanlıca bugün konuşulmayan bir dil dedik. Bugün geçerliliği olmayan bir dili müfredatlara mecburi ders olarak koymak anlamsız. Osmanlıcadan kasıt, dil değil de Osmanlı Türkçesinin yazıldığı Arap kökenli alfabe ise, bu uygulama yukarıda söylediğimiz gibi sil baştan bir hamleye karşılık gelir. 90 yıllık emek çöpe atılacak demektir. Gerisini siz düşünün artık… 

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum