P.K 546’ya Bırakılan Mektup

5 Mayıs 2019 0 yorum Kitap Eleştiri 373 Görüntüleme

p.k.546-hayati-ozkaya

Posta Kutularına bugünkü nesil pek aşina değildir. Eski yazışma adreslerinde sıkça kullanılan P.K. kısaltması artık yazışma adreslerinde pek kullanılmıyor, çünkü “Posta Kutusu” sanırım işlevini kaybetti. Onun yerine bugün “e-posta” kullanıyoruz. Mektuplarımız, belgelerimiz, faturalarımız artık postanelerdeki posta kutuları yerine “e-posta” hesaplarımıza geliyor. Mektuplar, bayram kartları hayatımızdan çekilince posta kutuları da sosyal hayatımızdaki görevlerini tamamlamış oldular. Bugün için posta kutusu kullanan dernek, kurum, kuruluş var mı bilmiyorum ama posta kutusu bir çağın özlemlerinin, heyecanlarının, kederlerinin saklandığı sanal olmayan, elle tutulabilir, içi sahiden açılıp kapatılabilir kutularıydı.

Yazıya bu girişin ardından bir “posta kutusu” özlemi ve övgüsü yazısı ile karşı karşıya olduğunuzu düşünmüş olabilirsiniz. Evet mevzumuz posta kutusu ancak kıymetli yazarımız Mehmet Hayati Özkaya’nın kaleme aldığı “P.K. 546”[1] adlı kitabın başlığı olan posta kutusu. Kitaba adını veren P.K. 546 1973’te açılan Adana Kültür Derneğinin[2] posta kutusu numarasıdır. Yazar, bir dernek olmaktan çok öte anlamlar taşıyan Adana Kültür Derneği için verilen “P.K. 546”yı kitabın adı olarak seçmiş.

Bu kitap, okuyucuya postalanmış özel bir mektuptur. Yazar kitabı yazma amacını belirttiği önsözde şöyle diyor:[3]

“Hafızalardan silinmemesi için kaleme aldığım bu kitabı yazarken bazen çok mutlu ve huzurlu bazen karmakarışık bir haldeydim. Çünkü geçmişi bir film seyreder gibi zamanın perdesinde seyrettim. Seyrettim ve gördüklerimin, yaşadıklarımın veya yaşadıklarımızın değerli ve önemli bir kısmını PK 546’ya gönderdim.

Şimdi ya da birazdan bu ‘posta kutusu’nun kapağını usulca açarak adınıza postalanmış bu mektubu alıp okurken ‘memleket meselesi’ deyip bir kutlu sefere çıkanların yaktığı ateşi ve bu ateşi söndürmemek için canla başla uğraşan fedakâr insanları hatırlayacak, hatta bu uğurda ‘batan güneşler’ gibi serden geçenleri yâd edeceksiniz.”

Biz de adımıza gönderilmiş bu mektubu açıp okuduk. En sonda söyleyeceğimizi en başta söyleyelim: M. Hayati Özkaya iyi ki bu mektubu yazmış ve iyi ki bizler bu mektubu okumuşuz. P.K. 546, odağında Özkaya ailesinin ve Adana Kültür Derneğinin olduğu bir grup idealist, inançlı ülkücü, milliyetçinin öyküsüdür. Öyküsü dedikse, bunu bir kurmaca metin olarak algılamamanızı rica ederim. Zira okuduklarınız bir kurguyu çağrıştırabilir ancak kitabın konusu, kişileri, mekânları, olayları tamamen gerçek. Necdet, Yavuz, Oğuz ve M. Hayati Özkaya kardeşlerin Adana’da özellikle 70’li yıllarda Adana Kültür Derneği etrafında kenetlenen diğer arkadaşları ve ağabeyleri ile verdikleri mücadele, yaşadıkları olaylar belgeler, fotoğraf ve mektuplarla desteklenerek anlatılıyor bu kitapta.

Necdet Özkaya’nın[4] öğretmen olarak Adana’ya tayininin çıkmasıyla başlamıştır her şey. Necdet Hoca, hem kardeşlerine ağabeylik hem, öğrencilerine hocalık, hem de Adana’daki Türkçülere önderlik etmiştir. Ülkücü hareketin Adana’da kök salmasında, gelişip dal budak salmasında onun ve başkanı olduğu Adana Kültür Derneğinin emekleri çoktur. Necdet Hoca’nın 1975’te Ankara’ya gitmesiyle dernek faaliyetlerine devam etme kararı alır. Oğuz Özkaya’nın da içinde olduğu dernek yönetimi eğitim ağırlıklı çalışmalarını sürdürür. Adana Kültür Derneği, adı gibi Adana’da kısıtlı imkânlarla çevresine bir kültür şulesi yakmayı başarır, Adana’ya il dışından okumak için gelen gençlerin yuvası haline dönüşür. Adana Kültür Derneği’nin bu aktif faaliyetleri diğer milliyetçi vakıf ya da derneklerce sabote edilmek, hatta Dernek kapatılmak istenir. -Buna benzer iç çekişmelere günümüzde de şahit olmak mümkün- Türlü olumsuzluklara rağmen idealist bir nesil, bu derneğin faaliyetlerini 80 darbesine kadar sürdürür.

Kitapta dernek asıl mekân olarak göze çarpıyor. Dernekteki sohbetler, derneğin iç mekân tasviri gerek yazarın anlatımıyla gerekse o dönemin tanıklarının mektuplarında tekrarlanmaktadır. Abdi Savaş’ın mektubundan Adana Kültür Derneğinin tasvirini alıntılayalım:[5]

“Salon; ortasında çapı üç metreden geniş bir kütük, üzerinde hasırdan örme üstlük (Hep merak etmişimdir. O kütüğü oraya hangi babayiğit çıkardı.)… Üç duvarı sedirle çevrili, sedirlerin üzerindeki duvar yastıkları dolgulu. O zamanlar şark odası kelimesi icat edilmemişti ama o salon tam bir şark odasıydı. İnsana huzur ve güven veriyordu. Duvarda aslı duran iki tane resim vardı. Biri Yavuz Sultan Selim’in Mısır Seferi’ni tasvir eden resim, diğeri ise bir lale resmiydi.”

Şair Mehmet Ali Kalkan’ın Adana Kültür Derneği ve Dernek şahsiyetleri için yazdığı şiir de kitapta yer alıyor. O dönemin tanıklarından ve Derneğin müdavimlerinden olan Kalkan, 26 dörtlük uzunluğundaki “Unutulmaz” şiirinin sonunda şöyle diyor:

“Gönüller ülkü evi

Hepsi birer serhat beği

Adana Kültür Derneği

Unutulmaz, unutulmaz…”[6]

 

Yazar, eserinde birçok kişi, olay ve mekâna temas ediyor. Kitabın okuyucuda en derin iz bıraktığı bölüm yazarın ağabeyleri Oğuz ve Yavuz Özkaya’nın vuruluşunu, Yavuz Özkaya’nın 12 Ocak 1979’da şehit edilişini anlattığı kitabın ilk bölümü olsa gerektir. Yazar, şüphesiz ki kendisinde ve ailesinin diğer fertlerinde derin izler bırakan menfur saldırıyla başlıyor kitabına: “12 Ocak 1979/Adana Sabahtan Akşama Kadar…” Bu bölümde yazarın teyzesinin oğlunun da bir iki hafta önce şehit edildiğini öğreniyoruz.[7] Yavuz Özkaya’nın şehit edildiği hain saldırıda, yazarın diğer ağabeyi Oğuz Özkaya da yaralanmış bir gözünü kaybetmiştir. Necdet Özkaya da acı haberi alır almaz Ankara’dan Adana’ya döner. Bu bölümden sonra Necdet Özkaya’nın hikayesine geçilerek geçmişe, ailenin Adana’ya gelişine, babaları Ükkaşe Özkaya’ya dönülür.

Kitapta bahsi sık geçen isimlerden biri de Terzi İsmet Usta. Adana Kültür Derneği üyelerinin ikinci uğrak yeridir İsmet Usta’nın dükkânı. Babacan, gönül eri bir adam, bir esnaf bir dosttur Terzi İsmet Usta. Erol Cihangir’in mektubundan İsmet Usta ile ilgili bir bölüm verelim: “Terzi İsmet Usta, dünyanın en uzun terzisi olması yanında, her müşteriye verdiği kitabı prova için geldiğinde kendisine mutlaka okuyup anlatmasını şart koşan (okumadığı taktirde provayı erteleyip, gardaş oku da öyle gel diye yolcu eden), envai çeşit delini, divanenin garip gurabanın, akla hayale gelmedik dilencilerin, bir o kadar değişik tip ve karakterde çok renkli insan profilinin dostu, ağabeyi, akıl hocası İsmet Usta.”[8]

Eserde dikkat çeken bir diğer husus, yazarın yaşanmışlıkları başkalarının tanıklıklarıyla da aktarması. Ağabeyi Necdet, Oğuz Özkaya’nın, Erol Cihangir ve Abdi Savaş gibi dostlarının mektupları, dönemin MHP il başkanı Faruk Akkülah’ın radyo konuşması ve başka dostlarının ağzından aktarılanlar, başka eser ve sanal mecralardan yapılan alıntılar o döneme başka gözlerle de bakmamıza imkân veriyor. Yazar, kitabında bazı mektupların uzun olmasına rağmen tamamına yer vermeyi ihmal etmiyor. Henüz yirmili yaşlarında gençlerin birbirlerine yazdıkları mektupları okuyunca, bugünün gençlerinin duygularını ifadede ne kadar yetersiz olduklarını daha iyi görebiliyoruz. Edebi birer mektup havasındaki bu yazılar, o neslin fikirde ve mücadelede kat ettikleri mesafeyi belagat ve ifadede de kat ettiklerini gösteriyor bize.

Mehmet Hayati Özkaya, kendisinin, ağabeylerinin ve dahası 1970-1980 kuşağının hikayesini anlatıyor “P.K. 546”da. Akıcı üslubu, başarılı betimleme ve cümle kuruluşlarıyla iyi bir iş çıkarmış bu kitapta. Kaybolup gitmesine gönlü razı olmadığı bir neslin hikayesine yakışır bir eser meydana getirmiş.

P.K 546 Fedakâr, cefakâr, azimli, samimi bir neslin hikâyesi. Özkayaların hikâyesi bu topraklardaki nice Yavuz’un Oğuz’un varlık hikâyesidir. Ne diyordu Arif Nihat Asya:

“Yoksa şu yaprakta Yavuz

Yoksa Şu sayfada Oğuz

Biz de yoğuz, biz de yoğuz.”

[1] Mehmet Hayati Özkaya, P.K. 546, Ötüken Neşriyat Yay. İst. 2018, 198 s.
[2] Adana Kültür Derneği ile ilgili detaylı bilgiyi P.K. 546’da bulabileceğiniz gibi http://adanakulturdernegi.org sitesinde de bulabilirsiniz.
[3] a.g.e. s. 15
[4] Necdet Özkaya (1940-2017) Özkaya kardeşlerin en büyüğü. İstanbul Eğitim Enstitüsünden mezun olduktan sonra Adana’da göreve başlar. Nihal Atsız’ın etkisiyle Türkçüler Derneği Adana Şubesini açar. ( Bu dernek daha sonra Adana Kültür Derneği adını alır) 1975-2005 yılları arasında Milli Eğitim Bakanlığı Merkez teşkilatında çeşitli görevlerde bulunur.
[5] a.g.e. s. 168
[6] a.g.e. s. 184
[7] Yazarın teyzesinin oğlu Ahmet Serdar Tanrıtanır 16 yaşında 25 Aralık 1978’de şehit edilmiştir.
[8] a.g.e. s. 188

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum