UKDE

26 Şubat 2019 0 yorum Denemeler-Makaleler 321 Görüntüleme

3d-duvar-ka-d-zel-3d-duvar-resimleri-B-y-k-eski-buharl-tren-sanayi-devrimiUKDE

 

İnsanların neden bu kadar acımasız olduğunu düşünmüşümdür hep. Aslında acımasızlığın bir sınırı da yoktur onlar için. Hiç güneşe bakmamış, bir çocuğun başını okşamamış, hiç ana ya da baba olmamış gibi acımasızlar. Hiç çocuk olmamış yahut hiçbir zaman uçurtma uçurmamış, bir kiraz ağacına tırmanıp kiraz yememiş ya da bir arkadaşları olmamış gibi acımasızlar. ‘’Ne zaman bir insan merhametini kaybeder acıma duygusu da onunla birlikte yok olup gider.’’  der babaannem. Merhamet insani bir duygudur sadece insanlarda bulunan. On bir yaşında, silgi kokularına tercih etmek zorunda kalmıştım annemi. Bu benim ilk ayrılığım, ilk yürek acım, ilk özlemimdi. Aslında bir tercihten ziyade bir mecburiyetti. Okulun bahçesinde, annemden ayrılırken bu dünyanın ne kadar acımasız bir yer olduğunu o gün anlamıştım. Annemin gözlerindeki çaresizlik, beni defalarca öpüşü, sinesine sarışı dün gibi aklımda… Çevremdeki herkes bana biraz yabancı, o güne kadar tanığı olduğum dünyadan apayrı insanlardı. Kendimi oraya ait hissetmiyor, beni buraya bıraktığı için içten içe babama öfke duyuyordum. Hüznüme, öfkeme, özlemime yatılı okulun soğuk ve kimsesiz duvarları şahitti. Uzun bir süre kimseyle konuşmamıştım. Ağlamak nedir, ağlayamamak ne demektir orada öğrenmiştim. Birçok şeyi orada öğrendiğim gibi… Kitaplar ve mavi kaplı günlüğüm en büyük sığınağımdı. Çocukken okumaktan çok yazmayı severdim. Derste, dersten sonra, etütte, gece, yemekhanede ne vakit yazma ihtiyacı duysam mekân sınırlamadan yazardım. Yazmak bunca kalabalık arasında hür ve mutlu hissettiriyordu bana kendimi. Hala saklarım o defterleri arada okur o günleri hatırlar tuhaf bir acı duyarım.

Sabahattin Ali’nin Ayran adlı hikâyesini okurken de aynı acıyı hissettim yüreğimde. Boğazımda bir düğüm gibi… Hasan’ın ayağına güğümün her çarpışında ben suratımda bir tokat gibi hissettim o acıyı. Köyün karanlık yollarında tek başına yürüdüğünde onun yanında buldum kendimi. Gözlerindeki ürkekliğe, ellerinin ve yüzünün soğuktan morarmasına aldırış etmeden gecenin en karasına doğru yürüyüşüne, kardeşlerine koşuşuna onunla birlikte tanık oldum.

Çocukluğumda, babaannemle, Zonguldak’a giderdik. Trene her binişimde büyük bir mutluluk hissederdim. Dağların doruklarını görme telaşı içinde gözlerimi camdan ayıramazdım. Tabii mavi kaplı günlüğümü de. İstasyonların birinde bir çocukla tanışmıştım. Adı Ömer’di. Yüzünde çilleri olan, kahverengi bir ceket giymiş, üstü başı perişan bir çocuktu. O kısa süreli sohbetimizi hiç unutamam. Yüzündeki o masum o utangaç ifadeyi de. Sanıyorum o zamanlar aynı yaşlarda idik. Ömer de tıpkı Hasan gibi elma satıyordu. Hasan’ı hayal ederken Ömer belirdi birden gözümde. Geçmişi anımsattı. Unutulmuş bir anının yeniden canlanmasını sağladı. Kim bilir Ömer’in hüznü neydi? O kimlere bakmak için elma satıyordu.

Hasan’ın yalnızlığı adeta yatılı okulun ilk yıllarındaki yalnızlığımdı. Annesinden ayrı kalışı onu haftada bir kez görüşü iki kardeşine bakmak zorunda oluşu tıpkı kardeşimle adını bile bilmediğimiz bir yerde annemizden ayrı kalışımız ile aynı idi. Tek fark o ayran satıyordu biz geleceğimiz için kalemlerin peşinden koşuyorduk… Hasan’ın okumayışı ailesine bakmak zorunda oluşu ise ayrı bir ukde bıraktı içimde. Zaten bir insanın okuyamayışı her zaman derin bir üzüntü duymama neden olmuştur. Hayatın en acımasız yönlerinden bir budur bence. Memeleri her yıl biraz daha kuruyan keçisinden sağdığı sütle yoğurt yapan, sonra onu ayran haline çeviren Hasan ne büyük bir mücadelenin sahibiydi. En büyük korkusu ise annesinin yeniden karnında bir yük ile eve gelip, kendi başına doğurması ve Hasan’ın ona da bakmak zorunda kalmasıydı. Yazları eve ekmek getiriyor fakat kışları çoğu zaman getiremiyor olması; çaresiz kaldığım, çoğu zaman soğuktan uyuyamadığım kış gecelerini anımsattı. Hele ki o gün sattığı iki maşrapa ayranın parasını alamadan eve ekmeksiz döndüğü gece bitmek bilmeyen çamurlu yollarda, yakınlara inen kurt sesleri arasında Hasan’ın çaresiz ‘’Ana…Ana!’’ diye mırıldanmaları… Hasan’ı bekleyen iki küçük kardeşi! Hayat bu kadar acımasız olmamalıydı!

Hikâye bittiğinde gözyaşlarımın daha da derin aktığını bitmek bilmeyen bir acı ile ağladığımı duyumsadım. Nasıl bu kadar muazzam yazılabilirdi bir hikâye? Ben Hasan’ı, acısını, öfkesini içimde yaşadım. ‘’Ana..’’ deyişi hala kulaklarımda.

 

Türkan Çalman

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum