ELEŞTİRİ ÖLÜRKEN

12 Mayıs 2017 0 yorum Denemeler-Makaleler 518 Görüntüleme

pexels-photo-24289

Nereye dönsem, yüzümde hüznün ayarsızlığı. Sevginin, sevincin bilendiği saatler var; hem gecenin ulandığı hem günün dolandığı saatler… Bunları görmezden gelerek hayatın nereye varacağını kestirmek istemeyişimiz bundan. Yaş bir şekilde çoğalmasını sürdürüyor; lakin hayaller, aynı çoğalmayı gerçekleştiremiyor. Gelecekle olan alışverişi, geçmişle olduğu gibi, iyice kesmeye başlamak, hayra alamet olmamalı.

Burada durmak lazım. “Niçin böyle oluyor?” sorusunu da sormak elbette. ‘Niçin oluyor’ da eskiyi alkışlamaktan yeniyi yaşamaya vakit bulamıyoruz? Muhafazakârlık takıntımız mı bu? Kuşkusuz bunun etkisi de vardır, ama eleştiri yok ortada. Eleştiri ölüyor. Hızlı bir üreme ve teknolojik kabarma, konuşmaya fırsat vermeden bir yenisini, bir yenisini ortaya sürüyor. Arif olmayan akılların geleceği düşünmeksizin ürettikleri nesneler, hızla iz kaybettirmeyi ve zararını hissettirmeden damara şırınga etmeyi başarıyor. Tüketen insan, reklâmı en iyi eleştiri kabul ediyor. Kim reklâmını yapıyorsa, iyi; kim yapmıyorsa, kötü!

Eleştiri ne için yapılmalı? Bu konu muallâkta duruyor. Olması gerekeni mi belirtmeli, olanın güzelliğini mi? Üretimin hızı, olması gerekeni araştırmaya ve incelemeye fırsat vermiyor, bu yolla yapılacak eleştiriyi de engelliyor. Eleştiri de olması gerekeni değil, olanın güzelliği gibi bir sığlığın içinde boğuluyor. Kitap eleştirisi, sinema eleştirisi… dost ahbap işi olarak yapılıyor; kısa, tatsız, reklamsı eleştiri kılığında sunuluyor. Ne kadar okuyanı olur bu tür yazıların önemli değil. Gaye, okunması da değil zaten. Nihayetinde bir tür reklam bu. Dost acı söylerse, dost olmaktan çıkar; tatlı söylerse, yağcılık olur. Ya ortaya karışık bir şey sunulur, ya da “söz gümüşse sükût altın” meselince susmak en iyisi deyip âlem seyran edilir.

Besbelli iyice körelmiş bir sanat düşkünü gibi, bütün bohem tavırları alkışlıyoruz. “Sen çok güzel yazıyorsun Bay Falan Filan, bugünkü yazın pek dokunaklıydı” gibi yaklaşımlar sergiliyoruz. Ne şişten ne de kebaptan vazgeçmek gibi bir niyetle belki bütün bunlar. Bense şişi de kebabı da hâlâ umursayamadığımdan olsa gerek yakıcı sözler söylüyorum böyle ulu orta. Güzel yazıların eskisi kadar çok yazılmadığını söylemek umutsuzluk olur, diye vazgeçiyorum. Ne yalan söyleyeyim, ilk eserlerini aşkla okuduğum yazarların birçoğunu artık okuyamıyorum. Yeni yazdıklarında bir yenilik yok çünkü. Eskiyi ısıtarak önümüze sürüyorlar sanki. Yazarın tembelliği hiç çekilmiyor. Evet, iyi niyetle bu eskiyi ısıtma işini ticari görmek yerine, tembellik olarak algılıyorum.

Söz üretiminin hızında da hormon var. Yani birçok edebiyat ürünü şimdilerde hormonla üretiliyor ki gösterişliler ama tatları yok. İşin açıkçası son çıkan çoğu kitabın tadını da bulamıyorum. Bazen şiir kitaplarını roman, romanları deneme, denemeleri şiir gibi okuduğum oluyor; oluyor ya, benzerlik gösterdikleri türün de tadını veremiyorlar.

Böyle bir piyasaya doğal ürünler vermek sağlıklı bir yaklaşım mı? Bu soruyu düşünmek lâzım. Belki olması gerekenler oluyor, biz yaşlanmanın verdiği huzursuzlukla sarf ediyoruz bu sözleri… Lakin bazı hakikatler aleni ortada, söz söylemeye bile gerek yok! Dostluk görülmeyecek hatta düşmanlık sanılacak yaptığımız ya, biz dostluğa hürmetle acı acı konuşalım yine de.

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum