TÜKETEN VE TÜKENEN TÜRK GENÇLİĞİ

10 Nisan 2010 0 yorum Denemeler-Makaleler 365 Görüntüleme

“Bütün ümidim gençliktedir!” diyordu Atatürk. Çanakkale’de 15 yaşında 18 yaşında yüzlerce binlerce gencin yan yana koyun koyuna yattığını görmüş ve Türk gencinin milletinden aldığı asaletle bir çok zorluğun üstesinden gelebileceğine yürekten inanmıştı. Milletin en zor anlarında genç vatan evlatları, hayatlarının baharında en zor vazifelere atılmışlar ve teklif beklemeden görevlerini yapmışlardır. İstiklâl için istikbâl kaygısı gütmeden cepheden cepheye savrulmuş ve böylelikle biz bir nesli Yemen’de, Galiçya’da, Trablusgarp’da Çanakkale’de, Kafkasya’da yo etmiştik. İkbâl, istiklâlden daha önemli değildir onlar için. Can bir emanetti ve vatan için bu emanet seve seve verilebilirdi.

Atatürk’ün Sivas Kongresi’ni gerçekleştirdiği yıllarda manda ve himaye fikri sıkça tartışılıyor, hatta memleketin önde gelen fikir adamları bile manda fikrine sıcak bakıyordu. İstanbul’da askeri tıp öğrencisi iken arkadaşları tarafından Sivas’a gönderilen Tıbbiyeli Hikmet, Sivas Kongresinde söz almış ve şu ateşten sözleri söylemişti: “Paşam, mensubu bulunduğum Tıbbiyeliler beni buraya istiklâl davamızı başarmak yolundaki mesaiye katılmak üzere gönderdiler. Mandayı kabul edemem. Eğer kabul edecek olan varsa, bunlar her kim olursa olsun şiddetle reddederiz. Farz-ı muhal manda fikrini siz dahi kabul ederseniz, sizi de reddeder, Mustafa Kemal’i vatan kurtarıcı değil vatan batırıcı olarak adlandırır ve sizi tel’in ederiz!…”  Atatürk, bu sözlerden sonra çok duygulanmış ve aynı heyecanla şu karşılığı vermişti: “Arkadaşlar gençliğe bakın! Türk milleti bünyesindeki asil kanın ifadesine dikkat edin. Evlat, müsterih ol. Gençlikle iftihar ediyorum ve gençliğe güveniyorum. Biz azınlıkta kalsak dahi mandayı kabul etmeyeceğiz. Parolamız tektir ve değişmez: Ya istiklâl ya ölüm.”

Atatürk, vatan ve bağımsızlık konusunda Türk gencinin tavrına ve gayretine her zaman güvenmiş ve yeri geldikçe bunu vurgulamış, Türk gencine güveninin tam olduğunu belirtmiştir.

            Bugün için Türk gencinin vatan ve kutsal değerler söz konusu olduğunda aynı hassasiyeti göstereceğinden şüphe duymuyoruz. Ancak şunu hiç unutmamalıyız ki, bazı kıymetleri korumak ve sürekliliğini sağlamak, onu kazanmaktan daha zordur. Eğer bir ülke dünyadaki gelişmelere ayak uyduramaz, kendini yenileyemez ve dışa bağımlılığını azaltamazsa varlığını uzun süre devam ettiremez. Çünkü bağımsızlığınızı silahla kazanabilirsiniz ancak bunu sadece silahla koruyamazsınız. Bilimde, teknolojide, ekonomide, sanatta ve toplumsal hayatta ilerleme kaydedemedikçe dışa bağımlısınız demektir. Bu bağımlılık belki ilk zamanlar fark edilemeyebilir ya da zararlı olmayabilir. Ancak dünyadaki hızlı gelişmeye ayak uyduramadığınız her geçen gün, ekonomisi güçlü ülkelere biraz daha bağlanacak; sağlıktan otomotive, savunma sanayiinden tarıma, tekstilden mobilyaya ekonomiyi ayakta tutan bütün sektörlerde dışa bağımlı hale geleceksiniz. İşin daha da vahimi, üretmeden tüketen bir toplum haline gelecek ya da getirileceksiniz. Halk, hazıra alıştırıldığı için durumdan rahatsızlık duymayacak, üreterek ekonomisine katkı sağlamak yerine daha çok bencilleşecek ve sadece tüketmeye endeksli bir yaşam sürdürecektir.

            Yukarıdaki açıklamayı yapmamdaki sebep Türk gencinin de giderek sadece tüketmeye dayalı bir yaşam biçimini seçmeye başlamış olmasıdır. Türk genci bu yaşam biçimini seçti mi yoksa Türk gencine bu yaşam biçimi dayatıldı mı burası tartışılır belki, ama su götürmez bir gerçek varsa o da gençliğimizin artık günübirlik yaşama alışmış olmasıdır. Düşünmeyen, sorgulamayan, araştırmayan, okumayan bir nesil yetişiyor desem acaba abartmış olur muyum? Ülkesi ve dünyadaki gelişmelere yabancı,  gelecek kaygısı taşımayan bir gençlik tablosu çıkmaya başladı karşımıza. Bu durumun birçok sebebi var aslında. Gençliği ele alırken, gençliği sadece tüketen bir kesim haline getiren sebepleri de görmek gerekiyor. Öncelikle hayatımızın  her alanına hatta en özelimize bile giren teknolojiye değinmek gerekiyor. Çünkü, teknoloji hayatımızı öyle kolaylaştırdı ki, ister istemez bazı şeyleri değersizleştirdi. Mesela emeği değersizleştirirken kolaycılığı, her şeyi çabuk elde etmeyi kolaylaştırdı. Haliyle genç, kimilerinin günlerce uğraştığı araştırma, bilgi ve belgelere bir tuşla ulaşabiliyor ve bilgiye, araştırmaya gereken  önemi vermiyor.

            Teknolojinin gençlerin üzerinde bıraktığı olumsuz etkilerden birisi de; onların dikkatini fazlasıyla çekebilecek, onları saatlerce oyalayabilecek tür ve farklılıkta olmasıdır. Bilgisayar, cep telefonu, çeşitli elektronik aletler, sanal oyunlar vb… Genç, bunlarla o kadar iç içe olmuş ki, temel ihtiyaçlarının haricinde kalan vaktinin büyük bir kısmını bunlara ayırmaktadır. Ders çalışma bahanesiyle saatlerce bilgisayarda oyun oynayan genç örneği sıklıkla karşımıza çıkmaktadır.

            Gençlerin tüketime dayalı bir yaşam tarzı benimsemelerinde bir diğer önemli etken de televizyon (Televizyon, aslında sadece gençlerin değil bütün kesimleri olumsuz etkileyen önemli bir faktördür). Çocukların ve gençlerin ruhî ve fikrî gelişimini olumsuz etkileyebilecek program ve yapımlara, ekonomik çıkarların gereği ağırlık verilmesi, gençlerin düşünce dünyalarını geliştirebilecek; onları bilime, sanata yönlendirebilecek programlar yerine, gençlerin en zayıf yanlarına hitap eden programlar tertip edilmesi daha doğrusu TV kanal sahiplerinin gençler üzerinden ucuz ve zahmetsizce kazanç elde etmeye çalışmaları gençliğimizi maalesef olumsuz etkilemektedir. Gençlerin olumsuz davranış sergilemesinde rolü olan bu tür özensiz, seviyesiz program ve yapımlar, sadece gençlerin psikolojik ve sosyal açıdan değil toplumun bütün kesimlerinde yıkıma sebep olmaktadır.

            Gençlerin bilinçsizce tüketirken tükenen bir kesim olmasında etkili olan başka bir husus da çevredir. Çevre faktörünün içine aileyi, arkadaş ortamını, okulu ve değişik ortamları dahil etmek mümkündür. Olduğundan farklı görünme çabası, lüks giyinme hırsı, sadece haz ve zevke dayalı yaşama arzusu bugünkü gençliği tutsağı etmiş durumdadır. Bunun yanında alkol, sigara, uyuşturucu gibi zararlı alışkanlıkları da eklerseniz gençliğin tükenişindeki sebepleri daha net görebilirsiniz. Maddi hazzın doruğuna ulaşan gençlerin, manevi yönden büyük bir boşluğa düştükleri, kendi kurdukları dünyanın derinliklerinde kayboldukları ve yavaş yavaş tükendikleri görülmektedir.

            Sebep ne olursa olsun, gençliğin tükenişi bir milletin tükenişidir. Eğer bir millet geleceğini teslim edeceği nesilleri iyi yetiştiremezse kendi sonunu kendisi hazırlıyor demektir. “Biz gençken böyle miydik ya?” serzenişlerinin hiçbir soruna çözüm olmayacağını anlamalı ve gençliği içine düştüğü bu çıkmazdan kurtarmalıyız. Her şeyden önce kendilerine güven duymalarını sağlamalıyız. “Hiçbir şeyini eksik etmiyorum, yediği önünde yemediği ardında, daha ne yapayım?” gibi ifadelerin ardına sığınıp sorumluluğumuzdan kaçamayız. İnsanlar hatalarıyla olgunlaşırlar. Maksat onların hatalarını övmek değil, hatalarına vurgu yapıp kendi hatalarını kendilerinin anlamasını sağlamak olmalıdır. Her şeyden önce enerjilerini ve yaşlarının getirdiği dinamikliği en iyi şekilde değerlendirmelerini sağlamalıyız. “Bırakalım gençliğini yaşasın!” sözleriyle onları her türlü  kötülüğün, yanlışlığın içine ittiğimizi anlamalıyız. Bir insan kitap okurken de, araştırma yaparken de yahut bir şey üretirken de gençliğini yaşayabilir. Bir insanın gençliğini yaşaması niçin amaçsızca gezip dolaşması, sınırsızca harcayıp eğlenmesi olsun ki?

            Eğer gençlik büyük bir tükenmişliğin içine düşmüşse, bunda en büyük pay kendini olgun gören yetişkinlerindir. Yanlışı öven, doğruyu küçük gören anlayışın neticesinde bir nesil gerçekten mahvolmak üzeredir. Atatürk’ün işaret ettiği, güvendiği gençlik bu değildir. En büyük değerlerimizi emanet edeceğimiz gençler de bahsettiğimiz bu gençlik olamaz. Öyleyse önce yetişkinlere büyük görevler düşmektedir. Gençleri düşünmeye, okumaya, araştırmaya nihayetinde üretmeye yönlendirecek ortamı hazırlamak yetişkinlerin görevidir. Millî ve manevî değerlerden yoksun, ecdâdına saygısı olmayan, kendisinin ve ülkesinin geleceği için kaygı taşımayan, sorumluluk bilincinden uzak bir gençlik istemiyorsak; yetişkinler olarak kendimize yakışan olgunlukta davranmalı, önce bizler sorumluluk duygusu içinde hareket etmeliyiz.

            Biz şunu çok iyi biliyoruz ki, günümüz gençliğinin içinde de Tıbbiyeli Hikmetler mevcuttur. Onlara hatırlatmamız gereken birer Türk genci oldukları ve muhtaç oldukları kuvvetin damarlarındaki asil kanda mevcut  olduğudur. 

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum