ERDEMİN YAZI(K)LANMASI

7 Nisan 2017 0 yorum Denemeler-Makaleler 736 Görüntüleme

A photo by frank mckenna. unsplash.com/photos/OD9EOzfSOh0Yaşamak, işgal ettiği ömrü, bütün sıradanlığı ile yönlendirmeye devam ederken, kendini unutan insan oynadığı çermen çeşit oyunla oyalanıyor. Sıradanlık, günü kotarma, zamanı doldurma etkinliğinin diğer adı olmuştur. Bütün soylu erdemleri askıya aldırılan ruh, basit uğraşlarla tatmin olma yoluna zorlanmış; sıradanlığın kahramanlığın yerini alması için popüler yaklaşımlar alkışlanır hale gelmiştir. Bu durum, kayıp bir kahramanlıkla beraber yapay bir kahramanlığı da görünür hale getirmeye başlamıştır.

Hayatı dinginleştiren, erdemdir. Ruh kendine bir hedef seçer ve yürüyüşe kalkarsa soylu yanı görülür. Yola düşen güneşten nasibini alır, dolunaya da eş olur. Evvel zamanda yola özenenler ve yola düşene imrenenler vardı… Lakin kişioğlu, her türlü erdemi kucaklamaktan uzaklaşmıştır. Ne o, ne bu! Bütün erdemlere sırt çevirip kendi kabuğunu sonradan görme bir iştahla izlemeye başlamıştır. Bu, tembelliğin ayakta karşılanmasıdır. Kişioğlu düştüğü bu hal içerisinde, kendini çok nadir bulacak ve duyacaktır; iyice sıradanlaşacaktır.

Sıradanlığın en tehlikelisi böbürlenmedir. Böbürlenme ruha bulaştı mı, iflah olmaz artık. Bu duygunun dürtüsüyle kişi, aynalara aldanır. Kendini ışığın aynaya bahşettiği suretle özdeşleştirir. O görüngünün yörüngesine girer. En koyu kıvamıyla böbürlenme dolduruverir gönlü. Bencillik (hodperestlik, mağrurluk) marazı, yakaları kavrar. Bu hastalık, bünyeden kolay atılmaz; sürekli nükseder. Bir şey yapmak yerine yapılanları beğenmemek, kendini boşa alma ve araziye uyma gayreti içerisine girmek, bu yollu çabalara kalkışmak… bu marazi durumun korkunç derecede ileri bir safhaya ulaştığının göstergesidir. “Ben onun yerinde olsam…” tiratlarıyla başlayan nutuklar atılır yer yer.  Elbette kimsenin kendi yerinde olmaması için de hiçbir şey yapmaz.

Okuma eylemini yavaşlatma, bütün ayıplamalara rağmen varıp alelade bir hayata sarılma, eleştirileri sırıtan bir yüzle karşılama… Bütün bunlar asaletini yitirmiş ruhun geriye kalan cılız soyluluğunu da sızlatır. Cezaevi sayılacak bu kulvarda, müebbet bir tutuklu olmak ne dayanılmaz acıdır oysa soylu ruhlar için. Çünkü bu vaziyet; hayallere yıldızkıran, ümitlere dalgakıran olur. Buna karşın tembellik nöbeti, dünya boşluğu… “Ne sözün ne de gözün ehemmiyeti var” gibi kafiyeli özlü sözler söyleyecek halete bürünür ruh haytalaşınca. Öte yandan ruh, bu durumu rindanelik kefesine ekleme çabası içine girerse; değme keyfine dünyanın…

Yarın, eskisi kadar güvenli değil. Özellikle söz bırakmak için, hiçbir güvenlik önlemi yok. Yarının insanına, bugününkine olduğu gibi, söylenecek ne olabilir bu karmaşada? Yazmak, yaşamanın gerisinden geldiği günden beri kan kaybında… O kadar çok bilgi, o kadar çok kitap hayatın gerisinde ki yazdıklarına pişman olmamak için kişi kendi yazısını tekrar tekrar okumalı…

Bu kadar çok bilgiyi aktarma isteği, alacaklı bulamama korkusuyla karşı karşıya gelmiştir. Bu da haytalığa niyetlenenlerin ekmeğine yağ sürecektir. Çünkü kişioğlunun ruhu, bu karmaşada, boş vermeyi erdem gibi karşıladığı sürece bencillik marazından kurtulamayacak, sıradanlık, silikleştirdiği suretleri kitleleştirmekten öteye götüremeyecektir.

Şükür ki kurtuluş yine kahramanlığa niyetlenmekte… Kahramanlıksa binlerce kitap sayfalarında, kılıçtan keskin bir kalemin ucunda bizi beklemektedir. Öyleyse kahramanlığa niyetlenip okuma ve yazmanın kıyısına yerleşmek lazım!

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum