Karanlık

13 Şubat 2017 0 yorum Hüseyin Nihal Atsız , Türk Edebiyatı 485 Görüntüleme

Türk edebiyatının önemli şahsiyetlerinden Türkolog, yazar, şâir ve fikir adamı Hüseyin Nihâl ATSIZ’ın, Karanlık adlı şiirinin hikayesidir.

Yıl 1945 bir Nisan günü, sahafcıdan içeri 35 – 40 yaşlarında fakat hala dinç ve diri görünen bir adam elinde kitapları ile girdi. Yıllara meydan okurcasına bir ömür ve yüzünde belli belirsiz bir tebessüm, yürüyüşünde ve konuşmasında ayrı duruşunda ayrı bir asâlet vardı.
Elinde ki kitapları bıraktı masanın üzerine, uzun uzun daldıktan sonra sahafcıya döndü yüzünde mağrur bir eda, saçının perçemi sağ yanında. Hep dalgındı bu aralar, belki çok sevdiği kitaplarından ayrılacağı için belki de başka birşeyden. Huy edinmiş vedalaşıyor gibiydi. Uzaklara dalıp gittiğinin farkında mıydı bilinmez.
Birkaç gündür evinde çalışma masası üzerinde durmakta olan kağıda da gözü dalıyor başka birşey oluyor o kağıdı unutuyordu, nasıl unutmasın. Yaşadıklarını başka biri yaşasa belki bu kadar güçlü kalamazdı. O hep dimdikti.

Kitapları bırakmış evine henüz dönmüştü ilk iş olarak aklına takılan o kağıdın yanına doğru ilerledi, buruşturulup bırakılan kağıdı eline aldı, açtı ve okudu:

Son ışık söneli nice zamandır;
Rüyalar! Yeniden önüme düşün!
Yardan ayrı geçen uzun yıllarda,
Hülyası bulunmaz bir anlık düşün…

Devam etmiyor burada bitiyordu,
ancak sonunda bulunan üç nokta devam edeceğine işaretti. Tekrar okuduğunda unuttuğu birşeyi hatırladığını farketti, zihninin karanlık yerinde kalan bir sırdı bu. Hatırlamanın verdiği belli belirsiz sızıyı duydu. Tekrar okumak istedi, yapamadı…

Aylar geçmiş bu durumunda bir düzelme olmamıştı, hala ruhunu saran o belirsizliği atamamıştı üzerinden. Sürekli kitap okuyor bazen tek başına kısa huzur gezintilerine çıkıyordu. Maddi yönden olduğu kadar manevi yönden de sarsılmış, zor duruma düşmüş, düşürülmüştü.
Ama tek bir konuda bile pişmanlık duymuyordu çünkü şerefinden asla taviz vermemişti, şerefin tavizi olmazdı.

Yine bir gece tarih kitapları üzerinde çalışmalar yaptığı sırada üzerini karalamış olduğu kağıt dikkatini çekti, çalışmasnı yarıda bıraktı. Önemli bir konu üzerinde çalışma yapıyordu fakat o kağıdı tekrar görünce yine unutmak istediği bir şeyi hatırladığını farketti. Öyle bir şeydi ki bu, o’ndan başka herşeyi ikinci plana atabiliyordu. Bu sır perdesini açma gereği duyuyor, sürekli beynini kemiren belirsiz sancıyı dindirmek istiyordu, kalemini aldı ve yazmaya başladı;

Yayını kalbime ayzıt asalı,
Başka bir eldenim katı yasalı;
Burda koskoca bir gönül masalı,
Kaybolur içinde bir damla yaşın.

Durmadı devam etti bu hissin nedenini bu gece açıklayacak ve ruhunu saran o sızıyı bir nebzede olsa dindirecekti…

Aşk için verince bu kadar emek,
Varlıktan sıyrılıp ruh olmak gerek.
Ey zaman, ey dünya! Geri gelmemek;
Üzere sizlerde benimle koşun!

Tarihler 21 Ekim 1945’i gösteriyor saat sabahın ilk saatleriydi. Daha fazla devam etmeyecekti. Bir çok şiir yazmıştı bu defa kısa ama çok sancılı olmuştu.

Evet bu şiirinde her şiirde olduğu gibi bir muhatabı vardı. Onu belki hiç bir zaman bilemeyeceğiz. O bir sırdı çünkü “Karanlık” bir sır, zihninin bir köşesinde kalan, imkansız bir sır. Adını “Karanlık” koymuştu bu sırrın ve hiç bir ışık aydınlatmayacaktı o karanlığı.

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

Nazmi Sancar Yıldırım

Hiç birşey değil, bir garip divâne desinler...

İlginizi Çekebilir

0 yorum