Sınır – Bahaddin Özkişi

18 Kasım 2017 0 yorum Öykü 56 Görüntüleme

SINIR

bahaddin-ozkısı

Tokmağı yüreğim çarparak vurdum. Sıkılı yumruklarım terden yapış yapıştı. Ahşap kapının aralık verdiği yerlerden se­rin ve rutubetli bir hava geliyordu. İçeride, derinden bir konuş­ma belli belirsiz duyulmaktaydı. Ağır hareket eden bir adam, merdivenleri iniyordu. Kalbim sıkışarak, amcam olmalı diye düşündüm. Kapıda; can düşmanımın, on iki yaş muhayyilesinin bütün gücüyle öldürdüğüm, işkence ede ede, yalvarta yalvarta öldürdüğüm amcamın kapısında, korkuyla, kinle bekledim.

Onu görmek ve görmemek, içimde iki ayrı ihtiyaç şeklindeydi. Ama her halin düşünüşü, beni bunaltıyordu. Bece­riksiz bir acele ile, söyleyeceğim kelimeleri, zihnimde bir sıraya sokmaya çalışıyordum. Yaklaşan ayak sesinin temposuy­la, kalbimin atışı sıklaşıyor, sonra duracak gibi oluyordu.

Kapı sessizce açıldı. Bir tilki dikkatiyle amcam, “Ne var?” dedi. Konuşmadım. Rüyada gibiydim. Capcanlı kelime­ler, dudaklarımda kuruyor, sessizleşiyordu. Mâni olamıyordum, göz yaşlarım yanaklarımdan dökülüyordu.

O, gözlerime dikkatle bakmaktaydı. Bana önem verdiğini hissediyordum. Sabırla, beni nefessiz bırakan bir sabırla söyleyeceklerimi bekliyordu. Yengem, “Kimmiş?” dedi. Sesi

uzak ve boğuktu. 0 belli belirsiz homurdandı, sonra “e” dedi. “E, ne var?”

İki senedir içimde beslediğim kin, kinden daha kuvvetli his düzensiz kelimeler olarak dudaklarımdan döküldü. Hıçkırıklarla ve boğuk, “Sınır” dedim. Pervazı tutan ellerinin takallüsüne bakmadan “Sınır” dedim. Sonra; “Seni” dedim, “Seni bir çifteyle vurabilseydim. Saçmalar, delik deşik edecekti vücudunu. İt gibi tepinecektin. Ne debelenecektin bilsen. Saçmaların vücudunu deldiği her noktadan, kan gelecekti. Sen yalvaracaktın. Toprağı avuçlayan ellerin, bu dünyaya sersemce tutunmaya çalışacaklardı. Sen benden güçlü olmana rağmen ayak ucumda, ben silahı bir daha, bir daha patlatacaktım.

Nefes nefese sustum. Ağzım kupkuruydu. Titreyen elle­rimle boğazını gösterdim: “Nah buradan” dedim. “Buradan akan kanlara dayayacaktım dudaklarımı. Sen daha ölmemiş olacaktın. O kadar kolay ölmeni istemiyordum senin.”

“Gözümün içine baka baka, sabanı her devirde biraz daha, biraz daha bizim tarlaya sokuyordun. Bu diyordun, bu çocuk di­yordun. Ahmed’in piçi diyordun yüzüme. Sabanın demiri, her defasında nah buramı sürüyordu. Sen açılan ize, tahıl yerine kin ekiyordun. Bunlar, mevsim beklemeden, adam boyu yükselen ekindi.”

“Sigaranı kalın parmaklarınla sararken, beni gösterirdin yanaşmalara. Aylak, diyordun, adam olmaz hergele, diyordun. Sesinde kinli bir sevinçle, anasını kahpe yapacak, diyordun.”

“Eski sınır taşları tarlanın alt ve üst ucunda artık sizin ta­raflaydı. Her taş parçacığında canlı gibi, bana yalvarır gibi, ka­nımı ateşler gibi bir şey haykırır dururdu. Ben o sıcak yaz gün­lerinde, içimde mâni olamadığım bir titremeyle oturur kalırdım. Ben kahrımdan ağlarken, senin oğulların, asıl o kahpe dölleri, sürülmüş tarladan çıkan taşlan bizim tarafa atarak eğlenirlerdi.”

“Sonra akşam olurdu. İşte o yarı karanlıkta hıçkıra hıçkıra ağlayarak seni öldürmeyi kurardım, önce, nacakla ellerini ko­parmalı derdim; hayâlimde kan oluktan akar gibi akardı. Susuz­luktan çatlamış toprak, hışırtıyla, kanasıya emerdi. Bir deli­kanlı olurdum aklımca, sınırı bir lahzada onarırdım. Uzun otur­maktan yorgun, çaresizliğin kaya ağırlığı göğsümde eve dönerdim. Anamı seccadede, kınalı ellerini duada bulurdum.”

Rengi bembeyazdı amcamın. Beni ne kovabiliyor ne de azarlayabiliyordu. Sonra, “Amca” dedim, taş taşımaktan hışır hışır olmuş ellerimi uzattım, hıçkırıklarım aralık verdikçe “Biz” dedim, “Anamla birlikle, dayımın yanına gideceğiz. Za­rarı yok bizim tarlayı da ek. Ama amca” diye tehdit ederek yal­vardım. “Bugün bir sıra taş dizdiğim sınır yerini bozma.”

(Göç zamanı, s. 28)

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum