Burçe

15 Ekim 2017 6 adet yorum Şiir 192 Görüntüleme

girl-silhouette-in-the-sunset-light-girl-hd-wallpaper-1920x1200-7922

“Gökyüzünün en sevimli,
en parlak eşsiz yıldızına”

Bir Kasım gecesi ruhum da hissettiğim o sızı iliklerime kadar işledi
Adın kulağımda bir sır Burçe
Beklemediğim bir an beklemediğim bir şekilde çıka geldin
Gülüşlerin âh sarıyor her yanımı
Gidemiyorum istesem de
Tutuyorsun hiç bırakmayacakmış gibi
Yıllar geçiyor
Her geçen dakika ömrüme vuruyor, saçlarıma, yüzüme,
Bir çaresiz dert oluyorsun, içimde kalıyorsun,
Bir Kasım gecesi sesin işledi tâ yüreğime,
Bir Kasım gecesi Burçe …
Bilmezdim hiç bu duygunun beni yakacağını
Ecelim misin yaklaştın gizlice?
Bir bakışla hapsettin beni kendine…
Bâdeli aşıklar eşlik ediyor bize,
Uzaklardan, çok uzaklardan bir ozan dokunuyor sazının teline, seni çalıyor…
Sazım sana hasret,
Türküm sana,
Irkım sana hasret Burçe…

Soğuk bir kasım gecesi soluksuz rüya gibiydin hayallerimde,
Ardımda bin atlı ile koşuyordum sana doğru,
Manaslı aksakalların duâları üzerimizde,
Kavuşmamız yakın hissediyorum, çok yakın,
Ardımda bin atlı,
Son ok delmeden sakla yüreğimi Burçe…
Çok sevdiğim yıldızlara götüreceğim sevgimi,
Bilir misin sen, yıldızları çok severim,
Her yıldız düştüğünde gökten yere doğru
Dilek değil, seni dilerim,
Bilirim ki yıldızlarda beni sever,
Bu isteği bana çok görmezler,
Soğuk bir Kasım gecesi
Acun derin bir sessizlikteyken, ( acun – dünya – cihan)
Sen konuştun gönlünce
Susma hep konuş anlat Burçe…
Yıldızları, bulutları çok sevdiğim gökyüzünü anlat,
Sen anlatınca anlamlı oluyor her şey,
Alıyorsun götürüyorsun çok ötelere,
Al götür bırakma beni Burçe…
Büyük bir sızı çok büyük
Hiç dinmeyecekmiş gibi
Hiç bitmeyecekmiş gibi
Sen misin yoksa bu sızı?
Eğer sen isen hiç bitme
Dur hep sol yanımda öylece
Biz yerin ve göğün paylaşamadığı,
Şânlı ırkın özgür torunlarıyız,
Esâret nedir bilmeyiz, ölürüz esir olmayız,
Ben esir düştüm gözlerine,
Dermânım yok! öldür beni,
Yaşayamam gâyrı özgürce,
Vur öldür ama gözlerinden azâd etme Burçe…
Bir Kasım gecesi esir düştüm gözlerine
Soğuk bir kasım gecesi Burçe
Sen bilirsin nasıl bir duygu bu
Anlatılmaz sızlar
Ve sen yine bilirsin ki
Unutulmaz hep sızlar
Bir gecenin şâvkı vuruyor yüzüne,
Oturmuş yıldızları seyrediyorsun bir başına,
Keşke bende yanında olsam,
Başını yaslasan sen omzuma,
Saçların göğüs hizâmdan dökülse,
Ve ben saçlarını tarasam ellerimle…
Güldüğünü göremiyorum,
Gülünce sen çiçekler boy verirdi,
Göremiyorum güldüğünü Burçe,
Solgun çiçekler,
Bir kasım gecesi yapraklar dökülürken hoyrat bir rüzgârla,
Geldin girdin gönlüme,
Gitme hep kal benimle…

Leylâ ve Mecnûn demişler de aşka,
Bilememişler nasıl sevdiğimi,
Nasıl yandığımı görememişler,
Kör bir kuyuda kalmışım diyememişler,
Diyememişler sevdâmı kimselere ,
Sen söyle güle, bülbüle anlat Burçe…
Ya Râb belâ-yı aşk ile kıl âşinâ beni,
Bir dem belâ-yı aşkdan etme cüdâ beni.
Seninle konuşurken aklıma yıldızlar dökülür,
Kor bir ateş olur yanarsın yüreğimde,
Sönmesin isterim hiç bu ateş,
Hep yaksın senide beni de.

Şimdi Horasanlı Erenlerin nâsihatini tutmuş yürüyorum,
Tebriz’in sarp kayalarına kazıyorum adını,
Heydar Baba dağına döküyorum derdimi,
Şehriyâr’ın hâsretini duyuyorum özümde…
Heyder Baba, yolum senden keç oldu,
Ömrüm keçdi, gelenmedim geç oldu,
Heç bilmedim gözellerin neç oldu?
Bilmezidim döngeler var, dönüm var,
İtginlik var, ayrılık var, ölüm var.
Ellerin ellerin geliyor aklıma, tıkanıp kalıyorum Burçe,
Sinâ çölünde esen bir sâm yeli gibi savuruyor aklımı hayalin,
Uzun kervânları yoldaş ediyorum kendime,
Biliyorum bu yol sana çıkmıyor,
Ama dönüşü yok!
Bu yol sana çıkmıyor biliyorum Burçe…

Yine saklıyorum seni en güzide gecelere,
Başka bir kasım gecesi gün ışıkları karanlığı boğarken,
Belki bu defa bizim için doğar güneş yeryüzüne,
Bir kasım gecesi Burçe,
Soğuk bir kasım gecesi,
Sen konuştun gönlünce,
Susma hep konuş böyle…
Sesin ılık bir bahar rüzgârı gibi esiyor,
Tebessüm ediyorum,
Gülümseme sebebim sensin,
Seni duyamayınca hânçer gibi saplanıyor sızın yüreğime,
Bitmesin hiç nefesin hep söyle Burçe…
Karadeniz gecelerini sen iyi bilirsin,
Deniz mavisini göğe geri vermişse,
Yıldızlara daha yakın olursun,
Sanki uzansan tutacakmışsın gibi,
Denizin karalığı renginden değil,
Belki kaderindendir,
Bu deli denizin sesi alır götürür bizi ötelere,
Çok ötelerden bir ses duyarım,
On bin yıl önceden seslenir bana ızdırap içersinde bir çığlık,
Pusat’ın yürek sızısı gibi,
On bin yıl önceden seslenir bana,
Yine yarım kalmış bir sevdâ…
Gel geçmişte yaşanmış ve gelecekte yaşanacak nice birliktelikler için,
Ruhu darda kalmış aşıklar ve asil soyumuz için,
Bir daha sevelim verelim el ele
Bir hâsreti vuslâta çevirelim Burçe…
Bir kasım gecesi,
Soğuk bir kasım gecesi,
Sen konuştun gönlünce,
Susma hep konuş anlat Burçe…

SESLENDİRME: https://youtu.be/alcJXb_UPeg

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

Nazmi Sancar Yıldırım

Hiç birşey değil, bir garip divâne desinler...

İlginizi Çekebilir

6 adet yorum

    • NSY Ekim 18, at 00:27

      Teşekkür ederim Mert kardaşım. Yazan benim fâkat yazdıran kuvvet benden değil...

      Reply
  1. levent Ekim 18, at 22:41

    yüreğinize sağlık, çok duygu yüklü olmuş.

    Reply
  2. Gülseren Yılkın Kasım 06, at 21:03

    Bu şiire bir sitede denk geldim isimsiz verilmişti yazarı internette arayarak buraya kadar geldim. tebrik ederim.

    Reply
    • NSY Kasım 07, at 00:37

      Zahmet etmişsiniz, çok teşekkür ederim...

      Reply

Yorum Yapabilirsiniz