Türkçülük – H. Nihal Atsız

27 Aralık 2015 0 yorum Hüseyin Nihal Atsız 335 Görüntüleme

Türkçülük

Türkçülük, Türk milliyetçiliğinin adıdır. Kelimenin sonundaki ek, yerine göre mensupluk, sevgi, taraftarlık gösteren bir ektir. Türkçülük de Türk sevgisi ve taraftar­lığı demek olduğuna göre, kelime yerinde kullanılmıştır. Başka milletlerin Türk taraftarlığı ve Türk sevgisi bu kelime ile ifade olunamaz: Zaten başka milletlerin Türk’ü sevmesi de gerçekten bir sevgiye değil, geçici bir nezake­te, çıkara, siyasî zaruretlere işarettir. Türk’ü gerçek ola­rak, Türk’ten başkası sevmez.

 

Türkçülük bir ülküdür. Ülküler, milletlerin manevî gı­dasıdır. Ülküsüz milletlerin en talihlisi dahi silik ve sö­nük kalmaya mahkûmdur. Eğer bu millet talihli de değil­se, onun sonucu yenilmek, ezilmek, hattâ yok olmaktır.

Ülküler, gerçekle hayâlin karışmasından doğmuş olan, düne bakarak yarını arayan, milletlere hız veren ve uğrunda ölünen büyük dileklerdir. Milletler, ölebildikleri kadar yaşama hakkına sahiptirler.

Türkçülük, Büyük Türkeli’nde, Türk uruğunun kayıt­sız şartsız hâkimiyeti ve bağımsızlığı ile Türklüğün her yönden bütün milletlerden ileri olması ülküsüdür.

Bu ülkü, geçmişte, birkaç kere gerçekleşmişti. Büyük Türkçülük ülküsü ve inanç ile yetişen gençlik sayesinde yarın yeniden gerçek olacaktır.

Türkçülük, dün bir kaynaktı; bugün çaydır. Yarın coş­kun bir ırmak olacak ve önünde yabancı duygu ve düşün­celerden gelen bütün engeller yıkılacaktır.

Türkçülük, dört kaynaktan geliyor:

1- Kökü çok eski olan ve Türk uruğunun şuuraltında yüzyıllardan beri yaşayan milliyetçilik;

2- Tanzimat’tan sonra, Avrupa’daki milliyetçiliklere benzeyen halkçı bir hareketin bizde de tatbik olunmasını isteyen milliyetçilik hareketi;

3- Devletimizin içindeki yabancı unsurların ihaneti dolayısıyla doğan tepki;

4- Türklerin 200 yıldan beri çektikleri büyük sıkıntı­lar.

Bu dört kaynaktan gelen düşünceler birbiriyle kayna­şıp yuğrularak bugünkü Türkçülük ortaya çıkmıştır. Türkler, Türkçülük ile güçlenecek, kurtulacak, ilerleye­cek, yükselecektir.

Bir millet yükselme iradesini taşımazsa, kendine gü­veni olmazsa, başkalarını taklitten başka bir şey yapa­mazsa, geçmişiyle övünmezse, başkalarından üstün ol­mak istemezse, ülkü için ölümü göze almazsa, savaştan korkarsa, o millet içinden çürümüş demektir.

Bugün ülküler ve kahramanlar çağında yaşıyoruz. Geçmiş haklara dayanılarak dâvaların öne atıldığı, hesap­ların görüldüğü günlerdeyiz. Kan çağlayanları, kılıç şakır­tıları ve gülle sesleri içinde yarının neler hazırladığını bilemiyoruz. Bu kasırga arasında, milletlerin yalnız geç­mişlerini hatırlayarak millî ülkülerine yapıştıklarını gö­rebiliyoruz.

Geçmişi olmayan yahut olup da unutan, millî ülküsü bulunmayan devriliyor.

İnsanlığın tarihinde büyük kasırgalar eskiden zaman zaman gelip geçerdi. Gitgide bu kasırgalar sıklaşıyor. Bu gidişle tarih, ebedî bir kasırgadan ibaret kalacak gibi gözüküyor. Bugün ayakta kalabilmek için eskisi kadar sağlam olmak yetişmiyor. Çok güçlü, çok sağlam, çok sert, çok yürekli olmak gerekiyor. Bunun da bizim için birinci şartı, Türkçülük ülküsüne sıkı sıkıya yapışmaktır. Şaşıran, ürken, sapıtan milletleri tarih bağışlamıyor.

Türkçülük ülküsü bizde amansız bir görev ahlâkı istiyor. Subay hiç yorulmadan altı saatlik talimini yaptırırsa, öğretmen bıkmadan öğreticilik işini yaparsa, memur sinirlenmeden halka kolaylık göstermeye ederse, doktor her şeyden önce yurttaşlarının sağlığı ile ilgili olursa, öğrenci her şeyden önce dersini bellemeye çalışırsa ve bütün görevlerle rütbeler arasında ne caka, ne gösteriş, ne dalkavukluk, ne de ilgisizlik olmadan bir âhenk kurulursa, aşağıdakiler yukarıdakinin buyruğunu ukalalık saymaz, yukardakiler de aşağının doğru ihtarlarına kısmazlarsa, bütün karşılıklı işlerde, görüşme ve konuşmalarda ne ikiyüzlülüğe kaçan nezaket, ne de kabalığa kaçan sertlik bulunmazsa, görevin bizden istediği şey yapılmış olur.

Gerçekten Türkçü olmak kolay değildir. Her önüne gelen Türkçü olamayacağı gibi, her Türkçüyüm diyen de Türkçü olamaz.

Her Türkçü bulunduğu yerin görevini inançla yaparsa, Türkçülük ülküsü sağlamlaşır, Türklük güçlenir. Türkçülerin ilk işi, görevlerini arınmış gönül ve inanmış yürek ile yapmaktır.

                                                                                                         Orhun, 10. Sayı, 1 Ekim 1943

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum