Yaran Varsa baştan Sona Akıcı Yazabilirsin!

18 Ağustos 2015 0 yorum Söyleşi 421 Görüntüleme

 

“Yaran varsa baştan sona akıcı yazabilirsin!”

Türk Edebiyatı dergisi birkaç sayıdır önemli yazarlarla “Nasıl Yazar oldular, Nasıl Yazıyorlar” adıyla bir söyleşi yayımlıyor. Türk Edebiyatı’nın Temmuz 2015 sayısında “Çanakkale Mahşeri” adlı eseriyle tanınan Mehmet Niyazi Özdemir ile yapılan söyleşi yayımlandı. Yeni yazarlara yol göstermesi açısından bu söyleşinin bazı bölümlerini yayımlıyoruz:

 

 Yazmaya nasıl başladığınızı ha­tırlıyor musunuz? Bir hatırası var mıdır hayatınızda?

Ben yazar olmayı aklımdan hiç geçirmemiştim. Ben normal lise çıkışlıydım, yalnız İmam Ha­tipli çocukları görürdüm; onlar daha mazbuttu ve derslerine biz­den daha iyi çalışırlardı. Fakir aile çocuklarıydı, ama bilhassa gazetelerde çok kötü gösterili­yorlardı. Bunların hayatından bahseden roman yazacak kimse yok, bunların dramını ben yaza­yım dedim. İlk romanım Var Ol­mak Kavgası böyle doğdu. Tabii roman nedir, nasıl yazılır, bunları fazla bildiğim yoktu. Yirmi altı, yirmi yedi yaşındaydım. Bu ro­manı yazdım, yayımlandı, çok büyük ilgi gördü. Ondan sonra o romanı düzeltmeye başladım. Böylece yazar oldum. Hikâye bu.

 

Yazarlık hayatınızın ilk yılla­rında sizi teşvik eden oldu mu?

Hayır, olmadı. Necip Fâzıl’a gi­dip gelirdim. Ama Necip Fâzıl da kimseye sen yazar olacaksın falan diye bir şey söylemez. Enteresan biriydi. Benim ailem zaten Adapazarı Akyazı’dandır. Yani ente­lektüel bir zümreden değildi. Öyle bir çevrem yoktu. Dolayısıyla ya­zarlığa ben kendim başlamış oldum

Yazar olmanızda sizi etkileyen eserler ve yazarlar kimlerdir?

Başta Necip Fâzıl, Peyami Safa, Ömer Seyfettin, Panait İstrati, Dostoyevski ve Tolstoy ol­mak üzere birçok yazardan etki­lendim.

 

  Okuma miktarınız yazarlığm başıyla sonu arasmda nasıl de­ğişti?

Şu an daha çok yazacağım kitaplar hakkında okuyorum. Me­sela şu anda Kutü’l-Amare oku­yorum. Kutü’l-Amare zaferi, üze­rinde pek durulmayan bir konu­dur. Değişik kitaplarda, değişik hatıratlarda çok az bahsedilmiş. Onları okuyorum, çalışıyorum. Daha evvel farklı romanlar ve fikir kitapları okurdum. Şimdi­lerde daha çok kendi konumla alakalı şeyleri okuyabiliyorum.

 

 Yazma alışkanlıklarınız nelerdir? Müsvedde kullanır mısınız? Her zaman kullandığınız bir kurşun kalem, divit, dolma kalem, silgi yahut özel bir kâğıt var mıdır?

Ben tükenmez kalem kulla­nıyorum. Yazdıklarımı daha sonra düzelterek temize çekerim. Yaşım ilerledi, bilgisayar kullanmıyorum. Bilgisayarı gençler kullansın.

 

 Yazmanın mekânla nasıl bir ilişkisi olduğunu düşünüyorsu­nuz? Yazmak için hususi olarak gittiğiniz bir yer var mıdır?

Böyle bir mekânım yok. Ben hep kütüphanelerde yazarım. Hu­kuku bitirdikten sonra kütüp­hanelere devamlı gitmeye başla­mıştım. Bir zamanlar yaşadığım Köln’de de değişik yerlerde de sabahtan akşama kadar oralarda kitap okur, yazardım. Var Olmak Kavgasim Marburg ve Köln’deki kütüphanelerde, Çanakkale Mah­şeri’ni Bayezid Devlet Kütüpha­nesinde, Ah Yemeni de İSAM’da yazdım. Yani benim için hususi mekân diye bir şey yok.

 

Yazmaya başlamadan önce ya­zacaklarınız zihninizde belirlenmiş olur mu yoksa tamamen oturduktan sonraki akışa mı bırakılmıştır? Bazen sizi de şaşırtacak sonuçlara ulaştığınız olur mu?

Şu konuyu yazayım diye baş­lıyor, sonra o konu hakkında etraflıca düşünmeye başlıyorum. Yazarken çok değişiyor, ama özü aynı kalıyor. Olayların tah­min etmediğim bir yere gitme­diğini söyleyebilirim; çünkü baş­larken bütün yönleriyle “böyle olabilir”, “şöyle olabilir” şeklinde her ihtimali düşünüyorum. Be­nim yazdıklarım tarihi romanlar oldukları için araştırıyorum. Ger­çek tarih neyse onun zaten bir planı vardır önümde. O plana uyarım.

 

Yazma anında tıkanıklık yaşıyor musunuz? O anda özel olarak yaptığınız bir şey var mıdır?

Eğer tarihi roman yazıyorsam tıkanıklık yaşamam. Mesela Ça­nakkale Mahşeri’ni yazmaya karar verince Çanakkale hakkındaki bütün kitapları okumuştum Bu onun önüne geçer. Diğer, yani yani kendi kurgum olan kitaplarda da anlattıklarım da zaten benim içimi yaralayan şeylerdi. Yaran varsa baştan sona akıcı yazabilirsin.

 

Yazacaklarınızı oluş sırasına göre mi yazıyorsunuz? İlerideki bölümlerden birini yazıp geri döndüğünüz oluyor mu?

Oluş sırasına göre yazıyorum. Ama daha sonradan değiştiği oluyor. Birinin hayatını mı anlatacağım, onu doğduğu yerden alıp sonuna kadar götürüyorum. Son­ra dönüp baştan okurken bazı yerleri değiştirdiğim olmuyor de­ğil. Aslında baştan sona kadar akışı görüp ondan sonra yazmaya başlıyorum diyebilirim.

(…)

 

 Genç bir yazarken yapmış ol­duğunuz, ama şimdi “Böyle yap­mama gerek yokmuş” dediğiniz bir şey var mı?

Ben yazarlığa başladığımda bir ağabeyim olsaydı ve bana “Şöyle yapma, böyle yap” deseydi, bugünkü durumuma otuz yaşla­rında gelirdim. Ama öyle bir ağa­beyimiz yoktu. Öyle bir entelek­tüel bir zümreden gelmiyorduk. Bizim gençliğimiz Marmara Kahvesi’nde geçti. Oraya Sezai Karakoç da, Necip Fâzıl da gelirdi. Seyrek olarak Nurettin Topçu da… Daha çok günlük hadiseler ve tarihî konular konuşulurdu. Ama yazarlık hakkında kimse bir şey söylemezdi. Biz el yordamıyla bu noktaya geldik. Bu sebeple ben etrafımdaki gençlere mümkün olduğunca yardım etmeye çalışıyorum.

 

Genç yazar adaylarının kendi­lerini geliştirmelerinin yolu ne­relerden geçmektedir? Mesela yerel gazetelere yazmak mı, ede­biyat dergilerini kovalamak mı, yoksa kendi kendine yazıp kendi yolunu çizmek mi?

Türkiye’deki dergiler üç ya da beş bin satıyor. Ama bütün entelektüellere bakın hepsi der­gilerden geçmiştir. Bizim dergi­lerimiz cılız gibi gözükmesine rağmen kültür hayatımızda çok büyük yer edinmiştir. Bunun için yazar olacakları hep o dergiler şekillendirir. Benim gördüğüm bu. Yazarlık dergilerden başla­malıdır.

Türkiye’de yazarlık pek dün­yalık getirmiyor. Ancak meşhur olursan… Gazetelerin size yer vermesi için onların ideolojisine uygun yazmalısınız.

 

Yazar adaylarının ülkemizdeki edebiyat dünyası tarafından ye­terince teşvik edildiğini düşünü­yor musunuz?

Yazarlık bizim ülkemizde mü­hendislik gibi, doktorluk gibi para getiren bir meslek değildir. Bizde yazarlık bir ıstıraptan dolayı doğ­muyor, ideolojiden dolayı doğu­yor. Mesela Çanakkale Mahşeri onlarca baskı yaptı, ama kinmse bu kitap hakkında bir şey yaz­madı. Yazmayınca okuyucun da çoğalmıyor, üç beş kuruş da gelir elde edemiyorsun. Kimse yazarlığı teşvik etmez. Belki dergiler bu teşviki yapabilirler çünkü onların da yazıya ve yazara ihtiyacı var.

(…)

 

Ülkemizde yayımlanan kitaplar hakkında konuşulma, üzerine yazı yazılma açısından hak ettiği değeri görüyor mu?

Görmüyor. Herkes kendi yan­daşını parlatıyor. Bir yazar çıktı, şuna bir bakalım kimse demiyor. Ne edebiyat fakültelerinde ne de dergilerde var bu. Ben, bana gönderilen kitaplar hakkında cemiyet görsün diyerek yazı yazmaya çalışıyorum, ama haftada bir gün yazdığım için fazla bir katkım da olmuyor.

 

Yazar olurken ihmal ettiğiniz bir şeyler oldu mu?

Yok, olmadı. Ama şunu söyleyebilirim: Gazetelerden ayrı bir yazar olacaksın ki gece gündüz yazacağın kitabın üzerinde dü­şünebilesin. Biz öyle olamadık ne yazık ki. 

(…)

Mülakat: Erhan Genç, Türk Edebiyatı, sayı 501, Temmuz 2015, s. 76.

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum