Abbas Yolcu – Rıfat Ilgaz

31 Aralık 2014 0 yorum Öykü 313 Görüntüleme

 

ABBAS YOLCU

Abbas’ın sürekli yolculuğu, sürekli muhalifliğinin tabii sonu­cudur. Serbest Fırka yeni kurulmuştu o günlerde… Abbas, bu Fırkaya girmezdi ama Arif Oruç’un “Yarın” gazetesini de mı okuyamazdı! Öğretmenliğe başladığı gün, Yarın’ın da gizli okuyucularından oldu. Adapazarı’na işleyen şoförlere getirtir, köşede, bucakta okurdu.   

                  

Bu gazeteyi saklı, gizli okurdu ama, görüşlerini açıkça söy­lerdi. Belediye Reisi Mithat Bey’in kendi kapısının önüne yaptır­dığı kaldırımın resmi, bu gazeteye geçince kıyamet de koptu. Bu resmi gönderse gönderse Abbas göndermiş olacaktı.

“Benim ne makinem var, ne de fotoğraf çekmesini bilirim!” dediyse de kimseye dinletemedi. Bir Belediye Reisi evinin önüne kaldırım yaptırıp, kapının önüne iki de fener astıramaz mıydı. Nasıl ters görüş, ne biçim menfi düşünüştü bu! Bir öğret­men… hem de hükümetin , (milletin değil) parasıyla okumuş zavallı bir ilkokul öğretmeni, nasıl olur da “muhalefet” yapabi­lirdi.

Abbas’ın ilk yolculuğu böyle başladı. Ters görüşlü, menfi öğ­retmenin Gerede’de işi yoktu artık! Mudurnu kazası, sanki hu­dutların ötesindeymiş gibi, tuttular Abbas’ı Mudurnu’ya yolcu ettiler. Abbas her ders senesi bir ilçe değiştiriyordu. Deniz hava­sının iyi geleceğini düşünen tecrübeli idareciler, en sonunda onu Bolu’nun tek sahil kazası olan Akçakoca’ya yolladılar.

Halk Partisi’ne karşı ilk isyan bayrağını çekenlerden biri; Ak­çakoca kaymakamıydı o zamanlar. Tam ocağına düşmüştü bi­zim Abbas. Onunla beraber Demokrat olan Abbas, her şey olup bittikten sonra, sırf muhaliflik prensiplerine sadık kalmak için yine muhalif partilerden birine geçti.

Halk Partisi zamanında ilçe değiştiren Abbas, bu sefer büyük yolculuklara çıkmak zorunda kaldı. Artık ilçeler bitmiş, iller başlamıştı. Kastamonu, Kırşehir, Yozgat, Erzincan derken Van’ı boyladı. Daha öteye sürülmeğe sınır müsaade etmediği için emekliye ayırıverdiler.

Bir gün İkbal kahvesinde oturuyordum ki, bizim Abbas çıka­geldi:

“Hayır ola!” dedim. Daha okullar tatil edilmemişti çünkü.

“Bilfiil 25 sene öğretmenlik yaptım. Emekliye ayırdılar!”

“Bir yanlışlık olacak!” dedim. “Sen bilfiil öğretmenlik değil, bilfiil muhaliflik yaptın!”

“Daha iyi ya”

“Anlaşıldı, otur iç bir kahve!”

“Ne kahvesi be… Memlekette kahve mi var! Memlekette çay mı var!”

“Canım memlekette ne varsa ondan iç hele otur!”

“Oturmam azizim! Geçen gün mahalle kahvesinde açtım ağ­zımı, yumdum gözümü… Böyle idare mi olur, böyle iktidar mı olur… Yakında gazete çıkaracağım. Bizde ne basın var, ne yazar… Hepsi kâğıt, mürekkep tüccarı..”

Ne sürgünler, ne emekliye çıkarılmalar bizim Abbas’ı yola getirememişti. Aksine bütün bu olanlar bitenler onu zıvanadan çıkarmış, belâlı. gözünü budaktan esirgemez bir iktidar partisi düşmanı yapmıştı. İki kişiyi bir arada gördü mü ne yürüyüş ka­nunu dinliyordu, ne oturuş. Hemen katılıyordu onlara.

Bütün keskin sirkelerin zararı küpüne olduğu gibi, Abbas’ın sert muhalifliği de kalbine vurdu. Bir ocak toplantısında birinci krizi atlattı. “Merkezi idare” toplantısında ikinci kriz bindirdi. Toplantının gelişine paralel olan kriz Abbas’ı Merkez Efendi’ye kadar yolladı. Artık her şey bitti. Ne Abbas kaldı, ne yolculuk diyorduk, meğer ne kadar aldanmışız!

Kim bilir, Merkez Efendi’yi Merkezi idare heyeti sanan Abbas herhalde toplantıda idareye fazla yüklenmiş olacak ki, mezarına işaret kazıkları çakıldı. Onu ziyarete gittiğimiz bir gün memurlar:

“Cenazenizi kaldırın buradan!” dediler.

“Sebep?” deik, “Bir taşkınlık mı yapıyor gene?”

“Yola gidiyor!”

“Yapayın!” dedik, “Bizim Abbas, sağlığında yola gideceği kadar gitti. bırakın da biraz dinlensin.”

“Olmaz!” dediler, ‘imar var!”

“Pekiy nereye kaldıralım?”

“Eğrikapı’ya”

“Abbas bütün hayatında kapıların eğrileri için çarpıştı. Duramaz orada da.”

Eğrikapı’dan münasip bir yer aradık ister istemez. Bir de yeni kazılan mezan gördük ki, yarısına kadar su. Zaten bizim abbas iktidardan çektiği kadar romatizmadan da çekmişti. Gön­lümüz razı olmadı. Ona öyle havadar, öyle rahat bir yer bulma­lıydık ki, şikâyete, daha doğrusu muhalifliğe fırsat bulamasın. Abbas’a Maltepe’nin otuz metre ilerisinde tam bir sayfiye hayatı sürdürecek, havadar bir yer bulduk. Mezarlıklar Müdürlü­ğünün de müsaadesini alarak ikinci bir cenaze töreni ile kaldır­dık yeni istirahat yerine.

Geçenlerde yaptığımız ziyarette bizi mezarın başında gören memurlar:

“Yahu biz de sizi arıyoruz, neredesiniz?” dediler.

“Hayır ola!” dedik, “Gene Abbas’tan bir şikâyet mi var?”

“Hani Rami’den gelen 25 metre genişliğinde bir asfalt var

ya…”

“Mutlaka bu asfalt yol bizim Abbas’ı alıp götürecektir.”

“Malesef öyle.”

“Canım mezarı buraya naklederken Mezarlıklar Müdürü bil­miyor muydu?”

“Nerden bilsin.. Müdür, yol mühendisi değil ki… Hem artık bu işlerden yol mühendisleri bile anlamaz oldular!”

“Şimdi ne olacak?”

“Alıp cenazenizi münasip bir yere kaldıracaksınız!”

“Nerenin münasip bir yer olduğunu nasıl bileceğiz dostum, sen onu söyle!”

“Şimdilik yol geçmeyen bir yer gösteririz size, o kadar..”

“Peki, bizi bulamasaydınız ne olacaktı?”

“Mezarları numaralayıp askeri kamyonlarla kaldıracaktık.”

“Olmaz, karışır!..”

“Canım karışsa ne zararınız olur bundan..”

“Doğum koğuşu mu burası be? Hiç olmazsa insan ölüsüne sahip olmalı!”

“Doğru.. Alın, siz kaldırın öyleyse! Önce bir tabut yaptıra­caksınız..”

“Sonra?”

“Tabutu kurşunlatacaksınız.”

“Kurşunu nereden bulacağız?”

“Belediyeden. Ama biraz bekleyeceksiniz. O kadar çok nakil

işleri oluyor ki kurşun yetişmiyor.”

“Hadi tabutu kurşunladık. Sonra ne olacak.

“Doktor muayenesi.”

“Cenazeyi mi muayene edecek?”

“Hem tabutu, hem cenazeyi.”

“Uzun iş..”

“Adamları var bu işin.. Pazarlık edin… Gerisine karışmayın!”

Neyse bütün bu işleri kitabına uydurduk. Fazla uzağa götür­meğe de lüzum kalmadı. 100 lira masrafla 100 metre geriye al­dırdık. Abbas’ın en kısa yolculuğu da bu oldu belki. Bütün bu olanlardan bitenlerden Abbas’ın şikâyetçi olduğunu hiç sanmı­yorum.

Bir muhalif için ölümlerin en tehlikelisi bir kenarda unutu­lup kalmak, “siyasi mevta” olmaktır. Bizim Abbas’ın sapına kadar muhalif olduğunda hiç şüphemiz kalmamıştı artık.

 

 

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum