O BELDE – AHMET HAŞİM

24 Nisan 2013 0 yorum Fecr-i ÂtÎ Edebiyatı 629 Görüntüleme

O Belde

Denizlerden
Esen bu ince hava saçlarında eğlensin
Bilsen
Melal-i hasret ü gurbetle ufk-ı şâma bakan
Bu gözlerinle, bu hüznünle sen ne dilbersin!
Ne sen,
Ne ben;
Ne de hüsnünde toplanan bu mesâ 
Ne de âlâm-ı fikre bir mersa
Olan bu mâi deniz,
Melâli anlamayan nesle âşinâ değiliz.
Sana yalnız bir ince taze kadın,
Bana yalnızca eski bir budala
Diyen bugünkü beşer, 
Bu sefil iştiha,
 bu kirli nazar,
Bulamaz sende, bende bir mânâ,
Ne bu akşamlarda bir gam-ı nermin,
Ne de durgun denizde bir muğber

Lerze-i istitar ü istiğna

Sen ve ben
Ve deniz
Ve bu akşam ki lerzesiz, sessiz,
Topluyor bûy-i rûhunu güya

Uzak
Ve mâi gölgeli bir beldeden cüda kalarak
Bu nefy ü hicre müebbet bu yerde mahkûmuz…

O belde
Durur menâtık-ı dûşize-i tahayyülde;
Mâi bir akşam
Eder üstünde daima ârâm;
Eteklerinde deniz
Döker ervâha
 bir sükûn-ı menâm. 
Kadınlar orda güzel, ince, sâf, leylîdir,
Hepsinin gözlerinde hüznün var,
Hepsi hemşiredir veyahut yâr;
Dilde tenvîm-i ıstırabı bilir.
Dudaklarındaki giryende bûseler, yahut,
O gözlerindeki nîlî sükût-ı istifham,
Onların rûhu şâm-ı muğberden
Mütekâsif menekşelerdir ki
Mütemadi sükûn u samtı arar
Şule-i bi-ziya-yı hüzn-i kamer
Mülteci sanki sade ellerine.
O kadar natüvan ki, ah; onlar,
Onların hüzn-i lal ü müştereki,
Sonra dalgın mesâ, o hasta deniz,
Hepsi benzer o yerde birbirine…

O belde
Hangi bir kıta-i muhayyelde?
Hangi bir nehr-i dûr ile mahdut
Bir yalan yer midir veya mevcut,
Fakat bulunmayacak bir melaz-ı hülya mı?
Bilmem… Yalnız
Bildiğim sen ve ben ve mâi deniz
Ve bu akşam ki eyliyor tehziz
Bende evtar-ı hüzn ü ilhamı
Uzak
Ve mâi gölgeli bir beldeden cüda kalarak
Bu nefy ü hicre müebbet bu yerde mahkûmuz.


O Belde [Günümüz Türkçesine aktaran İbrahim Baştuğ]

Denizlerden
Esen bu ince hava saçlarında eğlensin
Bilsen
Özlem ve gurbetin kederiyle akşam ufkuna bakan
Bu gözlerinle, bu hüznünle sen ne dilbersin!
Ne sen,
Ne ben;
Ne güzelliğinde toplanan bu akşam
Ne de karamsarlığa bir liman
Olan bu mavi
 deniz,
Kederi anlamayan nesle aşina değiliz.
Sana yalnız bir ince taze kadın,
Bana yalnızca eski bir budala
Diyen bugünkü insan, 
Bu görgüsüz istek, bu kirli bakış

Bulamaz sende, bende bir anlam,
Ne bu akşamlarda bir tatlı kaygı,

Ne de durgun denizde bir içlenme
Örtünüş ve nazın titremesi

Sen ve ben
Ve deniz
Ve bu akşam ki kıpırtısız, sessiz,
Ruhunun kokusunu topluyor sanki
Uzak
Ve mâvi gölgeli bir beldeden ayrı
 kalarak
Sürgün ve ayrılığa yazgılı bu yerde tutukluyuz…

O belde
Durur düşlerin el değmemiş sinesinde
Mavi bir akşam
Dinlenir daima üstünde 
Eteklerinde deniz
Bir uyku dinginliği döker ruhlara 
Kadınlar orda güzel, ince, saf, leylidir,
Hepsinin gözlerinde hüznün var,
Hepsi kız kardeştir, değilse yâr;
Kalp acısını dindirmeyi bilir.
Dudaklarındaki ağlamaklı öpüşler, yahut,
O gözlerindeki çivit suskunluk,
Onların ruhu kırılgan akşamdan
Derlenmiş menekşelerdir ki
Sonsuz susuşu arar
Ayın donuk alevi
Sığınmış sanki sade ellerine.
O kadar halsiz ki, ah; onlar,
Onların ortaklaşa dilsiz hüznü,
Sonra dalgın akşam, o hasta deniz,
Hepsi benzer o yerde birbirine…

O belde
Hangi düşsel yerde?
Hangi uzak nehirle çevrili
Var mı yoksa bir yalan yer mi?
Ulaşılmayacak bir kuruntu!
Bilmem… Yalnız
Bildiğim sen ve ben ve mâvi deniz
Ve bu akşam ki titretiyor
Bende esin ve hüznün tellerini
Uzak
Ve mâvi gölgeli bir beldeden ayrı kalarak
Sürgün ve ayrılığa yazgılı bu yerde tutukluyuz.

 

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum