Adile Kurt Karatepe-Milletimizin Bütün Renklerini Temsil Makamında, Millî Mutabakat Metinleri: Türkülerimiz

5 Kasım 2019 0 yorum Edebice Dergisi 64 Görüntüleme

 

adile-karatepe

Köken bakımından Türk kelimesinin nisbet eki alarak “Türkî” şeklinde oluştuğu, daha sonra Türkçe söyleyişe uydurulduğu kanaati yaygındır. Türküye “şarkı, deyiş, deme, hava, ninni, ağıt” da denilmekte, Anadolu’da türkü karşılığında yer yer “yır” adı da kullanılmakta, Tatar Türklerinin türküye “beyit” dedikleri bilinmektedir. Türküye Azerbaycan Türkçesinde “mahnı”, Başkırtçada “halk yırı”, Kazakçada “türki, türük, halık ani”, Kırgızcada “eldikır, türkü”, Özbekçede “türki, halk kaşiği”, Tatarcada “halk cırı”, Türkmencede “halk aydımı”, Uygurcada “nahşa, koça nahşisi” denilmektedir. Türkü, âşık şiirleri gibi düzenleyicisi bilinenler yanında çoğunlukla düzenleyicileri bilinmeyen, sözlü gelenekte oluşup gelişen, çağdan çağa ve yöreden yöreye değişip zenginleşen, bazen bozulmalara uğrayan ve her zaman ezgi eşliğinde söylenen şiirlerdir. Türk halk şiirinin de en eski nazım biçimlerinden biridir. Bu adı taşıyan ilk manzumeye XV. yüzyıl başlarında Horasan’da rastlandığı kaydedilmekte, Anadolu’da ise ilk örnekleri XVI. yüzyılda görülmektedir. İnsanların yaşadığı her çeşit olayı, bu olayların toplum içindeki yankılarını, kahramanlıkları ve tarihî olayları konu edinen türküler bir kültür hazinesidir. Herkesin anlayabileceği sade, tabii bir dille ve hece ölçüsüyle söylenenler yanında aruzla söylenmiş az sayıda örneğine de rastlanan türkülerin klasik edebiyat nazım biçiminde olanlarına “divan, selis, semâi, kalenderî, satranç” gibi adlar verilmektedir. (1)

 

Bu kısa girişten sonra yüzyıllar boyu uzun ince bir yoldan geçerek günümüze ulaşan türkülerimizin; sosyal, kültürel, tarihsel, psikolojik hayatımızdaki yeri nedir, ne olmalıdır konusu üzerinde durmaya çalışalım. Türkülerimizin bizi küllerimizden yeniden nasıl doğuracak kalbî bir derin duyuş, dervişane bir iç inşa faaliyeti, Köroğluca bir kıyam olduğunu naçizane anlatmaya başlayalım.

 

 

Söz, insanın ciğerlerinden üflediği hava ile semada ısınır, sese dönüşerek bir ahenk içerisinde gönüllere dolar. Anadolu kültürü içerisinde insanımızın zâhir ve bâtın mana âleminin ahengi türkü denilen musiki türü ile tanımlanmıştır. Şarktan garba bu toprakların hikâyesinin en lirik, en sahici, en muhkem dillerinden biri şüphesiz ki türküler olmuştur. Türküler kaderi Anadolu coğrafyasında yasamak olan halkların alın terinin, gönül emeğinin hayata yansıyan özünü temsil etmiştir. Bu, dün de böyle idi bugün de böyledir. İstikbalde de böyle olması kuvvetle muhtemeldir. Bizim türkülerle olan yakınlığımız bu topraklar kadar eskiye dayanır. Sözün yanına sazı katışımız, saza ve söz sahibine anlamlar yükleyip hürmet göstermemiz bizim tarihimizin ilk yıllarına kadar gidebilir. Sözün bittiği yerde sazın sözü alması, her derde tercüman olması daha çok rağbet görmüştür.

 

 

Anadolu dediğimiz coğrafya; kıtaları birleştiren, zengin yeraltı kaynakları ile dünyanın iştahını kabartan, kadim kültür ve dinlerin doğup dünyaya yayıldığı bir merkezdir. Hâl böyle olunca Anadolu, insanlığa hükmetmek isteyen bütün güç odaklarının çarpışma alanı haline gelmiş, bunun neticesinde acı ile yoğrulmuş, göçlerin yurdu olmuştur. Bütün bu zorluklara rağmen Anadolu insanı hikmete yaslanmış bir tevazu, azim, kanaatkârlık, yaşama ve yaşatma sevinci ile yaşamıştır. Anadolu insanı ayak bastığı her toprakta zaman zaman hüzün, zaman zaman da acı ile yoğrulmuş hikâyeler eşliğinde hakikatin gümrah çığlığı olmuş kendi hikâyesini yine hikmete yaslanmış sözler ile türkü olarak yazmış, kendisine türkülerden vatan yapmıştır.

 

Tanpınar’ın; “Türk insanının yazılmayan romanı türkülerde saklıdır” sözünü ne güzel şerhetmiştir Prof. Dr. Cemal Kurnaz: “Ezgi ve sözün birlikte hayat verdiği türküler, milletimizin tarih boyunca duygularını yüklediği bir arşiv niteliğindedir.” Milletimizin nabzı türkülerde atar. Aşkı, acıyı, ayrılığı, gurbeti, sılayı nasıl algılamamız gerektiğini bize türküler öğretir. Yemen’in feryadı, Çanakkale’nin çığlığı onlarda saklıdır. Mehmet Kaplan, bizi yüzyıllar ötesinden gelen bir sevgi ve heyecanla birleştiren türkülerimizin oyunlarımızla birlikte bütün gönülleri birbirine kenetleyen en kuvvetli dil olduğu görüşündedir. Ahmet Turan Alkan’ın dediği gibi o Türkiye’nin derinliklerindeki gizli bir mutabakatı anlatan”bir başka dil“dir. Shakspeare onun için, bir milletin türkülerini yapanlar, kanunlarını yapanlardan daha güçlüdür demiştir. Dil, ortaya çıkışı ve sistematiği bakımından nasıl gizemli,metafizik bir özellik taşırsa, türkü ile simgeleştirilen müziğimiz de öyledir. Bizleri, bir tespihin ipine dizer gibi Türkçenin etrafında toplayan güç, aynı zamanda türkülerin de etrafında toplamıştır. Biz Türkçenin ve türkülerin çocuklarıyız. “Birlikte türkü söyleyebildiklerim benim milliyetimdendir.” diyen Nevzat Kösoğlu, türkülerin millet hayatındaki bu önemli işlevine işaret eder.” (2)

 

Ah bu türküler

Türkülerimiz

Ana sütü gibi candan

Ana sütü gibi temiz

Türkülerde tüter dağ dağ, yayla yayla

Köyümüz, köylümüz, memleketimiz.

 

Ah bu türküler,

Köy türküleri

Dilimizin tuzu biberi

Memleket ahvalini onlardan sor

Kitaplarda değil, türkülerde ara Yemen’i

Öleni, kalanı, gidip gelmeyeni…

Ben türkülerden aldım haberi.

 

Yazının devamı için lütfen abone olunuz.

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum