Fecr-i Âti’nin Bilinmeyen Romancısı: Cemil Süleyman (Alyanakoğlu)

27 Nisan 2013 0 yorum Fecr-i ÂtÎ Edebiyatı 9332 Görüntüleme

CEMİL SÜLEYMAN (ALYANAKOĞLU) (1886-1940)cemil_suleyman alyanakoglu

Fecr-i Âti Topluluğu bir çok gencin bir araya gelerek bir heyecan ve şevkle oluşturdukları bir topluluktu. Kısa soluklu bir edebiyat meydana getiren bu genç şair ve yazarların bir kısmı daha sonra Türk edebiyatının önemli isimlerinden olacaklardı. (Yakup Kadri, Ahmet Haşim, Refik Halit, Ali Canip gibi) Bunların arasında güçlü ve sanatkârane yazıları olmasına rağmen edebiyat dünyasında unutulmaya yüz tutmuş olanlar da vardır. Bunlardan biri de Cemil Süleyman’dır. Siyah Gözler romanı ile romancılık sahasında kendini kanıtlayan Cemil Süleyman, mesleğinin bir cilvesi olarak çeşitli Arap diyarlarında en zorlu görevlere gönderilmesi sebebiyledir ki yazı hayatında kesintiler meydana gelmiştir. Ancak yazdığı roman ve hikâyelerle edebiyat dünyamızda unutulmayı hak etmeyen sanatçılarımızdandır. Kendisi hakkında yazılmış bir biyografi kitabından hareketle Cemil Süleyman ile ilgili pek fazla bilinmeyenlere ışık tutmaya çalıştık.

Cemil Süleyman 24 Şubat 1302 (1886)’de İstanbul’da doğdu. Tam adı Mehmet Cemil Süleyman’dır. Babası Alyanak Mustafa paşa’nın oğlu Kaymakam Süleyman Bey, annesi ise Refika Hanım’dır. İstanbul’da ilkokula başlayan Cemil Süleyman babasının Arap diyarlarına sürgün edilmesi dolayısıyla Beyrut, Halep ve Sidon’da bulundu. Yer değiştirmeler sebebiyle düzenli bir eğitim göremeyen Cemil Süleyman babasının tuttuğu özel hocalar sayesinde eğitimini tamamlamaya çalıştı. 1903’te Halep İdadisi’nden mezun oldu. Tıp tahsili için İskenderun’dan Beyrut’ a gitti ve Amerikan Üniversitesi Tıp Fakültesi hazırlık sınıfında okudu. İstanbul’da tıp tahsiline devam eden Cemil Süleyman 1906’da tahsilini tamamlamıştır. Edebiyat ve sanatın diğer kollarıyla da ilgilenen Cemil Süleyman 1908’de ilan edilen Meşrutiyet’in estirdiği özgürlük havasının da etkisiyle yazılarına hız verir ve yazdığı hikâyelerle edebiyat dünyasında tanınmaya başlar.

1909’da kurulan Fecr-i Âtî topluluğuna katılmış ve hikayeleri Servet-i Fünûn dergisinde yayımlanmaya başlamıştır. Balkan Savaşları sırasında Bulgaristan’a gitmiş daha sonra Hicaz’da çıkan salgın hastalık sebebiyle Arabistan’a gönderilmiştir. Sürekli cephelerde görevlendirilmesi sebebiyle 1909-1913 yılları arasında yazı hayatında kazandığı şöhreti yavaş yavaş unutuluyordu. 1914-1918 yılları arasında Şam, Amman gibi Arap bölgelerinde tabip olarak çalışmış ve 1918’de Tabip Yüzbaşı rütbesiyle terhis edilmiştir. Harp yıllarında iki yara alan Cemil Süleyman Harp Madalyası ve Demir Salip Nişanı ile ödüllendirilmiştir. Kurtuluş Savaşı yıllarında Antalya Sıhhiye Müdürü olarak çalışmış, Mart 1923’te, Çanakkale ardından 1925’te Samsun Sıhhiye Müdürlüklerinde bulunmuştur. Doktor Cemil Süleyman 1927 yılında hükûmetin izniyle yurt dışına çıktı. 1931 yılına kadar Antakya’da ( Hatay o zaman ülkemiz sınırları içinde değil), 1934 yılına kadar Hicaz’da bulundu. Aynı yıl içinde İstanbul’a döndü.

Ömrünün yirmi yedi yılı gurbette geçen Cemil Süleyman memlekete döndüğünde Soyadı Kanunu’nun gereği olarak “Alyanakoğlu” soyadını aldı. Memlekette dönüşünün akabinde çeşitli gemi ve vapurlarda doktorluk yaptı. 1937’de geçirdiği bir kaza sonucu yaralanan bacağı diz kapağı altından kesildi. Bundan sonra sürekli rahatsızlanan Cemil Süleyman bir ara tedavi için Almanya’yagidip geldi. 30 Nisan 1940’ta Cerrahpaşa Hastanesi’nde vefat etti.

EDEBÎ KİŞİLİĞİ

Cemil Süleyman’ın eserlerinde Halit Ziya’nın açık etkisi görülmektedir. Psikolojik tahlillerde Mehmet Rauf’un izleri hissedilmekle beraber ona asıl tesir eden Halit Ziya’dır. Aşk-ı Memnu’yu sekiz defa okumaktan kendimi alamadım demesi de bu kanıyı güçlendirmektedir. Başlangıçta hikâyelerinde aşkı ve kadını anlatan Cemil Süleyman’ın hikâyelerindeki kahramanlarının özelliklerini vermesinde mesleğinin açık izleri görülmektedir. Çoğu hikâyelerinde kahramanlar hasta ve veremli kadınlar, harp yıllarının ızdırabını çeken insanlardır. Ömrünün çoğunu cephelerde ve cephe gerilerinde tabiplik yaparak geçiren Cemil Süleyman, kendisinde derin izleri olan meslek tecrübelerinin ve yaşadıklarının eserlerindeki kahramanlarında inkişaf etmesi kaçınılmazdır.

Cemil Süleyman’ın yazı hayatını iki dönemde incelemek mümkündür. Birinci Dönem Tanin ve Servet-i Fünûn dergilerinde yazdığı dönemdir. Bu dönemdeki hikâyelerinde Fecr-i Âtî dili ve anlatım özelliklerinin izleri görülmektedir. Gösterişli ve süslü cümleler, Arapça-Farsça terkipler gibi alışılmış Servert-i Fünûn ve Fecr-i Âtî üslûbu dikkati çekmektedir. İkinci Dönem yazı hayatı ise ordu içinde çalıştığı yıllardan sonraki dönemdir. Terhis olduktan sonra yazı hayatına geri dönen yazar, bu dönem yazıları için şu değerlendirmeyi yapmaktadır. “Bütün dünya birbiri arkasına sıra sıra dizilmiş terkiplerle başı ve sonu belli olmayan uzun cümleler yapmaya uğraşırken, işitilmemiş Arapça ve Acemce kelimeler bulmak için lügât kitaplarını karıştırırken; ordu, kısa ve kesin cümlelerle en çetin mevzuları vuzûhla (açıklıkla) ifade ediyor; bir kolordu komutanına emir yazarken neferin anlayacağı lisânı kullanıyordu. Çok az zaman içinde bir ‘ordu edebiyatı’ vücuda geldi. Gençlik, öz dilini o ocakta öğrendi, yurt sevgisini, milliyet duygusunu o kaynaktan aldı, geride kalanlara aşıladı. Benim, bizzat kendimin Tanin’den, Servet-i Fünûn’dan sonraki lisanımın üslûbumun doğduğu yer, itiraf ederim ki o ocaktır…”

Uzun yıllar Arap yarımadasında çöl ikliminde görev yapmış olan Cemil Süleyman suya, yeşile ve maviye olan hasretini memlekete döndükten sonra gemi doktorluğu yaparak gidermeye çalışmıştır. Ancak görevi esnasında gemide geçirdiği bir kaza, onun bu hasretini gidermesine mani olmaya başlamış çöllerdeki yeşile ve maviye olan özlemden doğan ızdırabı yerini bacağının ızdırabına bırakmıştır. Onun çölde geçirdiği yıllarını anlatan şu cümleler, sanatçının memlekete ve yeşile olan özlemini anlatmada oldukça etkilidir: “… Uzun seneler cansız, duygusuz, hatırasız kalmıştım. Renksiz tabiatta ilham arardım. Beynimin içine çöllerin ıssızlığı çökerdi. Ne renk, ne hayat, ne şiir, ne musikî… Güneşin doğduğu yerde gün başlar, battığı ufukta hayat sönerdi. Bütün Ceziretülarap’ta gecelein ölü sükûnuna hayat veren bir tek baykuş sesi işitmedim. Renksizlikten başım yoruldu. Bir yeşil yaprağın hayali gözlerimde tütüyor; memleket hasreti, günden güne acı bir dert gibi yüreğime çöküyordu.”

ESERLERİ

Roman:

Kadın Ruhu: 1910 yılından itibaren Tanin’de yayımlanmaya başlandı.

İnhizam: Servet-i Fünûn ve Tanin’de yayımlandı. (1911)

Siyah Gözler: Yazarın en fazla bilinen romanıdır. Tanin’de yayımlandı. (1912)

Hikâye:

Timsal-i Aşk: içinde 14 mensure ve hikâye bulunan bu kitap Fecr-i Âtî Kütüphanesi’nin ilk yayımlanan eseridir. (1910)

Ukde: içinde 8 hikâye vardı. (1912)

Bunun yanında Antakya’da yayınlanan Yeni Mecmua adlı dergide yazarın birkaç yazısı ve hikâyesi yayımlanmıştır. (Bir Eski Hikâye, İlk Rebi, Eski Şam,Avdet, Yaz Aşkına Dair, Yolcular, Antakya’nın İmarı …)

Kaynak:
Mehmet Tekin, Fecr-i Ati Yazarlarından Cemil Süleyman (Alyanakoğlu), Antakya, 1991

 

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum