DİL YÂRESİ 2

27 Nisan 2013 0 yorum Dil ve Anlatım 1515 Görüntüleme

 

Reklam, ticarette çağımızın şüphesiz en önemli aracı. Ürününü pazarlama ihtiyacı hisseden her üretici dikkat çekmek ve daha kolay alıcıya ulaşmak için televizyon gazete, dergi, ilan panoları ya da el ilanları yoluyla ürün reklamı yapmaktadır. Reklamı yapılan ürünün alıcıya ulaşması şüphesiz hem daha hızlı ve hem de satılan ürün adedi daha çok olmaktadır. Bizim ele alacağımız konu elbette kireklamların ticaretteki yeri değildir. Reklamlarda Türkçenin nasıl kullanıldığı üzerinde durmak istiyorum.

 

“Promosyon”

Hemen hemen bütün alışveriş merkezlerinde “promosyon” kelimesini görüyoruz. Bu kelime dilimize Fransızca “promotion” kelimesinden geçmiş. Türk Dil Kurumu, promosyon kelimesi yerine “özendirme” kelimesini önermiş. Kelimenin açıklaması ise şöyle: “Bir malı geniş kitlelere tanıtmak ve o malın sürümünü sağlamak amacıyla yapılan çalışmalar.” Promosyonda amaç müşterinin ürüne dikkatini çekmek ve malın sürümünü arttırmaktır. Bize yabancı olan bu kelime yerine herkesin bildiği ve promosyon kelimesine oranla daha çok dikkat çekeceğini düşündüğüm “indirim” kelimesini kullanmak çok daha duyarlı bir davranış olurdu.

Aynı şekilde promosyon örneğinde olduğu gibi alışveriş merkezlerinin camlarına ya da ürün sergilerinde büyük puntolarla “şok , süper, mega indirim, hiper indirim” yazılarak müşterinin dikkati çekilmeye çalışılmaktadır. Bunlar da ayrı bir duyarsızlık ve özensizlik örneğidir. Bakkallarımızın, alışveriş yaptığımız yerlerin adlarını “market, süper market, hiper market, gross market” yapınca diğer alışverişle ilgili yabancı kelimeler in de dilimize yerleşmesi haliyle gecikmedi.

Ürün reklamının etkili yollarından birinin el ilanı olduğuna yukarıda değinmiştik. Geçenlerde caddede yürürken bir mobilya mağazasının ürün tanıtım ilanı tutuşturuldu elime. Yolda kitapçık şeklindeki ilanı okurken gözüme ilk çarpan cümle şu oldu: “Odesa, İlyada, Truva, Rose,Leon köşe takımlarından birini alana Lizbon Plazma ünitesi 599 TL yerine 299 TL” Bu cümleyi okuyunca bir an “acaba Yunan destanlarının anlatıldığı bir kitap mı aldım” diye geçirdim aklımdan. Kendi işçimizin, ustamızın ürettiği güzelim ürünlerimize neden yabancıların destanlarının, şehirlerinin adını veririz anlayamıyorum. Reklam kitapçığını karıştırdıkça buna benzer garipliklerin türlü örneğini gördüm. İşte birkaç örnek daha: “life koltuk takımı, Milano maksi takım, etna delüks, Paris koltuk takımı, rose delüks, elegant delüks, regal yemek odası, pera oturma grubu, elips yatak odası, flora baza …” Mobilya sektöründe dünyada sayılı ülkeler arasında olduğumuzu çoğu kez haberlerde, şurada burada duyarız. Kendi imzamızla dünyada tanınmak varken neden yabacı isimler altında şöhret olmayı isteriz, bu akıl bize nerden geliyor anlamış değilim.

Yukarıda saydığım ürün isimlerine her alanda daha yüzlercesini eklemek mümkündür. Günlük konuşma dilimize kadar yerleşen ya da yerleşme aşamasında olan bu kelimelerin yol açacağı tahribatı bugünden kestirmek çok da zor değildir. Küreselleşen dünyamızda iletişimin baş döndürücü hızını da hesap ederseniz diller arasındaki etkileşimin de ne kadar hızlı olabileceğini tahmin edebilirsiniz. Bu alışverişte Türkçenin genelde “alan” taraf olduğunu ne yazık ki içimiz parçalanarak gözlemliyoruz. İslamla tanıştıktan sonra dilimiz nasıl Arapça ve Farsçanın etkisine girmişse 19. yüzyıldan itibaren de dilimiz Batı dillerinin etkisinde kalmıştır. Tanzimattan sonra hızlanan Batıyı tanıma macerası beraberinde özellikle Fransızca ve İngilizce kelimelerinistilasını da getirmiştir. Kurtuluş Savaşı öncesinde Anadolu’yu değilse bile İstanbul’u ve Osmanlı aydınlarını, düşmandan önce düşmanın kelimeleri işgal etmeye başlamıştı.Bu işgalin etkilerini ne yazık ki Cumhuriyet de kıramamıştır. Düşmanın fiili işgali son bulsa bile dillerinin işgalinden kurtulamadığımız gibi daha fazla etkisinde kalmaya başladık. İlk zamanlar aydınlarla sınırlı kalan yabancı kelime kullanma hastalığı, bugün aydın, devlet adamı, bürokrat, gazeteci, televizyoncu, tüccar, iş adamı, esnaf, memur, ev hanımı vs. toplumun her kesiminde görülmektedir. Bu durumun hızlanmasına en büyük sebep ise kitle iletişim araçlarıdır. Özellikle televizyon yapımlarında özensiz ve yabancılaşmış bir Türkçenin kullanılması toplumun her kesimini olumsuz etkilemektedir.

İzlediği televizyonda, okuduğu gazetede, girdiği alışveriş merkezinde, sokakta, hatta çağın en rağbet edilen iletişim aracı genelağda (intermette)yabancı kelime bombardımanına uğrayan bir insanın bir zaman sonra onları (yabancı kelimeleri) benimsemesi çok normaldir.Girilen iş yerinin adı yabancı, alınan ürünün adı yabancı, binilen vasıtanın adı yabancı, kullanılan alet, araç gerecin adı yabancı olursa nihayetinde kullanılan dilin adı değilse de içi yabancı olur. Hatta öyle yabancılaşır ki, aslı Türkçe olan ya da Türkçeleştirdiğimiz bir çok kelime “pasha, whisne, efendy” örneklerinde olduğu gibi yabancı dil kurallarına göre yazılabilir.

Dildeki yabancılaşma reklam sektöründe değil elbette. Ancak reklam sektöründe kullanılan Türkçe, diğer iletişim dallarına oranla daha çok insanları daha çok etkilemektedir. Eğer Türkçe, reklam alanında dil hassasiyeti taşıyan kişilerin elinde ve dilinde kalırsa, Türkçemizin doğru kullanımının önü açılmış olacaktır. İlan panolarından, işyeri levhalarına, el ilanlarında, gazete ve dergi ilanlarına, televizyon ve radyo reklamlarına varıncaya dek kullanılan dilin yabancılaşmamış ve doğru bir Türkçe olması için gerekli denetim sisteminin muhakkak oluşturulması gerekmektedir. Bu denetim acil olarak reklam sektöründe başlatılmalıdır, ama zaman ilerledikçe diğer alanlarda da bir dil denetiminin yapılması daha yerinde ve gerekli olacaktır.

Dilimizin saygınlığının giderek kaybolduğunun bilmem farkında mısınız? Nasıl ki insanlara ikinci sınıf muamelesi yapılıyorsa dillere de bu yapılabilir. Bugün Türkçenin uğradığı haksızlık ve saygısızlık aynı zamanda ikinci sınıf bir dil muamelesi gördüğünün de kanıtıdır. Kendi varlığının yegane ispatı olan diline, kendi eli ve diliyle bunca haksızlığı reva gören acaba yeryüzünde başka bir millet var mıdır?

 

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum