Türkçenin Yazımında Kullanılan Alfabeler

11 Nisan 2015 0 yorum Dil ve Anlatım 434 Görüntüleme

 

TÜRKÇENİN YAZIMINDA KULLANILAN ALFABELER

 

Önceleri yazı, doğaüstü güçlerle ilişkilendirilen ve kaynağı konusunda yargıda bu­lunulmaktan çekinilen büyülü bir kavram olarak görülmüştür. Zamanla insanlar, en eski yazılı kaynaklara ulaşıp bunları çözmüşler ve yazı sistemleri arasında kar­şılaştırmalar yapıp yazının insan üretimi olduğunu kanıtlamışlardır. Birtakım kaya resimleriyle başlayan yazının macerası izlendikçe insanoğlunun ürettiği medeniye­tin macerası da ortaya çıkmaktadır. Kaya resimlerinin elbette bir yazı iddiası yok­tu; insan varlığının işaretlenmesi, belki de bir bellek oluşturma, ya da kalıcı olma düşüncesinin ilk yansımaları olarak değerlendirilmelidir. Bu kaya resimleri gelişe­rek zamanla insan dilinin, daha doğru bir anlatımla insanın kalıcı olmasına hizmet etmeye başladı, ancak dille yazının buluşması, insanlık tarihinin uzunluğu söz ko­nusu olduğunda çok kısa bir zaman dilimini kapsar. Yazı, bu kısa tarihine rağmen kalıcı ve görünür olmasından dolayı etkili olmuş ve zaman zaman dilin yerini aldı­ğı bile düşünülmüştür.

Tarihte Türkler kadar dillerini farklı alfabelerle yazmış başka bir millet olmadı­ğını söylemek abartı olmaz. Belgelerle izlenebilen yaklaşık 1350 yıllık süre boyun­ca Türkçe, 13 değişik alfabe ile yazılmıştır. Dünya dilleriyle kıyaslandığında durum daha iyi anlaşılacaktır: Avrupa dilleri başlangıçtan bu yana Latin alfabesiyle, Slav dilleri baştan beri Slav (Kiril) alfabesiyle, Arapça baştan beri Arap alfabesiyle yazıl­mış ve yazılmaya devam edilmektedir. Türkçe ise değişik dönem ve coğrafyalarda Köktürk, Soğd, Uygur, Mani, Brahmi, Tibet, Süryani, Arap, Grek, Ermeni, İbrani, Latin ve Slav (Kiril) alfabeleriyle yazılmıştır. Bunlardan Soğd, Mani, Brahmi, Tibet, Süryani, Grek, Ermeni ve İbrani alfabeleri belli tarihî dönemlerde kısa süreli olarak ve oldukça sınırlı çevrelerde kullanılmıştır. Geriye kalan Köktürk, Uygur, Arap, La­tin ve Kiril alfabeleri ise uzun sürelerle ve geniş coğrafyalarda kullanılmıştır.

Türkçenin bu kadar farklı alfabelerle yazılmasının nedeni, Türk milletinin yaşa­dığı hayat tarzıyla doğrudan ilgilidir. Türkler, çok erken devirlerden itibaren göçler ve fetihler nedeniyle Sibirya’dan İç Asya’ya, Ön Asya’dan Kafkaslar’a, Karadeniz kı­yılarından Orta Avrupa’ya kadar uçsuz bucaksız bir coğrafyaya dağılmış ve bunun sonucunda da pek çok halk ve kültürle karşı karşıya gelmiş, iç içe yaşamış ve kül­türel alışverişlerde bulunmuş, bazen de bu halklar içinde eriyip yok olmuştur.

Bütün tarih boyunca din, kültür ve medeniyet çevresi değişiklikleri, alfabe deği­şikliklerinin başlıca nedeni olmuştur. Tarihi tecrübe özellikle din ile alfabenin birbiriyle çok ilişkili olduğunu gösterir. Başka ülkelerin hâkimiyetinde yaşayıp kendini yönetme iktidarına sahip olamama da alfabe değiştirmenin bir başka sebebidir. Bu durumda istekli bir seçme değil, zorla kabul ettirme söz konusudur. Sovyetler Bir­liği döneminde Türk halklarının Kiril alfabesi kullanması bunun örneğidir.

Türkler şu anda da dillerini farklı coğrafyalarda üç ayrı alfabe ile yazmaktadır­lar. Bu alfabeler; Latin, Kiril ve Arap alfabeleridir. Türklerin tarihte ve bugün kul­landıkları alfabeleri genel hatlarıyla şöyle tanıtabiliriz:

 

 

Köktürk Alfabesi

Bugünkü bilgilerimize göre Türkçenin metinlerle izleyebildiğimiz tarihi boyunca, kullandıkları ilk düzenli, kuralları yerleşmiş yazı sistemi Kök­türk alfabesidir. Bu alfabe yabancı­larca Run harfleri, Yenisey Run harf­leri, Runik alfabe, Türk Run yazısı gi­bi terimlerle adlandırılmıştır. Ancak bu esrarengiz yazıyı okumayı başa­ran ilk araştırmacı olan V. Thomsen, “Türk alfabesi” olarak adlandırmıştır.

Bugüne kadar Köktürk alfabesiyle yazılan metinlerin ilk örneklerinin 7. yüzyıla kadar gidebildiği kabul edilmişken, yeni araştırmacılar çok daha eski tarihle­re giden yazıtlar bulmuşlar ve yazının dağıldığı coğrafyanın sınırlarının da yeniden çizilmesini gerektiren sonuçlara ulaşmışlardır.

 

Bugünkü Kazakistan sınırları içerisindeki Esik kurganlarında çıkan dört bin ci­varındaki buluntu içerisinde, üzerinde Köktürk harflerinin ilkel şekilleriyle yazıl­mış 26 harflik ibare olan bir taş vardır. MÖ 5.-4. yüzyıllara ait olan bu yazı, Kök­türk harflerinin kullanılma tarihini Or­hun yazıtlarından yaklaşık 1200 yıl, bugünden ise 2500 yıl geriye götür­mektedir.

Köktürk yazılı belgelerle Asya ve Avrupa’nın çok büyük bir bölümünde karşılaşılmaktadır. Bu durum, Köktürk yazı sisteminin oldukça uzun bir süre ve çok geniş bir coğrafyada kullanıl­mış olduğunun kanıtıdır. Köktürk ya­zısı, Uygur Kağanlığı ve Kırgız Kağan­lığı dönemlerinde de kullanılmıştır. Bu yazı çoğunlukla taşlar üzerine kazına­rak yazılmış olmakla birlikte Irk Bitig adlı eser gibi kağıda yazılmış ve gü­nümüze ulaşmış metinler de vardır.

Köktürk yazısının kökeni konu­sunda bugüne kadar pek çok kuram ortaya atılmıştır. Fakat bu kuramların hiç biri de bugün için herkesçe kabul görecek bir durumda değildir. Konuy­la ilgili uzmanlar tarafından bu yazı­nın kökeniyle ilgili olarak şu görüşler ileri sürülmüştür:

 

 

1.                     İskandinavyalıların ve Germenlerin kullandığı Runik yazıdan doğmuştur.

2.                     Grek yazısıyla ilişkilidir.

3.                     Küçük Asya’daki Yunan yazı sistemiyle ilişkisi vardır.

4.                     Sami yazısının etkileri görülmektedir.

5.                     Arami ya da onunla aynı kaynaktan çıkmış olan Pehlevi veya Soğut alfabe­sine dayanır.

6.                     İskandinav Run sistemiyle Arami sisteminin karışımıdır.

7.                     Arami yazısı ve Türk damgalarının karışımından çıkmıştır.

8.                     Türk damgalarından çıkmıştır.

9.                     Sogut ve Pehlevi yazısı etkileriyle beraber Türk damgalarından kaynaklan­mıştır (User, 2006: 35).

 

Köktürk yazısının kökeniyle ilgili tartışmalar sürmektedir ve henüz bir sonuca bağlanmamıştır. Ancak bu yazı yukarıda belirtildiği üzere Türkler tarafından ol­dukça uzun bir süre ve çok geniş bir coğrafyada yaygın olarak kullanılmıştır. Ay­rıca bu yazı sistemi, Türkçenin seslerini yazıya geçirebilme özelliği bakımından bugün kullandığımız Latin kökenli alfabe bir yana, tarih boyunca kullandığımız bütün alfabelerden daha yeterlidir.

 

Mani Alfabesi

Uygur kağanı Bögü 762 yılında Mani dinini kabul edip halkına da kabul ettirince Mani alfabesi, bu dini benimseyen Türkler tarafından kullanılmaya başlanmıştır. Bu alfabeyle yazılmış metinler Doğu Türkistan’da Turfan civarında bulunmuştur. Mani alfabesiyle yazılmış Türkçe metinler, genellikle dini içeriklidir ve fazla da değildir. Uygurlardan adı bugüne ulaşan şair Aprınçur Tigin, Maniheist Uygur çevresine mensuptur ve Mani alfabesiyle yazılmış bazı şiirleri günümüze kadar gelmiştir. Türkçenin yazımı için çok yetersiz olan bu alfabe, dar bir çevrede ve 8-9. yüzyıllar­da kısa süre kullanılmış din yoluyla gelen ilk alfabedir.

Soğut Alfabesi

Soğut kavmi ile Türkler arasındaki ilişkiler oldukça eski tarihlere gitmektedir. Bi­rinci Köktürk kağanlığı zamanında 6. yüzyılda dikilmiş olan Bugut yazıtının Soğut diliyle yazılmış olması, bu ilişkinin ve Türkler üzerindeki Soğut etkisinin açık gös­tergelerinden biridir. Soğutlar, Fars kökenli bir kavim olup Köktürkler ve Uygurlar devrinde bölge ticaretinde söz sahibidirler. Bu kavim, inanç ve siyasette de zaman zaman etkili olmuştur. Bugünkü bilgilere göre Soğut alfabesi 9. yüzyıla ait olduğu düşünülen Karabalgasun yazıtında Soğutça bölümün yazılmasında kullanılmıştır.

Türkçenin yazımında son derece yetersiz olan bu alfabe, 22 harften oluşur ve sağdan sola yazılır.

Bu alfabe Türklere 8. yüzyılda gelmiş ve kısa zamanda birtakım değişikliklerle Uygur alfabesi olmuştur. Türkçenin seslerini yazıya geçirmek bakımından çok ye­tersiz olan bu yazının Türkler tarafından kullanılmasının nedeni ticaridir. Uzun sü­re Türklerle iç içe yaşayan ve zaman içerisinde Türkleşen Soğutların yazı sistemi­nin asıl önemi Uygur alfabesinin kaynağını oluşturmasıdır.

Uygur Alfabesi

Ötüken bölgesindeki Uygurlar, bir taraftan Köktürk harfleriyle yazıtlar dikerek Köktürklerdeki geleneği sürdürürken, diğer taraftan Soğutlarla geliştirdikleri siyasi ve ticari ilişkiler sonucunda Budizm’e ve Maniheizm’e yöneliyorlardı. Dinî ilişki, yazının da değiştirilmesi sonucunu doğurdu ve Soğut yazı sistemi geliştirilerek Uy­gur alfabesi oluşturuldu. Uygur yazı sistemi, Köktürk alfabesi gibi taş ve kayalara kazınarak da kullanıldı.

Budist, Manici ve Hristiyanlığa ait metinler, mektuplar, hukuk belgeleri, yarlık­lar (fermanlar), astronomi ile ilgili metinler, takvim ve tıp metinleri, Türk halk ede­biyatı metinleri gibi çeşitli alanlara ait eserlerin yazıya geçirilmesinde kullanılan Uygur alfabesi, köken olarak Soğut alfabesinden türemiş olsa da kullanım alanları ve süresi dikkate alındığında bir Türk alfabesi kimliğini kazanmıştır.

Uygur alfabesi; Hitaylar, Moğollar, Mançular, Kalmuklar, Buryatlar gibi halkla­rın alfabelerine de kaynaklık etmiştir.

Moğol İmparatorluğu, sadece Uygur yazısını benimsemekle kalmamış, devlet kademesindeki danışmanlar hep Uygurlardan oluşmuş ve komşu devletlerle ha­berleşmede Uygur Türkçesi kullanılmıştır.

Uygur alfabesi, Fatih ve II. Bayezit devirlerinde Osmanlı sarayında da bilinen ve kullanılan bir yazı sistemidir. Fatih’in, Uzun Hasan’a yolladığı iki mektup bu al­fabeyle yazılmıştır.

Özellikle 11-15. yüzyıllarda Çağatay, Altınordu ve Kıpçak sahalarına ait bazı eserlerin Uygur harfleriyle yazılmış olması, bu alfabenin kullanılma süresinin uzun­luğunu ve kullanılma alanının genişliğini gösterir.

Türklerin İslam dinini kabul etmelerinin hemen ardından Uygur alfabesi terk edilip Arap harflerine ani bir geçiş yaşanmamış, uzun süre bu iki alfabe yan yana kullanılmıştır. Hatta bu alfabenin, 13. yüzyıldan sonra bir süre çok yaygın olarak kullanıldığı da anlaşılmaktadır.

Kısaca Uygur alfabesi, 8-17. yüzyıllar arasında Doğu Türkistan, Harezm, Altın ordu bölgelerinden İstanbul’a kadar uzanan geniş bir coğrafyada kullanılmıştır. Esasen toplam 18 harften oluşan bu alfabe de Türkçenin yazımı için son derece ye­tersizdir. Ancak uzun bir süre büyük bir kültür birikiminin taşıyıcısı olması ona ha­tırı sayılır bir önem ve değer yüklemiştir.

 

Brahmi Alfabesi

Daha çok Budist Uygurlar tarafından kullanılan Brahmi alfabesi Hindistan köken­li bir yazı sistemidir. Din dolayısıyla kullanılan alfabelerdendir. Hintçeden, Budizm ile ilgili kitapların Türkçeye tercüme edilmesi sebebiyle Uygurlara gelmiş, ancak Türkçe için kullanışlı olmadığından yaygınlaşıp benimsenmemiştir. Bu yazıyla ya­zılıp da bugüne ulaşan çok az metin vardır.

Tibet Yazısı

Türklerle Tibetliler arasında çok eskilere giden bir ilişki olduğu Köktürk yazıtların­dan anlaşılmaktadır. Türkler arasında Budizm’in yayılmasında da Tibetli misyoner­ler etkili olmuştur. Uygur kağanlığı döneminde Tibetlilerle ilişkilerin arttığının bir göstergesi olarak Tibet yazısının Uygurlar arasında kullanılmaya başlanması göste­rilebilir. Tibet yazısı da Uygurlarca Brahmi yazısı gibi çok kullanılmamıştır. Türk­çenin ses sistemine çok uygun olmayan bu yazı sistemi, çok sınırlı sayıda metnin yazılmasında kullanılmış ve kısa zamanda da terk edilmiştir.

 

Süryani Alfabesi

20. yüzyılın başlarında Doğu Türkistan’da yapılan araştırmalarda 17’si bugün yaşa­mayan 30 ayrı dilde, 24 farklı alfabeyle yazılmış binlerce metin bulunmuştur. Bu karışıklık ve çeşitlilik o coğrafyada pek çok halkın, kültürün, inancın birlikte yaşa­dığını gösterir. Bu yüzden de Uygur Türk Devleti, tarihin kaydettiği en hoşgörülü, düşünce ve inanç hürriyetine en saygılı devletlerinden biri olarak değerlendirilir. Belirtilen bu çeşitliliğin unsurlarından biri de Süryani alfabesinin bir kolu olan Estrangelo yazısıdır.

Hristiyan misyonerler Türkler arasına 2. yüzyılda girmeye başlamışlarsa da bu di­nin Türklerce kabul edilen Nasturi mezhebi 7. yüzyılda yayılmaya başlamıştır.

Doğu Türkistan’ın Turfan şehri çevresinde araştırma yapan bilim adamları, bu bölgede pek çok Nasturi kilisesine rastlamışlardır. Farklı alfabelerle yazılmış olan bu dine ait metinler, daha çok bu kiliselerde bulunmuştur. Bunların içinde Estrangelo (Süryani) yazısıyla yazılmış metinler de vardır.

 

İbrani Alfabesi

Tarihteki Türk devletlerinin yöneticilerinden, Museviliği yalnızca Hazar Devleti yö­neticilerinin seçtiği bilinmektedir. Uygurlarda olduğu gibi Hazarlarda da çok çeşitli dinler ve halklar  engin bir hoşgörüyle bir arada ve barış içerisinde yaşamışlardır.

Köktürk Devleti’nin en batı ucundaki bir Türk boyu olan Hazarlar, bu devletin hâkimiyeti zayıflayınca Kafkasların ve Karadeniz’in kuzey bozkırlarında kendi dev­letlerini kurdular. Çok dinli ve çok dilli bir siyasi yapıya sahip olan Hazarlarda Kök­türk alfabesi yanında İbrani alfabesi de kullanılmıştır. Ancak Hazarlardan günümü­ze bu alfabe ile yazılmış belge kalmamıştır. Bugün var olan İbrani harfli Türkçe bel­geler, Hazarların torunları olduğu kabul edilen Karay Türklerinden kalmadır.

İbrani alfabesi, inanç sisteminin etkisiyle Türkler tarafından kullanılmış alfabe­lerdendir. İbrani alfabesi 9. yüzyılda, Museviliğin Karay mezhebine giren Hazar Türklerinin bilhassa kağan sülalesince kullanılmış olmalıdır. 16. yüzyıldan beri İb­rani alfabesini kullanan Karaylar, bugün bu alfabeyi yalnızca dini metinlerinde ve ibadet amaçlı kullanmaktadırlar.

Ermeni Alfabesi

Ermeni harfli Kıpçak Türkçesi metinleri, özellikle Kafkaslarda ve Karadeniz’in ku­zeyinde karşımıza çıkar. Bu metinlerin Kıpçak Türklerinin hakimiyetinde yaşayan ve Kıpçakçayı ana dili olarak benimsemiş olan Ermenilere mi, yoksa Hristiyanlığı benimsemiş ve kilise yazısı olarak Ermeni alfabesini kabul etmiş olan Kıpçaklara mı ait olduğu konusu tartışmalıdır. Son zamanlarda ikinci görüş, yani bu metinle­rin Hristiyan Kıpçaklara ait olduğu görüşü ağırlık kazanmaktadır. Ermeni harfli me­tinler çoğunlukla dini konulu metinlerdir. Dar bir alanda din dolayısıyla ve kısa bir zaman diliminde kullanılan alfabelerdendir.

Grek Alfabesi

Bu alfabe, Anadolu’da Hristiyanlığın Ortodoks mezhebine bağlı Karamanlı Türkler tarafından 18-20. yüzyıllar arasında kullanılmıştır.

Kuzey Sami yazısından gelişen yazı sistemlerinden biri olan Grek alfabesi, Ka­ramanlı Türkçesinin ses sistemini tam olarak yansıtmamaktadır. Sınırlı sayıda insan ve dar bir alanda kullanılmış olmasına rağmen Grek alfabesiyle çok sayıda eser ve­rilmiştir. Anadolu, Suriye, Balkanlar ve Kırım’ın bazı bölgelerindeki Ortodoks Hris­tiyan Türkler tarafından kullanılmış olan bu yazı sistemi de din dolayısıyla gelen alfabelerdendir. Lozan antlaşmasıyla bu alfabenin kullanımı sona ermiştir.

 

Arap Alfabesi

Türklerle Müslümanların ilişkilerinin sıklaşması 8. yüzyıl başlarına kadar gider.

Müslüman tüccar kervanları, dervişler gibi İslam’ı yaymak için çabalayanların uğ­raşları sonucunda öncelikle Karluklar, Karahanlılar, İdil Bulgarları ve Oğuzlar ara­sında yayılan İslamiyet, Türklerin en uzun süreyle kullanacağı alfabeyi de berabe­rinde getirmiştir. Bu alfabe bir müddet Uygur alfabesiyle bir arada kullanılmıştır.

İlk İslami eserler olan Kutadgu Bilig, Divanü Lügati’t-Türk, Atabetü’l-Hakayık gi­bi Türkçenin önemli eserlerinin yazarlarının elinden çıkan nüshaları günümüze ulaşmadığı için Uygur mu, yoksa Arap alfabesiyle mi yazıldıkları konusu tartışma­lıdır. Ancak zaman ilerledikçe Arap alfabesinin kullanımı yaygınlaşmış ve gittikçe bu alfabe Türklerin en yaygın ve en uzun süreli kullandıkları alfabe konumuna yükselmiştir.

Arap alfabesi Türkler arasında İslamiyet’in kabul edilmesinden 19. yüzyıla kadar geleneksel şekliyle kullanılagelmiştir. 19. yüzyıldan başlayarak bu alfabenin Türk­çenin yazımında yetersiz olduğu yazılmaya başlanmış, özellikle ünlüleri göstermek­te kullanılan harf ve işaretlerin eksikliği en çok eleştirilen yön olmuştur. Çeşitli dev­letlerin egemenliğinde yaşayan ve Arap alfabesini kullanan Türk aydınları özellikle 19. yüzyılın sonlarıyla 20. yüzyılın başlarında alfabenin düzeltilmesi ve Türkçeye daha uygun bir duruma getirilmesi konusunda tekliflerde bulunmuşlardır.

Arap alfabesinin Türkler arasında oldukça uzun bir süre kullanılması ve din yo­luyla gelmiş olması Türk dünyasının çok büyük bir kısmında bu yazının kutsal ol­duğu düşüncesinin yerleşmesine yol açmıştır. Bu algı birbiriyle ilgisi olmayan ba­ğımsız iki olgunun (din ve yazının) birbirine karıştırılmasının da sebebi olmuştur.

Bu yüzden Tanzimat yıllarına kadar yazıya en ufak bir müdahaleden söz dahi edi­lememiş, ancak Tanzimat’tan sonra alfabe tartışmaları başlamıştır.

Türkçenin yazımında dünyanın çeşitli ülkelerinde bugün de kullanılan alfabe­lerden biri de Arap alfabesidir. Özellikle İslam coğrafyasında İran, Irak, Suriye, Af­ganistan gibi ülkelerde yaşayan ve ana dilleri Türkçeyi okuyup yazma imkanına sahip olan Türk toplulukları, dillerinin yazımında Arap alfabesini kullanırlar. Çin hakimiyetindeki Doğu Türkistan (Sincan Uygur Özerk Bölgesi) olarak adlandırılan ve Orta Asya Türk cumhuriyetlerine sınır olan bölgedeki büyük çoğunluğunu Uy­gurların oluşturduğu Türk halkları da kendi lehçelerini Arap alfabesiyle yazmaya devam etmektedirler.

 

Kiril Alfabesi (Slav Alfabesi)

En eski Slav kitaplarının yazıldığı iki alfabeden biri olan Kiril alfabesi, 9. yüzyılda oluşturulmuştur. Bu alfabenin Rus topraklarına girmesi 9. yüzyıl ortalarında başlar.

10. yüzyılda Hristiyanlığını Ruslar arasında kabul görmesi, Kuzey Karadeniz ile bü­tün Sibirya ve Orta Asya’nın da kaderini belirler. Rusların bu dini kabul etmelerinin önemli sonuçlarından biri alfabe ve yazı diline kavuşmalarıdır. Önceleri küçük şe­hir devletleri halinde yaşayan Ruslar, Altın Ordu’nun yıkılışı ile beraber siyasi bir güç olmaya ve Türk topraklarında yayılmaya başlamıştır. Rusların yayılmacı politi­kaları sonucunda Rus olmayan pek çok halk Hristiyanlaştırılmış ve zamanla da Rus­laşmalardır. Bu durumdan en çok etkilenenler ise hiç şüphesiz o coğrafyanın eski yerleşikleri olan Türk halkları olmuştur. Kiril alfabesi asimilasyon politikalarının bir aracı olarak kullanılmış ve alfabeleri Kirilleştirilen ilk Türk soylu halk Çuvaşlar olmuştur. Sibirya Türk halklarını Hristiyanlaştırmak amacıyla kurulan bir misyoner ör­gütü tarafından Yakut, Altay, fior Türklerinin konuşma dillerine Kiril alfabesini uy­gulamış ve mümkün olduğunca küçük parçalara ayırma düşüncesiyle her birinin konuşma dili, yazı dilleri haline getirilmiştir. Müslüman olmayan Türk halklarının konuşma dilleri, Kiril alfabesini kullanan yazı dilleri durumuna getirilirken Müslü­man Türk toplulukları içinde de bazı aydınlar Kiril harflerinin kabul edilmesi gerek­tiğini savunmaya başlamışlardır. Hatta bunlardan bir kısmı kendi halklarının dilleri­ne ait alfabe ve dil bilgisi kitaplarını Kiril harfleriyle yazıp yayınlamışlardır.

1926’da yapılan Bakü Türkoloji Kongresi’nde bütün Türklerin Latin alfabesini kullanması yolunda bir karar alınmış ve Çuvaşlar dışında kalan bütün Türk toplu­lukları bu kararı uygulamışlardır. Eski Sovyetler Birliğinde yaşayan Türk halkları­nın Rus-Kiril alfabesini kullanmaları yolunda Moskova’nın aldığı karar üzerine 1939’da AzerbaycanlIlar, Tatarlar, Yakutlar ve Hakaslar; 1940’da Kazak, Kırgız, Başkurt, Karakalpak ve Özbekler; 1943’te Tuvalılar ve 1957’de de Gagavuz Türkleri Latin alfabesini bırakıp Kiril alfabesine geçmişlerdir.

Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra bağımsız olan Türk Cumhuriyetlerin­den bir kısmı yeniden Latin alfabesini kullanmaya başlamıştır. Bugün Rusya Fede­rasyonu içerisinde yaşayan bütün Türk halklarıyla Kazakistan ve Kırgızistan Kiril alfabesini kullanmaya devam etmektedir.

 

Latin Alfabesi

Latin alfabesinin Grek alfabesinden doğduğu kabul edilmektedir. Bu alfabe, Türk- çenin yazılmasında çeşitli coğrafyalarda 14. yüzyıldan beri kullanılmaktadır. Türk­lerin kendi dillerini bu alfabeyle yazmalarına ise 20. yüzyıl başlarından itibaren rastlanır. Avrupalılar 14. yüzyıldan başlayarak Latin alfabesiyle pek çok Türkçe metin oluşturmuşlardır.

Osmanlı İmparatorluğu’nda Latin harflerini kabul etme düşüncesi ilk olarak 1868de ortaya atılmıştır, ancak çok sert tepkiler görmüştür. Latin alfabesinin kabul edilmesi yolunda olumlu düşüncelere sahip olan Sultan II. Abdülhamit’in şu de­ğerlendirmesi dikkat çekicidir: ”Halkım ızın okuma yazma bilmemesinde şaşılacak bir şey yoktur. Çünkü bizim yazımızın sırlarına alışmak kolay değildir. Latin alfa­besini almakla belki balkımızın işini kolaylaştırabilrriz”(User, 2006: 365).

Osmanlı devleti içerisindeki topluluklardan Latin harflerini ilk kullananlar Arna- vutlardır. Arnavutlar bu alfabeyi 1880’lerde yaygın olarak kullanmaktaydılar.

Osmanlı basınında özellikle 20. yüzyılın başlarında Latin alfabesinin taraftarları ve karşıtlarının büyük bir tartışmaya giriştikleri görülür. Birinci Dünya Savaşı yılla­rında duraklayan bu tartışmalar Kurtuluş Savaşının hemen ardından yeniden alev­lenmiştir. 1926-1927 yıllarında basında alfabe değişikliği ile ilgili pek çok yazı ya­yınlanır ve 1927’de alfabe değişikliği kararı alınır ve bu kararın uygulanması 1 Ka­sım 1928 tarihinde çıkarılan bir kanunla olur. Bu kararın alınmasında ve uygulan­masında elbette Bakü Türkoloji Kongresi’nde alınan karar da etkili olmuştur, çün­kü o kongreye Türkiye’den de temsilciler katılmış ve kararlar birlikte verilmiştir.

Arap alfabesinin Türkçenin ses sistemini karşılamaktan uzak bir yazı sistemi ol­duğu gerçeği Osmanlımn yetiştirdiği en büyük aydınlardan biri olan Katip Çelebi tarafından 17. yüzyılda ilk olarak dile getirilmiştir. Bu alfabenin yetersizliğini kabul eden bazı aydınlar da yazı reformundan bahsetmişler, ancak o dönemde bir sonuç alınamamıştır. Alfabe değişikliği ancak Atatürk’ün direktifleriyle ve TBMM’nin ka­rarıyla gerçekleşebilmiştir.

 

 

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum