ANLATIM VE ÖZELLİKLERİ

27 Nisan 2013 0 yorum Dil ve Anlatım 2302 Görüntüleme

 

1.Anlatıma Hazırlık

Bir duyguyu, düşünceyi, konuyu söz ya da yazı ile bildirmeye anlatım (ifade) denir. Düşüncelerin bir araya getirilmesiyle oluşan kompozisyon yazılı ve sözlü kompozisyon olarak iki şekilde düzenlenir. Konuşmaya dayalı kompozisyon sözlü anlatımı, diğer yazılı türler ise (roman, hikâye, makale, deneme…) yazılı anlatımı oluşturur.

Anlatım, hazırlık ve anlatış olmak üzere iki aşamalıdır. İyi bir anlatımın yakalanmasında, anlatımın başarılı ve etkin olmasında hazırlık süresinin verimli geçmesine bağlıdır. Hazırlık aşaması “buluş” ve “düzenleyiş” şeklinde gerçekleştirilir. Buluş, ele alınacak konuyla ilgili malzemelerin toplanması sonucunda, anlatılacakların zihinde canlanmasıdır. Düzenleyiş ise buluş esnasında zihinde canlananlar içinden gerekli olanlarının seçilmesi, bunların bir sıraya konması, yani “anlatılanların plânlanması”dır. Nitelikli bir buluş için okuma, dinleme ve gözlem yapma faaliyetleri yapılmalıdır.

Buluş aşamasından sonra düzenleyiş aşamasına geçilir. Hazırlanacak metnin türüne göre temelde üç çeşit düzenleme vardır:

Öğretici Metinlerin Düzenlenmesi

Olay Çevresinde gelişen edebî metinlerin düzenlenmesi

Coşku ve heyecanı dile getiren metinlerin düzenlenmesi

Öğretici metinler; bilgi vermek, ikna etmek,kanıları değiştirmek, uyarmak, düşündürmek, yönlendirmek, tanıtmak gibi amaçlarla kaleme alınan metinlerdir. Öğretici metinlerin düzenlenmesinde “giriş, gelişme, sonuç” bölümlerine dikkat edilmesi, anlatıcının işini kolaylaştırır. Metindeki düzen ve plan hem anlatıcının hem de okuyucu veya dinleyicinin verimliliğini arttırır.

Roman öykü gibi olay çevresinde gelişen edebî metinlerin düzenlenmesinde anlatıcı öncelikle metnini hangi bakış açısı (Kahraman anlatıcının bakış açısı, gözlemci bakış açısı, İlahi bakış açısı) ile oluşturacağına karar erir. Daha sonra anlatmaya nereden ve nasıl başlaması gerektiğini; olayların hangi noktalarını anlatacağını,, hangi kısımları okuyucunun anlayışına bırakacağını belirler. Olaya dayalı metinlerin serim, düğüm ve çözüm bölümlerinden oluştuğunu unutmadan bu planlama çerçevesinde metnini oluşturmalıdır.

Şiirlerde ve şiirsel anlatımı ağır basan metinlerde genel bir düzenleme yönteminden bahsetmek zordur. Bu tür metinlerde anlatıcının özgün bir anlatıma sahip olması, metnin değerini arttıran en önemli özelliklerdendir.

 

 

2.Anlatımda Tema Ve Konu

 

1-Olay Çevresinde Gelişen Edebi Metinlerde Tema ve Konu : Olay çevresinde gelişen edebi metinlerde konu-tema ayrımı yoktur.Bu tür metinlerde sadece tema kavramından söz edilebilir.Olay çevresinde gelişen edebi metinlerde tema,metnin olay örgüsüne hakim olan çatışmanın en kısa ifadesidir.Bir edebiyat terimi olarak çatışma,kahramanların durumları,amaçları,hareketleri,kişilikleri bakımından birbirlerine karşı olmaları sonucunda ortaya çıkan hayat karşıtlığıdır.Söz gelimi “Tahir ile Zühre” hikayesindeki temel çatışma olan “Birbirlerini seven Tahir ile Zühre’nin,bir arada olmak istemelerine birbirlerinin karşı çıkması ve türlü yolları deneyerek bu birlikteliğe engel olmaya çalışması”,aynı zamanda bu hikayenin temasıdır.

 

2-Öğretici Metinlerde Tema ve Konu : Öğretici metinler , “tema” , “konu” ve “ana düşünce” kavramları etrafında şekillenir.Öğretici metinlerde tema,metinde üzerinde durulan düşünce,bilgi,gözlem ya da haberin en genel,en soyut ifadesidir.Bir temanın konuya dönüştürülmesi,o temanın daha somut hale getirilmesine yani belli bir bağlamda kişi,yer,zaman ve durum bildiren sözcüklerle sınıflandırılmasına bağlıdır.Bir tema ne kadar sınıflandırılırsa metinde ele alınmaya o kadar uygun bir konuya dönüşmüş olur.Bu durumu bir örnek ile açıklayalım:Söz gelimi “geçim sıkıntısı” , konulaştırılmaya uygun bir konudur.Bu tema,metinlerde şu şekillerde sınırlandırıldığında birer konuya dönüşmüş olur:

 

– Geçim sıkıntısı çekerek yaşamanın zorluğu

– İstanbul’da geçim sıkıntısı çekerek yaşamanın zorluğu

– 2000’li yıllarda İstanbul’da geçim sıkıntısı çekerek yaşamanın zorluğu

– 2000’li yıllarda İstanbul’da iki odalı bir gecekonduda kalan bir ailenin geçim sıkıntısı çekerek yaşamasının zorluğu

 

Tema “metinde genel olarak neden söz edilmektedir?’ konu ise “ Bu metinde özellikle neden söz edilmektedir, bu metinde özellikle neyin üzerinde durulmaktadır?” sorularının cevabıdır.Bu sorulardan da anlaşılabileceği üzere tema genel,konu özeldir.

 

Ana düşünce metnin tamamının iletmek istediği düşüncenin en kısa ve yoğun ifadesidir.” Bu metinde asıl anlatılmak istenen nedir , yazar bu metni yazarak hangi mesajı vermek istemiştir?”

 

3-Coşku ve Heyecanı Dile Getiren Metinlerde Tema ve Konu : Coşku ve heyecanı dile getiren metinlerdeki tema-konu ilişkisi,öğretici metinlerdeki gibidir.aşk,ölüm,yalnızlık,yaşama sevinci,özlem,özgürlük vb. kavramlar,hayaller ve imgelerle dile getirilir.Böylece bu temaları belli bağlamlarda sınırlandırarak somutlaştırılır.İşte metinde somutlaştırılan bu temaya “ konu “ denir

 

 

Coşku ve heyecanı dile getiren metinlerdeki tema-konu farklılığını belirginleştirmek için aynı temada yazılmış birkaç şiiri inceleyelim.” Aşk “ , coşku ve heyecanı dile getiren metinlerin en eski temalarından biridir.Birçok şair , içinde bulunduğu zihniyet dünyasına , bağlı olduğu şair geleneğine ve kendi üslubuna göre temayı şiirlerinde ele almıştır.Ama teması aynı olan bu şiirlerin tümü birbirinden farklıdır.Çünkü bu tema , her şair tarafından farklı şekillerde konulaştırılmıştır.Bu şiirlerin tümünde aşk anlatılmıştır.Ama aşkları anlatılan kişiler,bu aşkların yaşandığı yerler,zamanlar ve bu aşkların nitelikleri birbirinden farklıdır.Şairlerin bakış açıları,sözcük seçimleri ve bu sözcükleri metinlerde kullanma yöntemleri(üslupları) da farklılık gösterdiğinden ortaya birbirinden farklı metinler çıkmıştır.

 

3.Anlatımda Sınırlandırma

 

İletişim,iletişimde yer alan ögelerin(gönderici,alıcı,ileti,gösterge,bağlam vb.) imkanlarıyla sınırlı bir etkinliktir. Birer iletişim etkinliği olan sözlü ve yazılı anlatımında da birtakım öğelerle sınırlandırılmış olması doğaldır.

 

Anlatıcının ; anlatımını , bağlam , kişi , zaman , ifade ve anlatma biçimiyle sınırlandırılması , metnin-konuşmanın anlaşılabilir ve değerlendirilebilir özellikler kazanmasını sağlar.Sınırlandırılmış bir anlatım ; neyin , ne kadar , nasıl anlatılacağının belli olmamasına , bu da savruk , düzensiz , hedefine ulaşamayacak bir anlatımın ortaya çıkmasına neden olabilir.

 

Başlık , bir metinde-konuşmada üzerinde durulan temanın-konunun sınırlandırılmış ve somutlaştırılmış göstergesidir.Başlıksız bir anlatım , tamamlanmamış bir anlatımdır.İyi bir başlıkta şu özellikler bulunmaktadır:

– Okuyucuda o metni okuma isteği ve merakı uyandırmalı , ilgi ve dikkat çekici olmalıdır.

– Metnin içeriği yansıtmalıdır.

– Kısa ve özlü olmalıdır

 

Anlatımın sınırlandırılması dört aşamalı bir eylemdir. Bunları şöyle gösterebiliriz :

1.Temanın konuya dönüştürülmesi

2.Anlatımın sözlü mü yoksa yazılı mı yapılacağına karar verilmesi

3.Anlatımın hangi metin türünün kurallarına bağlı kalınarak oluşturulacağına karar verilmesi

4.Anlatımda hangi anlatım türlerinin kullanılacağının belirlenmesi

 

4.Anlatımın ve Anlatıcının Amacı

Yazılı ve sözlü her türlü anlatımda anlatıcı ile okuyucu veya dinleyici arasında anlatımın amacı etrafında şekillenen bir ilişki vardır. Bir anlatıcıyı bir şeyler anlatmaya iten neden, o anlatımın amacıdır. Anlatıcı bir anlatıma girişmeden önce şu sorulara cevap bulmalıdır:

Ben bu anlatımı hangi amaçla yapacağım?

Bu anatımın muhataplarının yani dinleyici ya da okuyucuların nitelik ve seviyeleri nedir?

Anlatıcı, bu sorulara cevaplar bulduktan sonra “anlatımın oluşumu” aşamasına geçmelidir. Anlatıcı metnini oluştururken kendi durumuna göre dinleyici/okuyucularda oluşturmak istediği etkiyi belirleyebilir. Sözgelimi bir öykücü, “sevgi”temalı bir öykü yazarken kengi kurguladığı dünyanın içine okuyucuyu çekerek veya yaşadığı bir olayı sevgi teması etrafında birleştirerek okuyucuyu etkileyebilir. Aynı tema ile ilgili bir şair de, duygulanmalarını mısralar yardımıyla paylaşabilir. Yahut bir psikolog sevginin insanların ruh sağlığına olan olumlu etkilerini anlatarak insanların sevgiye daha sıkı sıkıya sarılmalarını sağlayabilir. Anlatımdaki amacımızı kendi konumumuza göre belirleyebilir, kullanacağımız dl teknikleri ve üslûbumuzu amacımız doğrultusunda şekillendirebilirz.

 

5.Anlatımda Anlatıcının Tavrı

Anlatımda anlatıcının tarzı; anlatıcının dış dünyaya bakış açısı ve ifade tarzı ile ilgilidir. Dünyada ortak birçok duygu, düşünce, hayal, olay ve olgu vardır. Mesela “aşk” teması dünyada birçok yazar, şair tarafından şiirlerde, öykülerde veya başka türlerde işlenmiştir. Ancak bu işleniş hepsinde de farklı farklıdır. Ak, kimilerince bir ıstırap ve hüzün sebebiyken kimilerince de mutluluk kaynağı olabilmektedir. Aynı şekilde “ölüm” teması sayısız şair tarafından işlenmiştir. Ancak hepsinin de “ölüme” yaklaşımı farklıdır; kimisi ölümü bir kurtuluş ya da bir kavuşma olarak görürken bir çoğu da “sevgiliden, eş ve dosttan ayrılış” olarak yorumlayabilmekte, mısralarında öyle yoğurmaktadır.

 

Anlatıcının olay, durum ve nesnelere bakış açısı anlatımda tavrı belirleyen birinci faktördür. Anlatıcının karakteri, eğilim ve eğitimi, yaşadıkları, tecrübeleri, birikimleri, ihtiyaçları, konumları olay, olgu, durum ve nesnelere bakış açılarını da belirlemektedir. Sözgelimi “yağmur” bir çiftçi için bereket kaynağı olabiliyorken bir sporcu için aynı olumlu etkiyi doğurmayabilir. Aynı meslek gruplarındaki insanların bile aynı duruma karşı yaklaşım ve tavırları bir olmayabilir. Yine “yağmur”dan devam edersek; tarlasını yeni sulamış bir çiftçi için yağmur, kaygı sebebi olabiliyorken, tarlası susuz bir çiftçi için yağmur sevinç kaynağı olabilir. Bu sebeple olay ve nesnelere bakış açılarımız anlatımımızdaki tavrımızı da belirler.

Anlatım tavrını etkileyen ikinci faktör de anlatıcının ifade tarzıdır. Kimi anlatıcılar konularını belge dayanak ve nesnellik içersinde anlatmayı tercih ederlerken, kimileri de daha samimi ya da öznel bir anlatımı tercih edebilirler. Anlatım tarzlarını üç grupta toplamak mümkündür:

 

a)Öznel-Nesnel Anlatım: anlatıcının duygu, düşünce ve sezgilerine dayalı anlatım öznel bir anlatım; genel ve kanıtlanabilirlik niteliği taşıyan anlatımlara ise nesnel anlatım denir. Öznellikte “bence”, nesnellikte ise “herkesçe” bir kabul ve görüş söz konusudur. “Hüseyin Nihal Atsız, Türk Edebiyatı Tarihi adlı eserinde Türk destanlarını çok güzel ve işlek bir Türkçeyle, başarılı bir biçimde anlatmıştır” cümlesinde Nihal Atsız’ın eseriyle ilgili kişisel bir görüş belirtilmiş bu sebeple bu cümle öznel bir cümledir. Aynı cümle “Hüseyin Nihal Atsız Türk Edebiyatı Tarihi adlı eserinde Türk destanlarına da değinmiştir” şeklinde söylenseydi genel bir ifade kullanılmış olduğundan nesnel olacaktı.

b)Somut –Soyut Anlatım: Gözlemlenebilen, ölçülebilen ya da duyu organlarıyla algılanabilen kelimeler kullanılarak yapılan anlatıma somut; soyut kavramların kullanıldığı (düşünmek, hayal, insanlık vs..) ve soyut temaların hakim olduğu anlatımlara da soyut anlatım denir. Mesela “su” temalı bir metinde suyun oluşumu, özellikleri, canlılar için önemi gibi konular somut anlatıma daha uygundur ve böyle bir metin somut anlatımlı bir metindir. Yine “su” temalı bir şiirde imgeli, kapalı ve mecazlı bir anlatıma başvurulabilir. Çağrışım değeri yüksek, söz sanatlarıyla örülü metinlerde soyut anlatım çokça görülür. Aşağıdaki şiir soyut anlatıma örnektir:

 

SU

Bir gün, bir uzun gün hep denize baktık
Miller ve ağırlıklar bitti
Gelip geçmeler bitti, gemilerin
Beyaz ve kocaman gövdeleri
Gözün kahverengi suyuna geldik.

Palamutlar yaktık, çalılar her zamanki gibi
Süsledi bizi bu ufak değişiklik
Çok ağır bir şeydi gün dörtgenleri üstümüze düşen
Aydınlıktan kopan aydınlıktan kesilen
Ağır mı ağır
Kaldık ne kadar kaldıksa böyle
Sonra gün diye bildiğimiz ne varsa akıtıldı
Duvarlar, sarmaşıklar, evler akıtıldı
Güneşler, hızarlar, kıymıktaneleri
Vinç sesleri, çekiç sesleri bir bir.

Edip Cansever

c)Doğrudan-Dolaylı Anlatım: Bir anlatıcının başkasından öğrendiklerini, duyduklarını ifade etmek için başvurduğu anlatıma dolaylı; kendi gördüklerini, işittiklerini, duyu organlarıyla algıladıklarını ve deneyimlerini ifade etmek için başvurduğu anlatıma doğrudan anlatım denir. “Atatürk, Yurtta ve dünyada barış diyerek, barışın yurt ve dünya için önemine değinmiştir.” cümlesi dolaylı anlatıma örnektir. Çünkü burada anlatıcı Atatürk’ün bir sözünü kendi cümlesi içinde nakletmektedir. Anlatıcı bunu yaparken “diyerek” zarf-fiilini kullanarak Atatürk’ün “yurtta barış, dünyada barış” sözünü kendi cümlesiyle birleştirmiştir. “Atatürk, barışa verdiği değeri ‘yurtta barış dünyada barış’ sözüyle belirtmiştir.” cümlesi ise doğrudan anlatıma örnektir. Bir sözün biçimsel değişiklikler yapmadan olduğu gibi aktarılması doğrudan anlatımı, zarf-fiil ve sıfat-fiillerle biçiminde değişiklik yapılarak aktarılması da dolaylı anlatımı ifade eder.

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum