ÖĞRET SEN

27 Nisan 2013 0 yorum Şiir , Şiirlerim 921 Görüntüleme

 

Sevgili öğretmenim, her 24 kasımda elimde bir buket çiçek ve hem ederi ve hem de manevi değeri yüksek hediyelerle kapına gelmeyi çok istedim. Ancak, seni sadece “bir” güne sığdırmak, seni sadece “bir” gün hatırlamış olmak düşüncesi beni fena halde muzdarip ediyordu.

Ne olur kusura bakma! Varlığın üzerinde, siyasi ve ticari bir sürü tartışma ve hesap yapılıyorken; ama yine de seni o gün, kimse yere göğe sığdıramıyorken benim sana yapabileceğim en güzel şey, seni “anlamak” olacaktır. Üç yüz atmış dört gün öğretmen olduğunu hatırlamayanların üç yüz atmış beşinci gün elinde güllerle kapına varmaları neye yorulmalıysa ona yorulsun.

Bana erdemi, irfanı öğret; üç yüz altmış beş gün kapındayım. Değerim ancak eteğine sıçrayan bir çamur kadardır. Aydınlığında yunayım, arınayım; bana en büyük saadet budur. Sana borçlu oluşum bana öğrettiklerin dolayısıyla değildir, varlığın eşiğinde olmama tek sebeptir. Yüce ilmi, hakikâti bizlere bağışlayan her kelâmın dünyanın paha biçilmez hazinelerine eş değerdir. Kılıcında dünyayı titreten mübareğin, bir harf karşısında kırk yıl köle olması, önümüzde sana olan tutkunluğumu perçinleyen bir kitabe gibidir. Zıpır gençlerin “hoooocaaammm” diye ağızlarını gevrete gevrete ünvanını zikretmeleri elbette sana yakışır bir hitap değildir. İrfan pınarından kaplarını dolduramayan nasipsizlerin çokluğu, senin eksikliğinden değildir. Kusur, maddeyi mânânın önünde koşturan, değersiz bir camı pırlantaya değiştirenlerdedir! Çağımızın her ulvî kıymeti değersizleştiren makineleri, edebi kovalayan ve onun yerine kurulan arsızlığı, bir meziyetmiş gibi çarşıda pazarda her yerde anlatılan hırsızlığı elbetteki neye talip olduklarını bile bilmeyen talabelerine de bulaşmış durumda. Bu sebepledir ki, sana olan seslenişleri, davranışları, tutumları erdemli, edepli bir talebe gibi değildir.

Kaybettiklerimizin yekünü kazandıklarımızdan baskın. Hâl, iç güveyisinden bile hallice değil artık. Bu 24 Kasımda da sana yaraşır sözler bulamadım öğretmenim. Amma söz, gelecek için umudumu muhafaza edeceğim. Varlığına her gün şükredip, senden arzu etiğin ölçüde istifade edeceğim. Ha, belki çiçekle galemedim kapına ancak şimdi sana bir şiir hediye edeceğim. Kabul et ne olursun, her şeye rağmen “Öğretmenler Günün kutlu olsun!

 

ÖĞRET SEN

Öğret bana yakını uzağı,

Öğret bana önümdeki tuzağı.

Bilmeyi bilmem, bilmem sevmeyi,

Ne olur öğret bana öğrenmeyi.

 

Öğret, ilk harfimi ilk hecemi,

Ellerim çok küçük dilim acemi.

Öğret bana ana sütümü dilimi,

Koşar adım alayım Çin’deki ilimi.

Ne olur, bedenimdeki sırdan haber ver;

Öğret bana yüce kitap ne der.

Bilmem ben neye açım neye tokum,

Nasıl var olmuşum ne zaman yokum.

Bileyim beni var eden anamı ecdâdımı,

Tarihte kimdim, öğreneyim ilk adımı.

Bayrağım neden kırmızı, niye var hilâlim,

Mavi göklerde mi dalgalanır istiklâlim?

 

Bilmek en soylu eylem, büyük erdem.

Ne kuru bir söz olur “sayende bildim” desem.

Bildim, bildim ve şuna inandım;

Kirimden, pasımdan nurunla arındım.

Cefa sende öğretmenim, bizde yok vefa,

Sen ne kadar öğretsen az deriz her defa.

 

Bana her şeyden haber ver, her şeyi öğret sen,

Azdır yine de nazarımda ne kadar öğretsen!

23/11/2010

 

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum