Türkiye’de Yazılı Anlatımın İflası

27 Nisan 2013 0 yorum Dil ve Anlatım 1302 Görüntüleme

Türk Dili’nin 2012 Mart sayısında, biz Türkçe ve Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenleri başta olmak üzere bütün öğretmen ve öğrencileri yakından ilgilendiren Salim Durukoğlu imzasıyla bir makale yayımlandı. Öğrencilerin Türkçeyi kullan-ama-maları üzerine kaleme alınmış ve yazarın şahsi tecrübeleri ile de desteklenmiş güzel bir yazı. Özellikle okullarda yazılı sınavlarda uygulanan test tekniğinin öğrencilerin anlatım gücüne olan olumsuz etkileri üzerine çarpıcı değerlendirmelerde bulunuluyor. Bırakın ilköğretim ve ortaöğretim öğrencilerini, üniversitelerin Türkçe bölümlerinde okuyan öğrencilerin bile doğru dürüst cümle kurup, düşüncelerini anlatamadıklarından yakına yazar, üniversitede yaptığı sınav örneklerini de tarayıp yazısına eklemiş. Biz de bu yazıyı ilginizi çekeceğini umarak sitemize alıyoruz.

 

*İki Kanıt Bir Kanı ve Bir Tanı:

Türkiye’de Yazılı Anlatımın İflası

 

Zihnen ve bedenen sağlıksız beslendiğinin saptaması ve tescili niye­tine, test ve tost nesli olarak nitelediğimiz Türk gençliği; bütün eği­tim – öğretim hayatı boyunca, yanlış ama kolay olana teslimiyetin bir göstergesi olan test usulü ölçme değerlendirme sınavlarına tabi tutularak tek yönlü bir dil becerisi ile yetiştirilmektedir. Öznemiz Türk dili olduğu için özelde Türkçe ama genelde bütün dünya dillerinin eğitim ve öğretiminde, ana dili eğitiminde, dil öğretimi iki ana ve temel dil becerisi üzerine bina edilir: Anlama ve anlatma becerisi. Aşağıdaki dil öğretiminin çıkış noktası olan şemada, dil öğretiminin ana ve ara becerileri, etkinlikleri özetlenmiştir:1

 

D İ L Ö Ğ R E T İ M İ

A N L A M A – A N L A T M A

O k u m a – D i n l e m e – Y a z m a – K o n u ş m a

Testler sadece anlama becerisini, dolayısıyla okuma becerisini geliştirir ama anlatma yani yazma ve konuşma hatta dinleme becerisine kalıcı ve an­lamlı katkılar sağlamaz. Kalemi yalnızca şık işaretlemek için kullanan öğren­ciler, yazı yazmaları istendiğinde, -tıpkı, sadece dinlediği için kulak ezberi olan ama hiç denemediği için el ezberi olmadığı hâlde saz çalmaya kalkan halk ozanı, sanatçısı gibi- donup kalır ve neredeyse hayatlarında bu türden deneyimleri hiç olmayan insanların zayıflığı ve yetersizliği ile bocalarlar.

Aşağıdaki Türkçe Öğretmenliği 1. ve 4. sınıf öğrencilerine ait olan sınav kâğıtlarının incelenmesi binlerce örnekle durmaksızın çoğalan bu konu hakkın­da yeterli fikir verecek, konunun anlaşılmasını sağlayacak, fazla söze gerek bı­rakmayacak niteliktedir. Bu örnekler kesinlikle uç örnekler değildir ve toplam­da yüzde doksanlara ulaşan öğrenci nüfusu, bu türden yetersizliklerle doludur:

Test sınavlarının yazılı anlatım becerisini ve kazanımlarını ne denli kös­teklediği konusuna dönersek tek yönlü bir dil becerisinin geliştirildiği ve sı­nandığı testler, en fazla, Ömer Seyfettin’in “1/2” hikayesinde2 anlattığı tür­den benzetimle, yarım öğrenciler, yarım öğretmenler; “yarım imamın dinden,yarım hekimin candan” ettiği türden örneklerin çoğaldığı, yarım yamalak iş yapan meslek sahipleri yetiştirir. Her meslek üyesinin işini yarım yapabildiği bir ülkede “Âlim bozulunca âlem bozulur.” sözü gerçeklik ve geçerlilik ka­zanır. Dil ve anlatım sorunlarının savsaklanması veya görmezden gelinmesi, Eski Çağ bilgesi Konfüçyüs’ün, ülke yönetimini üstlenince işe dilden başlama önceliğini ve önerisini, toplamda ise insanlıktan miras binlerce yıllık dene­yimleri yok sayma ve görmezden gelme aymazlığına dönüşür.

Toplumun “orta direk” diye tabir olunan geniş kesimlerinin tek eğlence­sinin ve kültürlenme (!) aracının televizyon olduğu bilinir ve söylenir. Yılların deneyimli mizah ustası, Olacak O Kadar izlencesinin bir bölümünde test sis­teminin, öğrenci zihninde yol açtığı kalıcı zarara, tahribata, güldürürken dü­şündüren güzel bir eleştiri getirmişti. Bir aile ortamı içinde akşam yemeği ha­zırlanmış, baba (Levent Kırca) üniversite sınavlarına hazırlanmak için durma­dan test çözen oğluna aç mısın, yemek yiyecek misin, diye sorar ve ne cevap vereceğini bilemeyen çocuk afallar, bocalar. Baba anladım der, yoktan seçmeli değil çoktan seçmeli sınavlara alışmış ve şartlanmış çocuğuna seçenekleri sunar: a)Yerim b) Tokum c) Sonra yerim d) Hiçbiri… Çocuk hemen atılır, a şıkkı, yerim der. Test tipi sınavlar seçenek vermeden düşünemeyen, düşünse de ifadeye dökemeyen, sönük, donuk, mekanik zekalı ve düşünceli gençler yetiştirdiği için buralardan başlayan ama bitmeyen, uzmanlarca yöneltilen, uzayıp giden eleştiriler listesinin de muhatabıdır. Yazılı kültürü, metinleri tüketen ama üretemeyen, bu nedenle de istenmeyen bir kuşağın varlığının en önemli ve ilk akla gelen nedeni test tipi eğitim sistemidir.

Hepimizin hayatı kendimizce önemlidir ve yazsak roman olur. Oysa bu değerli hayatlarını yazma, yazarak anlatma becerisini, sadece milletler ve on­ların dillerinin bekası için son derece önemli olan birkaç yazar gerçekleştire­bilir. Bu zamanın ve eğitim öğretim sisteminin ürünü olan gençler, roman ola­cak hayatlarından bir öykü hatta bir küçürek öykü bile çıkaramazlar çünkü değil cümle kurmayı, kelimelerin çoğunu dahi yazamamaktadırlar, dil ve an­latım becerisi olarak ilkokul birinci sınıfın becerilerini sergilemekten yoksun çok sayıda üniversite öğrencisi vardır. Örneğin noktadan sonra büyük harfle başlama ilkokul birinci sınıfta öğretilir ama üniversitede okuyup noktadan sonra küçük harfle devam eden, hece bölme ilkokul üçüncü sınıfta öğretilir ama üniversitede hece bölemeyen öğrenciler vardır. Birçoğu okudukları ku­rumun adını bile “ünüversite” diye yazar vs., vs., vs…

 

 

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum