MEHMET AKİF VE TEVFİK FİKRET’İN “ZANGOÇ-MOLLA SIRAT” KAVGASI

27 Nisan 2013 0 yorum Servet-i Fünûn Edebiyatı 789 Görüntüleme

 

MEHMET AKİF VE TEVFİK FİKRET’İN “ZANGOÇ-MOLLA SIRAT” KAVGASI

Türk edebiyatında yazar ve şairlerin birçok fikir tartışmasına şahit olmuşuzdur. Namık Kemal ve Ziya Paşa arasında “Harabat” ve “Tahrib-i Harabat”, Ahmet Mithat Efendi ve Servet-i Fünûncular arsında “Dekandanlık”, Recaizade Mahmut Ekrem ve Muallim Naci arasında “Abes-Muktebes” ve beraberinde “eski-yeni” tartışması gibi. Ancak Mehmet Akif Ersoy ile Tevfik Fikret arsında cereyan eden kısaca “zangoç-molla sırat” diye özetleyebileceğimiz kavga yukarıdakilerden biraz farklıdır.

Tevfik Fikret II. Abdülhamit’in saltanatının son yıllarına doğru kin ve nefret duygularıyla yoğrulmuş iki şiir yazar: Sis ve Tarih-i Kadim. Birincisinde Doğrudan doğruya II. Abdülhamit’in baskıcı yönetimine ve bu yönetime payitahlık yapan İstanbul’a kin kusar. Tarih-i Kadim şiirinde ise nefretin yönü tarihe, savaşlara ve inaçlara özellikle İslamiyet’e çevrilmiştir:

Ne zaman geçse bir ketîbe-i şan

Daima reh-güzâra hûn-efşan

Bir bulut, sâye-bar olur mutlak

Başta en başta kanlı bir bayrak,

Onu kanlı bir tâc eder ta’kib,

Sonra hûnîn vesâit-i tahrib:

Mızırak, yay, kılıç, topuz, balta,

Mancınık, top sapan, tüfek… arada

Her şeref yapma, her saadet pîç;

Her şeyin ibtidâsı, âhiri hiç.

Din şehid ister, âsüman kurban,

Her zaman her tarafta kan, kan, kan!…

Kahramanlık… Esası kan, vahşet.

Beldeler çiğne, ordular mahvet;

Kes, kopar, kır, sürükle, ez, yak, yık:

Ne “Aman!” bil, ne “Ah!” işit, ne “Yazık!”

Fikret, 212 dizelik bu manzumesinde yukarıdaki örneklerde olduğu gibi Osmanlı tarihini, savaşlarını, kahramanlıklarını hümanist bir yaklaşımla eleştiriyor ve “esası kan ve vahşet” olarak niteliyor. Şair şiirinin ilerleyen bölümlerinde barış ve adaletin olduğu bir dünyaya özlem dyduğunu belirtir ve özlediği dünyada kul ile Tanrı’yı birbirinden ayıran bir din de istemez.[1][1]

Ben benim, sen de sen; ne Rab, ne ibâd

Tevfik Fikret özlemini kurduğu böyle bir dünyayı kurabilecek bir Tanrı da göremez ve böyle bir hiddetle Tanrı ve din hakkındaki inkârcı tavrını takınıverir:

Sâhib-i kâinat… Evet gerçek,

Sâhib-i kâinat olan ceberût (zorba),

O takarrüb-şiken likâ-yı sâmut (o asık yüz ki yaklaşılmaz yanına)

O fakat aslı hep bu kavgaların…

Fahri Güven 29 Ekim 2006 tarihli Millî Gazete’deki köşesinde; Fatin Gökmen Hocanın (1877-1956 yılları arasında yaşamış Kandilli Rasathanesi kurucularından olan bilim adamı ve siyasetçi) Tevfik Fikret’in bu şiiri bir bunalım esnasında yazdığını, şiiri kimseye vermemek kaydıyla arkadaşına teslim ettiğini -ki bu arkadaşının Rıza Tevfik Bölükbaşı olduğu söylenir- daha sonra bu şiirin elden ele yayıldığını; bu şiirdeki düşüncelerin bir cinayet olduğunu kabul ettiğini ve pişmanlık duyduğunu söylediğini aktarır.[2][2]

Mehmet Akif Ersoy, bu şiirden tam yedi yıl sonra “Süleymaniye Kürsüsünde” adlı şiirinde Tevfik Fikret’e karşılık vermiştir. [3][3]

Robert Kolej’deki sanat dâhisinin kalemi
Vurur bu darbeyi isterse. Çünkü haddine mi
Hükümet’in ona kalkıp da itiraz etmek?
Herifte bandıralar çifte, tek de olsa direk
!

Ya nazlanırsa? Evet, nazlanırsa yalvarırız…

Niyaza pek yüzü yoktur, hemen kanar yalnız,

Dehâların çoğu ekzantrik (“tahtası eksik” manasında) ya hani,

Bu ‘personaj’da (mühim şahıs) var bir deli kılıklı mani!

Deyip de zangoca (çan da çalan kilise hizmetlisi) başvurdular. O mecnun da

Mukaddesatına halkın, ibâda, Mabûda

Savurdu pencereden havruz (pislik oturağı) uğratırcasına

Gelip gelip tıkanan levsi (pislik) pis karîhasına! (fikir)

Ne var ne yoksa mukaddes onunla bitti demek!

Gençliğe hak veririm… çünkü üç beyinsiz inek

Yazıp dağıttı o isyan beratını;

Çocukların yüreğinden kopardı imanı[4][4]

Üdebânız hele gayetle bayağ mahlukaat…

Halkı irşad edecek öyle mi bunlar? Heyhat!

Kimi garbın yalınız fuhşuna hasbî simsar;

Kimi İran malı der, köhne alır, hurda satar!

Eski divanlarınız dopdolu oğlanla şarab;

Biradan, fahişeden başka nedir şi’r-i şebab?

Serseri: hiçbirinin mesleği yok, meşrebi yok;

Feylosof hepsi; fakat pek çoğunun mektebi yok!

Şimdi Allah’a söver… sonra biraz bol para ver:

Hiç utanmaz; protestanlara zangoçluk eder![5][5]

Mehmet Akif, dini inançları sağlam, sanatını da inançlarının emrine vermiş bir sanatçıydı. Tevfik Fikret’in, kendisince en kutsal saydığı değerlere saldırması elbette karşılıksız kalmamalıydı. Akif’in Fikret’e öfkesi o kadar şiddetli ki, şiirindeki üslûbu genel tartışma zeminin çok dışına çıkmış hatta hakaret boyutuna varmıştı. Zira onu para karşılığında kiliselerde zangoçluk yapmakla suçlamakta; deli kılıklı, tahtası eksik sıfatlarıyla nitelemketedir. Akif, şiirinin sastır araları dikkatlice okunduğunda, bu şiirde sadece Fikret’e değil onun etrafında toplanan gençlere (servet-i Fünûnculara) da çatmaktadır. “Feylosof hepsi; fakat pek çoğunun mektebi yok!” dizesi kanatimizi doğrulayan güçlü ipuçları vermektedir. Ayrıca “Tarih-i Kadim” şiirini elden ele dağıtanları “üç beyinsiz inek” olarak nitelemektedir. (Akif, şiiri dağıtan kişinin Rıza Tevfik Bölükbaşı olduğunu duymuş olmalı ki, “feylosof” sözcüğünü şiirinde özellikle belirtmiş. Hatırlanacağı üzere Rıza Tevfik’in edebiyat çevresindeki lakabı “feylosof”tur)

Tevfik Fikret, Mehmet Akif’in “Süleymaniye Kürsüsünde” şiiri yayınlandıktan yaklaşık iki yıl sonra “Tarih-i Kadime Zeyl” adıyla bir şiir yazar(Kasım 1914). Bu şiir Mehmet Akif’in “Zangoç” yakıştırmasına bir cevaptır. Tevfik Fikret, bu şiirinde ilk şiirinin aksine daha sakin bir tavır içindedir. Şiirin adının altında “Bir Cevap” alt başlığıyla yayımlanan bu şiir, 80 dizeden oluşmaktadır. Bu şiirde Fikret, Akif’in hiddetinin aksine ona saygılarını sunarak başlar:

Buyuruluyor ki:

“Şimdi Allaah’a söver, sonra biraz bol para ver,
Hiç utanmaz pirotestanlara zangoçluk eder”
(Safahât, II)

Ben ki üç beş pulu tercihinden

Pirotestanlara zangoçluk eden

Şairim… Ziver-i Kürsî-yi Yakîn

Şair-i müctehîd-i din-i mübîn.

Hazret-i Molla Sırat’a ebedî

İhtirâmâtımı takdîm ile bî

Bî-terddüd diyorum: “Zangoçluk”

Lutf-i tavsifine şâyân olduk:

Lakin aldanma sakın üstâdım,

Ben de bir parça muvahhid zatım.

Bana anlatma o ra’nâ dini:

Bilirim ben de senin bildiğini.

Okudum ben de kitab-ı gabı;

Dinledim ben de itâb-ı gaybı

Ben ne ma’bud ne muabbid bilirim:

Kendimi hilkâte âbid bilirim.

Gökte binlerce mesâcid görürüm,

Onda vicdânımı sâcid görürüm.

Doğruluk , hubb ü vefâ, mahviyyet;

Merhamet, hayr ü hamiyyet, nasfet.

Sonra bir şaire zangoç dememek

İşte vicdânıma bunlar mahrek.

Düşünüp işlemek âyinimdir,

Yaşamak dini benim dinimdir.

Mü’minim varlığa imânım var,

Her kanat bir melek eyler ikrâr.

Enbiyâdan yaşarım müstağnî

Bir örümcek götürür Hakk’a beni.

Dîn-i hak bence bugün dîn-i hayât;

Sen ne dersin buna hey Molla Sırât?[6][6]

Tevfik Fikret, Mehmet Akif’in “Sırat-ı Müstakim” dergisinde yazması sebebiyle ona “Molla Sırat” diye seslenmektedir. Tevfik Fikret’in; Akif’in, “serseri, zangoç, inek, utanmaz” nitelendirmelerine sadece “Molla Sırat” yakıştırmasıyla karşılık vermesi; daha sakin ve suçlamalara karşı ağırbaşlı, açıklayıcı bir üslûp takınması elbette hayrete şayandır. Fikret’in Mehmet Akif’e cevaben yazdığı şiirde Akif’e karşı daha sakin bir tavır takınarak karşılık vermesinde Tarih-i Kadim şiirini yazmış olmaktan dolayı duyduğu pişmanlık etkili olmuş olabilir.

Tevfik Fikret, Servet-i Fünûn Döneminden sonraki şiirlerinde Servet-i Fünûn Döneminin ferdiyetçiliğinden sıyrılarak toplum sorunlaraına daha duyarlı şiirler yazmaya başlamıştı. Hatta Haluk’un Defteri adlı şiir kitabında oğlu Haluk’un ağzından Türk gençlerine ahlâkî öğütler veriyor; o günün gençlerine yönelik “Ferdâ” örneğindeki gibi şiirler yazıyordu. Kız çocuklarının okutulmasına yönelik “Bir Kız Mektebi İçin” başlığıyla şiir yazıyor, kız çocuklarını okutmayan milletleri oğullarını manevi öksüzlüğe terk etmekle vasıflandırıyordu. Eğitime önem vermek, haksızlıklara boyun eğmemek (Han-ı Yağma), milletin birliğinde çare bulmak (Fikret’in “Millet Şarkısı” şiiri)gibi temalarda; şiirde aruzu ustaca kullanmak ve manzum şiir geleneğini yaygınlaştırmak gibi şiirin şeklî hususlarında birleşen Türk edebiyatının bu ünlü iki şairinin, din konusunda anlaşamadıkları“zangoç ve Molla Sırat” tartışmasında ortaya çıkıyordu.

Tevfik Fikret’in 19 Ağustos 1915’te vefat etmesi, bu tartışmanın çok uzamadan sona ermesine sebep oldu belki. Ancak bu iki vatan ve millet şairinin ortak birçok yönü vardır. İşledikleri konular bir yana, üstüne titredikleri evlatlarının, her iki şairin de hayal ettikleri gençliği temsil edememeleri ikisi için de ayrı bedbahtlıktır olmuştur. Bunun yanında Fikret’in İstibdat döneminin baskılarında bunalan ruhu II. Meşrutiyet’in özgürlük havasında da teskin olmamış, Tevfik Fikret arzuladığı hürriyet zevkini tadamamıştır. Benzer duyguyu, Mehmet Akif de memleketin kurtuluşundan sonra yaşamış, istediği ve beklediği düzenin oluşmaması sebebiyle kendini gönüllü sürgün olarak Mısır’a hapsetmiştir. Kaderleri birbirine bu kadar benzeyen iki edibin, bu tartışmadan dolayı pişmanlık duyup duymadıkları ise ayrı bir merak konusudur.

Yaşar Vural

26/04/2011

Kaynakça:

1.Mehmet Kaplan, Tevfik Fikret (Devir, Şahsiyet, Eser) Dergâh Yay. İst. 1997

2.Fahri Güven, Âkif Fikret Kavgası, Milli Gazete, 26. 10. 2006 tarihli nüsha

3.Orhan Karavelli, Ölümünün Doksanıncı Yılında Tevfik Fikret ve Halûk Gerçeği, Pergamon yay. İst. 2005

4.Mehmet Akif Ersoy, Safahat, Gonca Yay. İst. 1987

5.Kenan Akyüz, Batı Tesirinde Türk Şiiri Antolojisi, İnkılap Yay.



Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum