AŞEKA

17 Temmuz 2017 0 yorum Denemeler-Makaleler 245 Görüntüleme

Bilmiyorum.

Temmuz’a yaz denmiyor buralarda. Gökyüzü denizle imtihan edildi bu sabah. Tektim o kaldırımda. Kaldırıp attığım tüm ikinci tekillerin yokuşundan tek indim, yuvarlandım da. İçime yuva yaptığından dar kaldım kendime…

Sonra sustum. Ölüsüne, ölü süsü verdim kırık bir aynanın. Ben burada hapşururum, o çok yaşasın; dondurma kutularından çıkan dolmalar gibi yaşasın. Umduğunu bulamayınca gözü dolan adamın, gözü dönen  kadına kavuşması etkili bir raks olmaz mı?

Sahi, bakma sen bana. Kül diye kalan tütmez her zaman. Şimdi gül diye de ilişemem tozlu raflara. Hem ben onları zararına sattım, kar amacı gütmedim üstelik bana kalanlarla. Sona kaldım, gülmedim. Sana kadardım, gitmedim.

Kardı, bekledim.

Yazdı, bekledim.  Tekledim, sende’lerken de sendeydim, düşmedim.

Dilim dedim, zam getirdi adıla. Adınla parçalamadığım her ne varsa, düne ithaf, yarına küstür. Dizimi çekip ‘yoksun’ların alnını karışladım. Bir süre geçtim vazgeçtiğin o yoldan da geçmedim solumdan. Geçirmedim tek bir harfini, elini tutmadan karşıdan karşıya.

İçim çarşı kalabalığı, ne yöne estiği belli değil rüzgarlarımın.

Şimdi, hangi felç tutacak dilden aşağımı. Hangi başucu kitabından çıkıp yüzüne. vuracak fotoğrafım?

Bizi ikiye bölen o deniz. Bize elbet çıkacak bir sokak var.  Ve benzi atmış dediğim bu yüzün hüznünden sual olur mu dedi aynalar?

Durdu sonra, ikisi dedi: ‘Aynılar.’

Yutkundum. Nutku tutulmuş bir haptım, yutuldum. Imlasında hata var diye kılavuzunu yırttım karanlığın,  imha edemedim yine.

Ama inan,

Içimdeki yangından canlı çıktım da, senin enkazında kaldım çoğu zaman.     Dibimi kazıdın, rastlamadın mı sana?Eceline susattın bir ölüyü. Gidişine gebe kalan o yara açıldı çoktan.  Düşükler yaptı kalem

O vakit,  Düştüğü gözden el sallar mı diye bana kavmimden göçen, o adam?

Anlat bana…

Acı eşken bana, leş deme hiç eşelediğin toprağa.

Anlat durma! Kör sokaklarında dilsizim. Görenlere sağır, duyanlara ima’sızım.

İkiletme, ikide bir terletme kelamı keskin bıçak bu, havlusu yok sırtında. Bir bakış boş veriliyorsa o işportada, nereye kurduysan tezgahını, güzergahını değiştirme boşa.

Iş, ortada ve halihazırda bekliyor bir bileği bir ayak. Kes ve kanat; nakaratına gelince, tüm sıradaki şarkılara inat, sıranı sav. Her şey, muavinin bagaja koyduğu, ‘Aman evladım, kırılmasın.’ diye tembihlendiği o bavulda gizliyse; susarım. Kırılan hayallerle dolu bir bavulu taşırım da söz, sövmem daha. Dövmem dizimi asla ama dinle, seni doğuranın hakkı için duy;

Bu coğrafyada unutulmuş bir iklimsin geceleri.

İlkimsin, son diye yazılan.  Gün, irkilsin. İt, girsin ayağının tozuyla def olursun defolu sancılardan. Suyuna giderek kuyusu kazıldı bazı aşkların. Kuruttu aşeka, karmaşık bir ağrıyı.

Senin köyünün delisiydim, işte bu yüzden aklımın odalarından firar ettim. Resmi kayıtlara da muhtemelen ‘dün’ diye geçecektim.

Dün sevgilim. Endamını yitiren bir mesafe gibiydim.

Seni en çok Kasım’ı Temmuz’a bağlayan o gecede sevdim.

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum