NAR AĞACI NARSIZ OLUR MU?

26 Temmuz 2017 0 yorum Denemeler-Makaleler 288 Görüntüleme

Kapitalizmin dev makinesi girdiği her coğrafyada hazır bulduğu her şeyi önüne katıp sürüklerken bir yandan da ardına yeni tohumlar eker. Emeğin metalaşması gibi yabancılaşma gibi ve tüketim çılgınlığı gibi meyveler verir bu tohumlar büyüdükçe. Hatta bazılarının meyveleri olgunlaştıkça değişik adlar alır. Çağladan kayısıya dönüşen meyve gibi üretim tarzı fordizmden post-fordizme geçer. Tüketim toplumu tüketimci topluma evrilir. Ne yazık ki çoğu dinin yasak saydığı bu meyveleri hepimiz büyük bir iştahla yeriz. İsraf, gösteriş, faiz, kibir, bencillik… Bizim başımıza gelen de budur kısaca. Çünkü Kutsal kitabında “Yiyiniz içiniz; fakat israf etmeyiniz! Çünkü Allah israf edenleri sevmez.” (Araf Suresi 31. Ayet) diyen bir dinin mensupları bile kapitalizmin ardından koşturarak onun ektiklerini yemekte söktüklerinin üzerini örtmekte yarışır hale geldi. Tüketmkapital-ekonomiek: kapitalizm yeni bir din olsa ibadet tarzı bu olurdu şüphesiz. Boşuna değil AVM’lerin ibadethanelere benzetilmesi. Bir dine girer gibi kapıldık kapitalizme ve tüketim girdabına. Hem de öyle bir alıştık ki tüketmeye önceden geçen her gün yaşanmış bir gün üretmek anlamına gelirken şimdi ömürden gün tüketmekle tarif edilir oldu. Gittiğimiz yollarda mesafeleri tükettiğimizi sandık ardımızda kilometrelerce yeni mesafeler ürettiğimizi bilmeden. Yalnızlığı kalabalıkların tüketimi olarak gördük kalabalıklar içinde de yalnız olduğumuzu umursamadan. Dualarımız vardı umut inşa eden şimdi amaçları korkuları tüketmek oldu. Anılarımızı tükettik adına unutmak diyip. Oysa bizim türkülerimiz hep hatırlamak ve yâd etmek üzerineydi. Aşk dedik kendimizi ve sevileni tükettik. Çünkü çoktan sürüklenip gitmişti aşkın kendini yeniden üretmek şeklindeki anlamı. Ayaklar altında ezilip parçalanmıştı Mecnun’un Leyla’ya aşkını anlatan meşhur mesnevinin sayfaları. Ah o dev makine! Türkülerimizi söktü topraklarımızdan ninnilerimizi ve ağıtlarımızı. Çarkları arasında çiğneyip tükürdü aşklarımızı, çilelerimizi, destanlarımızı. Safra gibi attı üzerimize tanınmaz hale gelmiş töremizi. Nihayet Ergenekon’dan yeniden çıkar gibi gelip dünyayı buyruğuna bağlayacak nesli çekip aldı masumca uyudukları beşiklerinden. Bağımlılık dediler nesillerin beyinlerine bulaşıp onları yok eden çağın bulaşıcı hastalığına. Çeşitlediler bir de sosyal medya bağımlılığı, sigara, alkol, uyuşturucu bağımlılığı, teknoloji bağımlılığı diye. Mehmet Akif bu dehşet verici makinenin kontrol merkezini tek dişi kalmış bir canavara benzetip medeniyet adını takmıştı ona. Çoğumuz anlamadık onu çünkü tadını bilmediğimiz yeni meyveleri dişlemekle meşguldük. Üstelik bunun yanlış olduğunu söyleyenlere cevabımız hazırdı: “Yiyecek başka bir şey yok ki.” Kaçımız bu meyveleri veren tohumları topraktan kazımayı denemiştik, kaçımız köklerini sökmeyi, dallarını kırmayı aklımıza getirmiştik? Kaçımız yeniden helal meyvelerin tohumlarını ekmeyi düşünmüştük bu topraklara? Pek azımız. Buna çabalayanlar da ahmak olarak görülmüşlerdi. Çağın nimetlerinin kıymetini bilmeyip boş hülyalar peşinde koşanlardı onlar. Onlar Galip Erdem’in deyişiyle ölünce hep diğerleri tarafından daha iyi yaşamış olması dilenecek olanlardı. Çünkü onlar bu toprakların kapitalizme özgü meyvelerinin ve beynelmilel hiçbir meyvenin bu topraklarda yetişmeyeceğine inanıyorlardı. Çünkü onlar şu dünyada üç şey vardır yenilir türküsünü biri elma biri ayva biri muz diye değiştirmeyip nar demekte direnenlerdi.[*] Tadı güzel olsa da nefsini perçinleyip muzların tadına bakmaksızın topraktan söküp yerine narlar dikmeyi görev edinenlerdi. Sadece kapitalizm yetmeyince narların kökünü kazımaya doğudan çekirge sürüleri saldılar üzerimize kıtlığa mahkûm olalım diye. Biliyorlardı ki bu ahmaklar (!) çekirge sürüsüne karşı koyacaklar. Ekini ve nesli onlardan kurtarmaya çalışacaklar. Böylece çekirge sürüsüyle beraber onlarla mücadele edenleri de zehirlediler. Böylece nar ekme sevdası nârdan bir gömlek olup geçti bu toprakların derdini yüklenen omuzlara.

Kapitalizmin dev dişlileri ve çekirge sürüleri kültürü ve nesli yok etmek için aralıksız çalıştı ve çalışmaya devam ediyor. Oysa yaradan bizi uyarmıştı iş başına geçince ekini ve nesli mahvetmek için didineceklere karşı. (Bakara Suresi 105. Ayet) Şimdi kim söyleyebilir bu bozguncuların kapitalistler yahut Marksistler olmadığını? Kâbe’den atılan putların para, devlet, güç, iktidar, akıl şeklinde aramızda yaşamaya devam etmediğini; insanların Tek Tanrı’yı terk edip yeni, modern tanrılar edinmediğini kim iddia edebilir?

 

[*] Galip Erdem’in “Biri Elma, Biri Ayva, Biri Muz!” yazısına atıfla

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

İlginizi Çekebilir

0 yorum